Mahinur Özdemir adında bir genç kadın Brüksel parlamentosunda milletvekili olarak görevine başladı. İyi eğitimli, başarılı, girişken ve görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla da sempatik bir politikacı.
Özdemir, Türkiye için çok genç sayılabilecek bir yaşta, 26 yaşında Meclis’e girmeyi başardı.
Medya diliyle söyleyelim; bir başarı öyküsünün bütün unsurları tamamdır. Belçika için öyküyü tamamlayan bir başka unsur da genç milletvekilinin başörtülü olması. Ama Avrupa’nın kalbindeki, bu bütün yolların kesiştiği ülke
Mahinur Özdemir’i hiç yadırgamadı. Bırakın yadırgamayı, doğal bir kabulle sisteminin bir parçası haline getirerek bu konuda son zamanlarda pek de iyi sınav vermeyen Avrupa’ya da örnek oldu. Belçika, inanç özgürlüğünün pazarlığı olamayacağı kabulü üzerinden bir demokrasi dersi verdi.
Peki Türk basını bu dersin sınavından geçebildi mi?
Özdemir’in yemin edeceği önceki günün akşamına kadar hemen hemen bütün televizyonların haber başlığı
‘Belçika’da türban krizi’ydi. Canlı bağlantılar bütün Belçika’nın alarma geçtiğini haykırıyor ve bir gerilim filmi tansiyonunda tekrarlanıp duruyordu.
Gerçekte böyle bir şey yoktu. Belçika medyası
Mahinur’un türbanını Brüksel metrosunun yeni hatlarını hangi istikametten geçeceği sorunu kadar bile tartışmamıştı.
Bazılarımız için türban sadece
‘kriz’ demek. Türbanlı, sadece kriz çıkaran kadın anlamına geliyor ve eğer kriz çıkarmıyorsa türbanın da onu takanın da haber değeri bulunmuyor.
Şimdi aramızda bu analizi de alınganlık konusu yapanlar olabilir ama dünkü gazetelere bakalım da öyle karar verelim.
Bugüne kadar hep birlikte, bırakın herhangi bir ülkede değil vekil olmuş genç-yaşlı bütün kadınları, üniversite diploması alabilenleri bile birinci sayfalarımıza taşıyıp günlerce haber yapmadık mı? Onlarla gurur duyduğumuzu ilan etmedik mi?
Erkek- kadın ayırmadan her başarı öyküsünü biraz da abartarak yayınlamadık mı?
Peki şimdi ne değişti? Ne değişti de Belçikalı vekil hanım başkalarına cömertçe sunulan birinci sayfalara konulmuyor; bırakın birinci sayfaları içerlerde, hiç olmazsa günlük magazin malzemelerin bulduğu yeri bulamıyor?
Haberin neresi eksik, arkadaşlar?
Öykünün kahramanı genç mi? Genç. Başarılı mı? Başarılı. Yaptığı iş orijinal mi? Orijinal. Güzel mi? Güzel...
Başörtüsü hepsini bir kalemde silip atıyor, öyle mi?
Bu, artık demode olmuş, sırıtan, taşınamaz hale gelen çifte standarda itiraz ediyorum.
Umulduğu gibi bir kriz unsuru olsa, Belçika’yı ikiye bölse ve üzerine bir de
‘Türklerin imajı kötü oldu’ türünden bir sos ekilebilse manşeti garantileyeceğine şüphe olmayan
Mahinur Özdemir’i sadece başörtülü olduğu için görmezden gelen anlayışı kabul edemiyorum.
Değişen, farklılıklarının birbirini anlama çabası sergilemekte olan Türkiye için o fotoğraf bulunmaz bir fırsattı oysa. Bu güzel öyküyü dikkatlerden kaçırıp, küçümsemek yerine, Türkiye’nin Avrupa’daki gücünün, dinamizminin ve vizyonunun bir parçası olarak görmek, göstermek zor olmamalıydı. Tıpkı o ülkede bakanlık yapan
Emir Kır gibi, tıpkı Almanya’da
Cem Özdemir gibi, tıpkı Hollanda’da
Emine Bozkurt ve sayıları giderek artan; bulundukları ülkenin siyasal temsilcisi olmayı başaran diğerleri gibi... Yapacağımız da bu kadar zaten. Ne kadar övsek de her biri kendi seçmenleri ve ülkeleri için çalışacaklar.
Anladık... Türkiye’deki bütün başörtülü kızlar şeriat devletinin gizli üyeleri ve bizler gece uyurken onlar sinsice çalışıyorlar tamam ama; nüfusunun tamamına yakını Hıristiyan olan Belçika’da ne kadar vehmetsek de böyle bir tehlike bulunmuyor. Yani, bu genç hanıma
‘aferin Mahinur’ demekle ne bizim, ne de Belçika’nın rejimi tehlikeye girecekti.