Ergenekon, Türk medyasının turnusol kâğıdı

9 Ocak 2010 Cumartesi
Ergenekon, Türk medyasının turnusol kâğıdı

Ergenekon, Türk medyasının turnusol kâğıdı

Medyanın Ergenekon Örgütü’nü aklamak için giriştiği mücadeleden yola çıkarak Türkiye’de kartel medyasının tarihini yazan Gültekin Avcı, Ergenekon’un Medya ile Dansı adını verdiği kitabında çok ilginç tespitlerde bulunuyor

MURAT ERGÜN

Dünyaya siyasetleri, ekonomileri ve kültürleriyle egemen olan güçlerin modern çağı çağırmalarıyla beraber her şey birden görsele döndü. Okumak, düşünmek toplumların hayatından hızla uzaklaştırıldı. Bunun yerine ikame edilense her şeyin görüntüden ibaret olduğuydu. Özellikle bizim toplumuzda okuma oranın nerelerde seyrettiğini bir hatırlarsak show’a düşkünlüğün de ne oranda olduğunu görürüz. Gösterinin bir parçası olan medya da bu ülkede kitlelerin yönlendirilmesi ve dönüştürülmesi için etkili bir mecra oldu. Bunu en son Ergenekon davasının başlangıç sürecinden bugüne olayların medya tarafından nasıl algılandığını görerek yeniden tecrübe etmiş olduk.

Medyanın Ergenekon Örgütü’nü aklamak için giriştiği mücadeleden yola çıkarak Türkiye’de kartel medyasının tarihini yazan Gültekin Avcı, Ergenekon’un Medya ile Dansı adını verdiği kitabında çok ilginç tespitlerde bulunuyor.

Kitap merkez medyanın birinci güç konumunu nasıl yitirdiğini anlatarak başlıyor. Aydın Doğan’ın pijamalarıyla dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’ı karşıladığının da hatırlatıldığı bu ilk bölümde, merkez medyanın gazeteci patronlardan işadamı patronlara geçişini, işin değil siyasi amaçların birincil duruma nasıl geçtiğini yazıyor. “Medya patronları, gazetecilik-habercilik faaliyetinin yanı sıra başkaca ticari faaliyetlerle de uğraşıyorsa, Türkiye’nin ekonomik yapısı gereği medyatik faaliyet ile parasal faaliyet arasında kaçınılmaz organik bir ilişki ortaya çıkmaktadır.” diyen Avcı, devlet üzerinden zenginleşmenin bugünün medyasına olan güveni azalttığına dikkati çekiyor.

Kitabın ayrıştırıcı birtakım özellikleri var. Mesela Avcı, sadece Türk medyasını değil, devlet-medya ilişkisinde dünyada durumun nasıl olduğunu da, bir olay etrafında anlatıyor. Türk medyasını da sadece Ergenekon davası üzerinden değil, geçmişte devletin medyayla olan ilişkisinden belgelerle söz açıyor. Kitap bu tarafıyla son otuz yıllık tarihimize daha yakından bakabilmemizi sağlıyor. Televizyonların dönüşümünü uzun uzadıya anlatıyor. 90’larda milliyetçi, ülkücü isimlerin gerçek hayatta bir karşılığı olduğunu, 2000’lerde ise bu gerçekliğin dönüştüğü boşluğu bir senaryo yoluyla da olsa Kurtlar Vadisi dizisinin doldurduğu iddiasında bulunuyor. Ergenekon’un Medya ile Dansı bazen sosyolojik bir araştırmadan çıkacak tezleri de kendisinde barındırıyor.

Türkiye provokasyona açık

“Bilhassa irfanına, kendine ve toplumuna yabancılaşmış, kadim değerlerini kaybetmiş, yeniden mevcudiyet sebeplerini arama bunalımında olan, bunlarla alakalı olarak da protest eğilimlere sahip bireylerden oluşmuş toplumlar, manipülasyonlara ve provokasyonlara açık toplumlardır. Bu toplum modellerinin başında ise Türkiye toplumu gelmektedir.” diyen Gültekin Avcı, 28 Şubat süreci ve son olarak Ergenekon davasında merkez medyanın tutumu sayesinde halkın nasıl yanlış yönlendirildiğine sözü getiriyor.

Medya aktörlerinin kimi zaman siyaset sahnesinde yer alan bir nâtık, kimi zaman illegal bir örgütün ya üyesi ya avukatı, kimi zaman da bu türden yapılanmaların soluklanma sahaları olabileceğini biz bu önemli kitap sayesinde ayan beyan görebiliyoruz. Fakat yine de her hâl ve şarta inat bu ülkenin medyası gittikçe büyüyor ve çeşitleniyor. Avcı kitabının son bölümünde medyanın bütün kirliliğini ortaya sererken, ümitvar olmayı da ihmal etmiyor. “Her şeye rağmen sevindirici olan, ülkemizde bugünkü medyanın eskisine oranla daha çoğulcu bir yapıda olması ve bu çok renkli yapı içinde demokrasi taraftarlığının önemli bir yer kazanmış olmasıdır.” diyor Avcı.

Kim kimdir, yakından tanıdık

“Ergenekon Operasyonu Türkiye’ye Neler Kazandırdı?” başlıklı bölüm ise kitabın ayrıca önem gösterilmesi gereken bölümü. Çünkü Ergenekon bu ülkede birtakım kavramların, grupların, siyasi faaliyetlerin yeniden tanımlanmasını gerekli kıldı. Haziran 2007’den bu yana, bu ülkeyi karanlığa sürüklemek isteyenlerin cephane hazırlıklarını görmekten usanır olduk. Medyasıyla, ordusuyla, üniversitesi ve siyasal aktörleriyle bu ülkenin damarını patlatmak isteyen guruplara yönelik operasyondan sonra Türkiye kimin kim olduğunu daha yakından tanımış oldu. Avcı’ya göre kazanımlardan bazıları şunlar; faşizan eğilimi olan aydınlar teşhir edildi, siyasi partiler gerçek hüviyetlerini ortaya çıkardı, ulusalcılık ve milliyetçilik farkı ortaya çıktı, genelkurmay tarafını belli etti.

 

Facebook Twitter



Tarih:9 Ocak 2010 Cumartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

DİĞER KİTAP HABERLERİ

YAZARLAR

SICAK HABER