Hayatın kendisi gibi

14 Ağustos 2010 Cumartesi
Hayatın kendisi gibi

Hayatın kendisi gibi

Mustafa Kutlu, on yıldır güz mevsiminde neşrettiği ‘uzun hikâyelerini’, son birkaç yıldır Ramazana denk getiriyor.

ALİ İŞYAPAR

Bu yılın hikâyesi ise yine Dergâh Yayınları’ndan yayımlanan Zafer Yahut Hiç. İmkânsız bir aşkın hikâyesi. Aynı zamanda toplumun önemli bir kısmını teşkil eden, iyi semtlerde, alışveriş merkezlerinde, ‘önde gelen’ üniversitelerde, büyük şehirlerin orta göbeğinde ‘bizlerle’ yan yana pek göremediğimiz, unutulmuş, köşeye itilmiş, ama meslek sahibi olmuş, yetimhanelerde, solgun taşra kasabalarında, varoşlarda yaşamaya alışık ama hayatta kalabilen insanların... Gerçek insanlar... Gülmeyi de bilen, mücadeleye alışık, hem iyi, hem kötü; hayatın içindeki gibi...

Hikâye imkânsız bir aşkın hikâyesi çünkü kahramanları Doktor Ferit ve Oya Öğretmen, bir başkasının, Komser Bulut’un kırgınlığı pahasına kendi mutluluklarını ‘hesap edemeyecek’ kadar ‘ince’ insanlar. Her ikisi de öksüz ve yetim ancak her ikisi de bir gecekondu semtinde çalışabilecek kadar hizmet ehli. Hikâye, ‘gerçeğin hikâyesi’ çünkü hikâyenin geçtiği bu gecekondu muhiti, İstanbul’un çevresinde husule gelmiş semtlerden herhangi birisi olabilir. “Devletin halkın dinamizmine yetişemediği”, kendi yağıyla kavrulan, göz açıp kapayıncaya kadar önce mahalle, sonra belediye oluveren; sağlık ocağını, okulunu, belediye binasını, karakolunu yoktan var eden bir iklim. Tepeköy’ün sakinleri, yaşadıkları zorluklar, sergiledikleri mücadele, Kutlu’nun kaleminden adeta bir panorama olarak bütün renkleriyle zihnimizde canlanıyor. Doktor Ferit’in dayısı Belediye Başkanı Samet Görmüş ve ailesinin, Ferit’i neredeyse çocukluğundan beri yine bir imkânsız aşkla seven kızı mimar Canan’ın,  fedakâr, çilekeş ancak ‘kaya gibi’ bir kadın olan Neriman Hemşire’nin, ona duyduğu aşka rağmen aralarındaki ‘orantısızlık’ nedeniyle sürekli gülünç duruma düşen safdil oğlan Optik Oğuz’un, bıçkın delikanlı olarak geçirdiği gençlik yıllarının ardından Samet Başkan’ın kanatları altında Tepeköy’e sığınan Kahveci Hamdi’nin, uyuşturucu, kumar, gasp gibi birçok kirli iş çeviren Kolsuz Recep’in, hazine meraklısı bir maceraperest olan Ceneviz Mahmut’un ve daha nicelerinin hikâyeleri dile geliyor... Bütün bu hikâyeler, sunduğu okuma zevki ve neşrettiği renk dışında, Kutlu’nun eserlerinde sıklıkla karşımıza çıkan, köyden kente göç, çarpık kentleşme, sosyo-ekonomik açıdan alt kesimin zorlu yaşam koşulları, idealizmini kaybeden nesiller gibi temaları ele alarak 80 sonrası toplumumuzun içinde bulunduğu dinamikleri ‘gören göze göstermesini ve düşündürmesini biliyor’. 

Mustafa Kutlu’nun benimsediği tahkiye üslubunun yeni bir örneğini teşkil eden Zafer Yahut Hiç’te de kitabı oluşturan her bir bölümü birbirinden ayrı ayrı okumaya kalktığınızda bağımsız birer hikâyeyle karşılaşabilirsiniz. Hikâyeler arasında bütünlük sağlayan yegâne unsur tıpkı eski halk hikâyelerimiz ve destanlarımızda olduğu gibi kahramanlar olduğundan, alt hikâyeleri anlama sadedinde hiçbir zorluk çekmezsiniz. Bu yalın üslupta, çok katmanlı olay, zaman ve mekân örgüleriyle, ‘zekice akıl oyunlarıyla’ da yüz yüze gelmiyorsunuz. Ne söylenmek isteniyorsa, yine doğrudan, makyajsız ve ‘bizim dilimizle’ söyleniyor. ‘Ahlat ağacının gölgesi, domur domur terleyen testi, küpe çiçeği’ yeterince ‘kifayetli kelimeler’ olarak karşımıza çıkıyor. 

Zafer Yahut Hiç, serin ve canlı bir rüzgâr gibi suratımıza çarpıyor; bizi güldürüyor, ağlatıyor, gülümsetiyor; hayatın kendisi gibi...

Facebook Twitter



Tarih:14 Ağustos 2010 Cumartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

DİĞER KİTAP HABERLERİ

YAZARLAR

SICAK HABER