Yıl 2010... Ve neredeyse tüm gazetelerin manşetlerinde dün kerpiç vardı. Kerpiç ne? Toprak ve samanın kurutulup bina yapılması için “uygun” hale getirilmiş şekli.
Kerpiç manşetlerdeydi, çünkü Elazığ köylerindeki yoksul köylülerimiz kerpiç evlerde oturdukları için depremin kurbanı olmuşlardı.
Daha doğrusu...
İTÜ Mimarlık Fakültesi’nin Maslak Kampüsü’ndeki “örnek kerpiç ev” köylere model olamadığı için ölmüşlerdi...
***
Avrupa’da köylülüğün toplumsal hayata en yoğun şekilde nüfuz ettiği ülkelerin başında her halde Fransa gelir...
Belki de bu yüzden, Sanayi Devrimi’nin en parlak ülkelerinden biri olan Fransa’nın “Bilgi Çağı” diye nitelendirdiğimiz yeni çağa geçişinde büyük sancıları var. Hatta ciddi bir rötarı da...
Ama baktım, biz kerpiç ile doğru inşaat teknolojisini birleştiremez iken, onlar sessiz sedasız yedi bakanlığın öncülüğünde dört aydır sürdürdükleri “Ulusal Nanoteknoloji Konferansı”nı bitirmekteler...
***
Nano, bilim alanında metrenin milyarda biri anlamına gelen bir ölçü birimi...
Yunanca’da da “cüce” anlamına gelmekte...
Bilim, nanoteknoloji sayesinde doğanın sırlarını çözmeye çalışmakta...
Tıp, elektronik ve makine, nanoteknolojiyi en çok ve yoğun kullanan sektörler...
***
Fransa’da şimdiden bir anti-nanoteknoloji cephesi de doğmuş vaziyette...
Nitekim...
Paris’te Maison de la Chimie salonunda düzenlenen konferansın kapanış seansı dört aydır devam eden toplantıların en sakini oldu.
Gerçekten de dört aydır, nanoteknolojilere karşı olan sivil toplum örgütlerinin gösterilerinden bıkan konferans sorumluları, bu son toplantıyı 200 bilirkişiyi davet ederek kapalı bir seans biçiminde yaptı.
Diğer yandan “nanodünya”ya karşı olanlar, aynı anda Paris’te başka bir alternatif tartışma düzenlemeyi tercih etmişlerdi.
***
Konferans komisyonunun belirttiğine göre, dört ay boyunca düzenlenen toplantılarda beliren kaygılar, birçok meslek gruplarının, sendika, tüketici ve çevre koruyucusu sivil toplum örgütlerinin konferansa sunduğu katkılarla uyum içerisinde gözükmekte...
Bu kaygıların aşağı yukarı bütünü, nanoteknolojilerin gündelik, bilişimsel ve tıbbi tatbikleri arasında farklılıklara dikkati çekmekte...
Gündelik kullanımlarında (gıda, makyaj maddeleri, giysiler, arabalar, temizlik malzemeleri...) bu nanoteknolojilerle ilgili toksikolojik ve çevre kirlenmesi tehlikeleri hakkındaki çalışmaların çok az olduğu üzerinde durulmakta... Kamusal araştırma bütçelerinin sadece yüzde üçünün nanoteknolojilerin tehlikeleri ile ilgili araştırmalara, geri kalanının ise nanoteknoloji ürünlerinin geliştirilmesine harcandığı vurgulanmakta...
Bilişimsel tatbiklere gelince, belli başlı kaygılar bilhassa birey özgürlükleri ve bireyleri sürekli takip etmeyi amaçlayan gizli ve gözükmeyen gözlem sistemleri üzerinde odaklaşmakta...
Tıbbi uygulamalar ise yeni tedavi yaklaşımlarına yönelik umutların belirmesine imkân verirken, (daha belirli tıbbi resimler, daha seçmeli nanoilaçlar, Parkinson gibi hastalıkların tedavisi) buna karşın beyine sokulabilecek nanomalzemelerle “insandan öte” veya “daha ileri insan” gibi yaratıkların ortaya çıkabileceğinden duyulan kaygılar da dile getirilmekte...
***
Bunun yanında, enerji tüketimini azaltıcı minyatür sistem taraftarları, güneş enerjisi panolarını daha etkin kılmayı amaçlayanlar, yakıt pillerinin hidrojenini daha etkin biçimde stoklama yanlıları veya kirli suları arıtma sistemlerini geliştirmeyi hedefleyenler gibi bu teknolojileri istisnasız ve koşulsuz kabul eden bir dolu sektör de var.
Çağı yakalamakta patinaj yapan Fransa, nanoteknoloji konuşmakla kalmamakta, bu çağın teknolojisinin muhaliflerini de üretmekte...
***
Kıyas bilincin anahtarıdır...
Kıyas deyince, Fransa’daki haberi de sadece “ikincigrup.com”da buldum.
Soruma gelince...
Asıl gündemi tartışmadan...
Siyasetle yatıp siyasetle kalkarak...
Türkiye’yi sadece Saray’dan ibaret sanarak...
Bilim ve teknolojiyi toplumsal yaşamdan tamamen dışlayarak...
Kerpiçten nanoteknolojiye zıplayabilecek miyiz?
Umutluysanız nasıl?
Yoksa asıl durumu halk deyişi mi söylüyor:
“Tezekten terazinin boktan olur dirhemi”...
Düğümü ‘itiraf’ çözdü
Yüzde 80 Şansı var
Aktan ‘konuşan benim’ Kazan ‘görüştüm’ dedi
YARSAV fişledi biz de aldık
Ülkücü paradigmanın iflası
Ben hepinizin annesiyim
12 Eylül’de Evren ile aynı oyu veremem
‘Türbanı çözeceğiz’ derken tesettür ‘rahibe kıyafeti’ oldu
Bedri ile Fazıl
Ergenekonsuz Türkiye için DSP’de toplu istifa