Bugün beşeriyet târihinin en büyük dehâlarından birinin ölüm yıldönümü. Nisbeten kısa ömründe unutulmayacak kadar önemli eserler vücûda getiren ve 20. Yüzyıl’da pek çok başka büyük dehâyı derinden etkileyerek onlara ilham kaynağı olan bir şahıs.
Ünlü Fransız Yıldızı Jean-Paul Belmondo onun hakkında şu satırları kaleme almışdı:
“Benim boks yaptığımı bilirsiniz. Boksda esas rakıybi yumruklayarak sarsmak ve devirmekdir. Ama onun sözlerini okudukça ben bizzat yumruklanmış ve sarsılmış gibi oluyorum.”
Stefan Zweig gibi, Bob Dylan gibi, Beatles gibi daha pek çok başkalarına ilham kaynağı olan biri. Zâten eğer o ve onun eseri olmasaydı muhtemelen Sürrealizm (Üstgerçekçilik) akımı da olmazdı yâhut olsaydı bile epeyi değişik bir tarzda tezâhür ederdi.
Evet, büyük Fransız şâiri Arthur Rimbaud (Artür Rembo)’dan sözetdiğimi herhalde tahmîn etmişsinizdir. 20 Ekim 1854’de Charleville (Şarlövil)’de dünyâya gelen
San’atkârımızı bundan tam 118 yıl önce, 10 Kasım 1891 günü Marsilya’dakaybetmişdik.
İşin garibi 20. Yüzyıl şiir sanatını böylesine etkileyen bir kimsenin, 15 yaşında şiire başladıkdan sonra düzinelerce edebiyat şâheserini sâdece altı yıl içinde yaratıp 21 yaşında bir daha geri dönmemecesine şiiri terk etmesidir. Rimbaud o altı yıl içinde bir diğer şiir dehâsı olan Paul Verlaine (1844-1896) ile çılgınca bir eşcinsel ilişki yaşamış. Verlaine onun yüzünden karısını bırakmış ve bir gece Brüksel’de tabancasını çekip Rimbaud’yu elinden yaraladığı için iki yıl hapis yatmışdır.
Rimbaud şiirle alâkasını kopardıkdan sonra gezgin bir hayat sürerek o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalarını teşkîl eden Aden, Mısır ve Habeşistan’a kadar uzanmış. Bahârat, deri ve silah ticâretiyle uğraşmış ve 1890’da nihâyet Marsilya’da tekrar Fransız toprağına ayak basdıkdan sonra dizindeki bir çıban yüzünden o bacağı kesilmiş, müteâkıben kemik kanserine yakalanarak büyük acılarla 37 yaşında 1891’de ölmüşdür.
Türkçede az çok bilinen tek şiiri, 25 dörtlükden oluşan o hârikulâde “Sarhoş Gemi” (Le Bateau ivre) adlı âbidevî eserdir. Onun son dörtlüğüyle bitirelim bugünkimâtem yazımızı:
“Ben sizinle sarmaş dolaşolmuşum dalgalar,
Pamuk yüklü gemilerin ardındagezemem,
Doyurmaz artık beni bayraklar,bandıralar,
Mahkûm gemilerin sularındagezemem.”
(Je ne puis plus, baigné de vos longueurs,ô lames,
Enlever leur sillage aux porteurs de cotons,
Ni traverser l’orgueil des drapeaux et des flammes,
Ni nager sous les yeux horribles despontons.)
Anısı önünde tâzimle eğiliyorum.
Düğümü ‘itiraf’ çözdü
Yüzde 80 Şansı var
YARSAV fişledi biz de aldık
Aktan ‘konuşan benim’ Kazan ‘görüştüm’ dedi
Ben hepinizin annesiyim
12 Eylül’de Evren ile aynı oyu veremem
Ergenekonsuz Türkiye için DSP’de toplu istifa
‘Türbanı çözeceğiz’ derken tesettür ‘rahibe kıyafeti’ oldu
Ülkücü paradigmanın iflası
Bedri ile Fazıl