




“Şiirde imge neyse, fotoğrafta da ışık o. Şiirde imge varsa, kapalılık vardır. Fotoğrafta da ışık varsa, gölge vardır. Ve gölge çoğu zaman koyu bir hüzündür de” diyen bir şairin fotoğraflı şiir kitabı çıktı bugünlerde. Necip Evlice. Şair, yayıncı, fotoğrafçı... Ankara’da yaşıyor. ‘Huylanışlar’ıyla katkıda bulundu ân(ı)ların belleğine
MERVE KOÇAK KURT
Fotoğraf toplamak, dünyayı biriktirmektir. Hayatı; suretleri, gölgeleri, renkleri ve renksizliğiyle... Hayatı biriktirmek! Hatta hayattan fazlasını bazen. Ansel Adams’ın tanımıyla, aşk ve ifşa aracıdır da aynı zamanda fotoğraf. Peki ya şiir? Şiir de ruha sözcüklerden aracılar kılmaktır. Ona soyut elbiseler giydirmektir ve hatta ötesi...
Şairin fotoğrafları
Fotoğrafla şiir yan yana durur çoğu zaman. Ondandır konuya böyle girişim. Ama doğrusu, elimdeki kitabı ‘şiirli fotoğraf’ mı yoksa ‘fotoğraflı şiir’ diye mi tanımlayacağımı bilemedim. Necip Evlice’nin Huylanışlar’ından bahsediyorum. Öncü Kitap’tan çıkan kitabından. Hem şiir var içinde hem fotoğraf... Karşımızda hem bir şair var hem bir fotoğrafçı.
Necip Evlice ‘şairler yatağı’ olarak bilinen Kahramanmaraş doğumlu, kütüphanecilik mezunu bir yayıncı. 1979’dan beri dergilerde yazı ve şiirleri yayımlanmakta. Aynı zamanda bir fotoğrafçı. FSK (Fotoğraf Sanatı Kurumu Derneği) bünyesinde fotoğraf çalışmalarını sürdürüyor. En iyisi aslında bazı şeyleri şairin kendi kaleminden anlatmak! “Şiir ve fotoğraf... ikisi de birbirinin alanına girmeyen ama birbirine benzer duygular veren sanat eylemleri. Şiir, nasıl ki imgelerle her okuyana farklı şeyler duyumsatıyorsa, fotoğraf da zamandan ve mekandan koparılmış olmasıyla, her görene farklı şeyler anlatır. Şiir, sözcüklerle bir duygunun, bir düşüncenin, bir coşkunun fotoğrafını yaparken; fotoğraf da, görüntülerle, bir anın, bir rengin, bir ışığın şiirini yazar.” Fotoğrafçının şiirleri Huylanışlar, çizimler, deniz savunmaları, rüzgâr atından hiç inmedi gibi bölüm başlıkları olan bir kitap Huylanışlar’ Sularda şiirinde, “açmamış çiçekler gibi/ saklanır kahır şimdi/ öyle bir zordayım ki/ sözcükler boyumu aşar/ salıklanan susmak/ ölümle bir gelir bana/ şiir ki/ buğulanır içimde/ olmasa da söz bakışlılar” derken, Şair ne kadar da hüzünlü. Sürgün’de ise sorgulayıcı: “Sırrımız aydınlıktı/ bilmedik/ yalınkat göğüsledik zoru/ üstümüze yıkılan suç/ yaşanan/ umarsızlıktı çoğul boyutlu/ ve akılalmaz bitkinlik sürgün değil de ne” Şair’in Yorum’unda bile bir soru gizli: “sürçmeyen bir dille/ sevgi üleştiren/ aşkı öğreten çocuklara/ hep diri kalabilen/ eksi sıcaklıklarda/ kimlerdi” O Gün’de “tutkular edinildi yeni/ ağır yazgılar yaşanır/ boynumuzda urgan/ daralır günler/ sürerken sessizlik/ ekmeğe katıktır yaşam” diye kulaklarımıza fısıldayan Şair’in bir de Yemin’i var: “bir gülümseyiş kendini/ acının derinliğinde sınar/ zaman açar kıyısından/ kendini özleyen anılara” İçimde Bir Sorgulama’ya ve bıraktığı etkiye ne demeli: “tınmaz bir hüzün vardır ya/ kara kuru yüzüyle köşesinde/ izbe görüntüler bırakır pencereme/ bir hece gibi geceden/ uykulardan taşan can acısı/ içime dolan çığlık/ silinmeyen iz.”
Huylanışlar’da Evlice’nin insana ve doğaya dair bir arayışın izlerini bulabiliyoruz. Şairin fotoğraflarına yansıyan keşfetme serüveni, şiirini de etkilemiş anlaşılan: “burda durmalısın kâşif/ yüreğimiz çürümeye yüz tuttu/ düşenin düşü,/ görenin gözü için/ geri dön kâşif,/ geri dön ve bekle/ bekle ki,/ zaman bir şeyler üretsin/ bekle ki,/ içimiz gücenikliğini unutsun”. “oyun yazmak için de/ bir başka oyun oynanabilir” diyen Evlice, aynı zamanda oyunun sonunu da biliyor gibi. Nereden mi anlıyoruz bunu? Rüzgâr Atından Hiç İnmedi’den: “onu bunu bilmem/ yolculuk tamamlanacaktır/ rüzgâr atından hiç inmeyecek/ yüreğimde darağaçlarıyla danseden/ ne bir kadın/ ne bir aşk kalacak/ hiçbir şey bilmediğim kadar biliyorum/ yerimde bir avuç boşluk da kalmayacak/ ve dahi çare yok/ yanmaktır yolculuk.”