Benzersiz hayal ustası: İhsan Oktay Anar

6 Şubat 2010 Cumartesi
Benzersiz hayal ustası: İhsan Oktay Anar

Benzersiz hayal ustası: İhsan Oktay Anar

Kimi yazarlar öyle biriciktir ki hiç yazı yazmamış olsalardı eksikliklerini hissetmezdik. İhsan Oktay Anar onlardan biri. O, kırık dökük tarih bilgileriyle tanıdığımız Osmanlı’nın günlük yaşamını, benzersiz bir üslupla okurla buluşturmakla kalmıyor; Türk edebiyatında, Osmanlı döneminde geçen bir öykü yazmak isteyenleri de kuşkusuz derinden etkiliyor

ERDİNÇ AKKOYUNLU

İhsan Oktay Anar’ın, yazı iddiasıyla ve yazdıklarıyla, roman yazan bir kişinin söylemesi gereken “edebiyatçıyım” deyişi ve bu uğraş anlamında edebiyata bir şey katmak; böylece anılmak gibi bir derdi yok. Çünkü bu söylemi dile getiren romancının, kendisinden öncekilerin tekniği ve üslubunu alarak, kendinden sonrakilere sunacağı tarzını üslubunu oluşturması lazım. Fakat Anar, öyle bir üslupla romanlarını üretiyor ki, ne kendinden öncekilerin böyle bir üslubu yaratmışlığı ne çağdaşlarının ya da kendinden sonra geleceklerin gidebilecekleri bir izi var yazarın. O kadar kendine has, o kadar kendine bağlı ve o kadar “aykırı” bir üslubu var ki Anar’ın, yazının iyi yazanlara özenerek önce onları taklit edip sonra da özgün olmaya çalışmak olduğunu düşündüğümüzde, Anar’a öykünenlerin büyük bir sıkıntı duyacakları, duydukları kuşkusuz. Çünkü James Joyce’nin bile izinden, üslubundan bazı yazarların yürüyebildiğini görsek de Anar’ın henüz ne izinden giden olabildi ne de bundan sonra giden çıkabilecektir. Bir romancı eserinde gerçek ile hayal çizgisini belirgin ya da ancak ustasının fark edeceği incelikle çizer ki yazdığının sanata dayandığını gerçek hayat olmadığını anlayalım... İhsan Oktay Anar, bu çizgiyi “kullanmıyor”... O, sanki yazdığı çağdan çıkıp, o günden bu güne tüm roman gelişimin izleyip, üslubunu hiç değiştirmeden, yazdığı döneminin yaşamışı gibi yazıyor. Bunu “başarmakla” da kalmıyor, romanına kattığı detaylarla da bende ciddi şekilde kendisinin reenkarnasyona uğradığı fikrini uyandırıyor. İletişim Yayınları’ndan çıkan Puslu Kıtalar Atlası’nı ya da Suskunlar’ı okurken reenkarnasyon fikrime katılmayan çıkar mı bilmiyorum; Amat’ta ise eski denizci tabirlerini (ki yenisini bile bilmiyoruz) romanda çok kullandığından yazarın yaşadıklarını anlattığı düşüncemizi biraz zorlanarak sürdürdük; ama sürdürdük...

Osmanlı tarihinde geçen bir öykü yazma çalışması sürdüren herkesi öyle ya da böyle etkileyen Anar’ın sadece üslubu kendine has bir nitelik taşımıyor. Romanlarının derinliği de yazara özgü bir nitelikte. Bir defa Anar’ın dünya umurunda olmadığını söylemek gerek. Yani Anar, bir üslupla ve kendi geliştirdiği bir teknik ile yazıyor; derdi edebiyatçılarda olması gerektiği gibi edebiyata katkıda bulunmak; kalıcı olmak değil. Sadece yazmak. Ve okuru gidip Anar’ı, hiçbir tanıtım çabası olmamasına karşın her seferinde gidip buluyor. Bu kalabalık buluşmadan memnuniyetsizlikle ayrılan olduğunu söylemek de, öyle en cesur bir boşboğazın bile haddine değil. Ama vurguladığım gibi Anar, romanlarını o çağda yaşamış gibi aktardığından çok fazla karaktere çok hakim ve karakterler romanlarda çok yerde görünüyor bu nedenle de romanın ana kişilerinin okurun zihnindeki derinliği biraz sığ kalıyor, roller romandaki kalabalık kasta adaletle dağıtıldığından. Belki de Anar için yapılabilecek tek eleştiri budur... Anar’ın üslubu bu derinlik sorununun temelinde yattığından ötürü, yazarın bu konu için daha fazla çaba gösterip, ana karakterlerinin derinlerine ineceğini değil, romanın mecrasını yayarak daha fazla karakteri, her romanında bir kat fazla artan inandırıcılığıyla okura sunacağını düşünüyorum.

Sonuç olarak; İhsan Oktay Anar, edebiyatımızda olmayan bir boşluğu dolduran yazar olarak değil; kendi üslubunu ve derinliğini edebiyatımıza taşıyarak, “yeniyi” yaratmış, edebiyatı ile edebiyatçıyım diyenden daha iddiasız ama çok daha iyi yazan; yazmanın o eski çağlardaki amacın sadece yazmak olduğu kadarki saf metinler üreten ve önünde saygıyla eğildiğim bir yazar... Ama Anar’ı tanımış bir okur olarak, onun yokluğunun büyük bir boşluk doğuracağını da söylemeden edemem. Nihayetinde İhsan Oktay Anar, üzerine daima yazılması, konuşulması ve özellikle de okunması gereken bir yazar...  Hatta Uzun İhsan Efendi...

 

Facebook Twitter



Tarih:6 Şubat 2010 Cumartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER