




Gazeteci Yazar İhsan Yılmaz’ın ilk öykü kitabı Sınanmamış Kadın çıktı. Adını Don Kişot’un bir iç öyküsünden alan kitapta Yılmaz 11 farklı öyküyü anlatıyor
ERDİNÇ AKKOYUNLU
• Kitabın adını veren öykünün ismini Don Kişot’un bir iç öyküsünden aldığınızı biliyoruz; bu eserdeki ‘Sınanmamış Kadın’ fikrini keşfeden ilk yazar olmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Don Kişot, çok önemli bir kitap. Ancak son yıllarda, kısaltılmış çevirileri daha çok satılıyor. O nedenle okurlar, kitabın orijinalinde olan birçok yan hikâyeyi son yıllarda bulamıyor. Bana ilham olan yan hikâye de, piyasada satılan birçok Don Kişot çevirisinde yok. Eserdeki ‘sınanmamış kadın’ fikrini ilk ben mi keşfettim bilmiyorum ama kitabı yıllar önce okurken ‘Sınanmamış kadın erdemli sayılmaz’ cümlesini defterlerimden birine not etmişim. Öyküler yazmaya başladığım yıllarda, karısının sadakatini takıntı haline getirmiş bir adamın hikâyesini yazmak istedim. Don Kişot’taki bu cümleyi de kendime çıkış noktası yapmayı uygun buldum. Ancak bu cümlenin geçtiği hikâyeyi bulmak için epey uğraştım, kitabı yeniden okudum diyebilirim! Yaklaşık dört yüz yıl önce geçen bu hikâyede, soylu bir adam karısının sandığı kadar kusursuz ve iffetli olup olmadığını merak ediyor. ‘Korkudan ya da fırsat bulamamaktan olgun davranan kadına; iltifat edildiği, sıkıştırıldığı halde doğru yoldan ayrılmayan kadına gösterdiğim saygıyı gösteremem’ diyor. Karısının sadakatini sınamak için de en yakın arkadaşını güçlükle ikna ediyor. Benim kahramanım da benzer sadakat testini yapmaya karar veriyor.
• Sınanmamış Kadın nasıl tepkiler aldı?
Tepkiler alırken beni asıl sevindiren; birçok kişinin ‘en sevdiği hikâye’ olarak hep farklı farklı öyküleri söylemesiydi. 11 öykü var kitapta ve hepsinin de insanları bir yerinden yakaladığını düşünmeme neden oldu bu tür değerlendirmeler. İlk baskı Türkiye’de öykü kitapları için oldukça iyi sayılan iki bin adet basıldı. Yirmi gün gibi kısa sürede ikinci baskıya geçildi.
• Kendinizi öykücü-romancı ayrımının neresinde görüyorsunuz?
Kendimi bir kategorinin içinde görmem için çok erken. Ancak ben yazarların farklı türlerde eser vermesini doğru buluyorum. Söyleyecek sözü olanı belli bir türün içine mahkûm etmenin anlamı yok. Türk edebiyatında da muhteşem öykülerin ardından muhteşem romanlar yazmış çok yazar var. O nedenle romanla öykü arasında kalın bir duvar yok. Benim kişisel çizgim ise, öykülerde kendimi daha rahat ifade edeceğim yönünde. Bundan sonraki kitabım da bir öykü kitabı olacak. Daha doğrusu yazın hayatımda öykü hep olacak. Ancak roman da kayıtsız kalamayacağım bir tür. Karma bir çizgi izlemeyi planlıyorum.
Gazetecilik ve edebiyat çok farklı
• Her şeyi açıkça bulmak isteyen, metinlerle yorulma uğraşında olmayan okura derdinizi anlatamama kaygısı yaşayacağınızı düşüyor musunuz?
Okur benim vermek istediğimi almak zorunda değil. Nasıl ki, her okur 11 öykülük bir kitapta başka başka öyküleri daha çok seviyor, kendisine yakın bir kahraman buluyorsa, her öyküden yaşama dair farklı yorumlar da çıkaracaktır. Yoksa Kafka’nın kısacık Dönüşüm kitabı hakkında binlerce sayfa eleştiri, binlerce farklı yorum yapılamazdı. Hayata nasıl bakıyorsak, o an duyarlılıklarımız neyin üzerine yoğunlaşmışsa, okuduğumuz metinlerden o doğrultuda yorumlar çıkarıyoruz. O nedenle okura derdimi anlatamama gibi bir kaygım hiç olmadı.
• Gazeteci olarak edebiyat ile uğraşmanın zorlukları ve keyifli yanları nelerdir?
Gazetecilik de yazarlık da birbirine benzer görünse de çok farklı disiplinler. Gazeteciliğin katı yazım kuralları, bir metni oluştururken ‘olmazsa olmaz’ları vardır. Size bir yazım biçimi dayatır. Edebiyatta ise daha özgürsünüz yazarken. Eğer birine öykünmüyorsanız istediğiniz gibi yazarsınız. Gazeteci olarak edebiyatla ilgilenirken, mesleğin dayattığı yazım biçimi işinizi zorlaştırabilir. Kalıpları kırmakta zorlanabilirsiniz. Ama katkısı var. Edebiyat sosyal hayattan beslenir. Gazeteciler de hayatın içinde olan kişiler. Ülkede insana dair ne varsa ona bir şekilde müdahil oluyorlar.