Cumartesi akşamı bir telefon. Ethem (Sancak) bey... ‘Mustafa, Cihan aradı, Hasan kalp krizi geçirmiş... Galiba geri döndüremiyorlar’ diyor ve susuyor. Ben ise, kaç kez ‘olamaz’ dediğimi hatırlayamıyorum, belki bir mucize duyarım umuduyla Cihan Kamer’i arıyorum... Sadece ‘Doğru mu?’ diye sorabiliyorum. ‘İnşallah doğru değildir, inşallah değildir ...’ diyebiliyor ve ardından gözyaşları. O ses zaten herşeyi anlatıyordu, kaybetmiştik.
Hasan beyi, Hasan Ağabeyi, Hasan kardeşi, en çok da Hasan ‘arkadaş’ı kaybetmiştik. Kaybetmiştik ama inanamıyorduk, inanamıyoruz da...
Çünkü, Hasan bey ölemezdi, çünkü ölüm ona yakışmazdı, çünkü bütün ülke onunla ve eşi Aysel hanımla sevinmişti, çünkü tatilden dönecekti ve çok şeyler konuşacaktık, çünkü o unutulmaz maçların tadını çıkaracaktık, çünkü o ‘nasılsın arkadaş’ diyecekti ben de hiç hoşlanmadığı şöhret için ona takılacaktım, çünkü, çünkü...
Hasan Doğan, herkesin tanımakla, tanıdığını söylemekle, onunla arkadaş veya tanış olmakla mutlu olduğu insanlardan biriydi. Çünkü, Hasan bey demek kalite demekti. O’nu da en çok bu kelime anlatır; kalite...
Değersiz işlerle, değersiz sohbetlerle vakit geçirmeyen, ön yargısız, demokrat yaratılışlı bir kaliteyi kaybettik. Yaşayacağı her gün bu ülkeye bir değer katabilecekken, ölüm onu bizden aldı.
Bir futbol yıldızı değildi, medya starı veya politikacı da değildi. Hayatı hep başarılarla geçti ama kendi PR’ına düşkün, bir gözü medyada olanlardan da değildi. Dört ay öncesine kadar sokaktaki insan tarafından da tanınmıyordu. Ama cenazesi çok az kişiye nasip olacak bir uğurlamaya sahne oldu. Milli takımın Avrupa Şampiyonası’ndaki başarısının mimarıydı. Hayatındaki yüksek standardı futbola da taşıdı. Şikeyle, ahbap-çavuş ilişkileriyle, perde arkası oyunlarla anılan futbola adaleti getirmeyi başardı. Futbol, sadece dört ayda itibarlı, iyi yetişmiş insanların uğraşı haline geldi, değer kazandı.
Son dakika golleriyle gelen o büyük coşku, eşiyle birlikte hepimiz adına yaşadığı sevincin fotoğrafı ise hafızalara kazınacak, on yıllarca unutulmayacak. Hayatı gibi, o sevinç tablosu da bundan sonra bir referans olacak. Sevincini ve üzüntüsünü dışa vurmayan bir sakin adamın, herkes adına yaşadığı o coşkunun resmi erken ölümünü daha da büyük bir acıya dönüştürdü.
Hayatı boyunca O’nu bir kez bile görmemiş olan insanların cenaze törenine koşmaları, tabutunu omuzlamaları, ağlamaları, dualar göndermeleri içtenliğe ve iyi olmaya verilmiş muhteşem bir ödüldür. İyiliğin, dürüstlüğün, insanlığın, sadece işini yapmanın ve yeri geldiğinde hiçbir komplekse kapılmadan insanların kalbine dokunmanın ödülü... Ölüm haberi duyulduğu andan cenaze törenine kadar yaşananlar gösterdi ki bu ülkenin insanı aslında sadece bu değerlere ödül veriyor.
Ne yazık ki Hasan beyin kalbi, milyonların yüreğine ulaşan o hassas dokunuşun ağır mesaisine yenik düştü. Geride bundan sonra asla düşürülemeyecek bir yüksek standart, yüksek ahlak ve kalite bırakarak, aramızdan uçtu gitti.
Nasıl bir değeri kaybettiğimizi düşündüğümde üzüntüm bir kat daha artıyor ama ölümün çaresizliği insanı susturuyor. Tıpkı, Hasan beyin o hüzünlü tebessümü gibi... Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.
Tarih: 9 Temmuz 2008 Çarşamba, 03:14