Türkiye’nin son günlerdeki görüntüsü Reşat Nuri’nin ünlü romanı
Yaprak Dökümü’ne benziyor.
Eski Türkiye’nin kurumları ve sözcüleri kelimenin gerçek anlamıyla dökülüyorlar.
Çok uzun olmayan bir vadede bu dökülenlerin yerini daha nitelikli birilerinin alması şart.
Bu sağlıklı değişim hemen olur mu hiç ama hiç emin değilim ama eskinin sapır sapır döküldüğü de kesin.
Önümde Hürriyet gazetesinin 30 Haziran Salı günkü o çok komik manşeti var: BEN (İlker Başbuğ) AFFETMEM CEZASINI VERİRİM.
Hürriyet gazetesi bu manşeti TSK ile dalga geçmek için mi atmış doğrusu bilemiyorum ama gazetenin editoryal çizgisinde pek TSK ile dalga geçme havası, hevesi yok.
Ortada muhtemel bir suç ve bu suça verilebilecek hukuki ceza ihtimalleri varsa, bir kurumun en üst kişisinin böyle bir açıklaması gerçekten hem üzücü, hem komik; Cumhuriyet’in en ilerici kurumu olduğunu söyleyen TSK’nın en üst makamından
bir mahalle kabadayısının ‘babalık’ yaptığı mahalle gençleri için ancak söyleyebileceği bu pederşahi sözün çıkması eski Türkiye’nin gerçekten döküldüğünü gösteriyor.
Hürriyet gazetesi bu sözü manşete TSK ile dalga geçmek niyetiyle değil de, tam tersine destek amaçlı ya da haber niteliğinde çekmiş ise o zaman Sayın Başbuğ’a ilaveten Hürriyet’in editoryal kadrosu için de gerçekten çok üzgünüm.
Aynı günün
(30 Haziran Salı) Akşam gazetesinin manşeti de ‘Askeri ihaleye sivil patron’ biçiminde; haberin içeriği uçak, tank, helikopter gibi büyük askeri alımların MSB’ye bağlı Savunma Sanayi Müsteşarlığı tarafından yapılacağına yönelik.
Askerin sivilleştiğine, saydamlaştığına bir kanıt olarak, mevcut konjonktürde TSK’ya moral destek amaçlı yayınlandığını düşündüğüm bu haber aslında hiç de yeni değil zira Müsteşarlık zaten Kasım 1985’de kuruluyor ve harcamalarını da büyük ölçüde kuruluş kanunun 12. maddesinde ifadesini bulan Savunma Sanayi Destekleme Fonu üzerinden gerçekleştiriyor.
Aynı Kanunun 17. maddesi de fon harcamalarının denetim usulünü (biri MSB’den dört bürokrat) belirtiyor.
Türkiye’nin temel sorunu askeri harcamaların başında bir sivilin olmaması zaten değil, bir asker de pekala olabilir, hatta olmalı ama önemli olan denetimin TBMM ve Sayıştay tarafından eksiksiz gerçekleştirilmesi ki bizde eksik olan da bu.
Akşam gazetesi 1215 senesinde İngiltere’de ortaya çıkan bu temel parlamenter ilkeden habersiz duruyor.
CHP ise, şayet son günlerin tartışılan yasasını Çankaya eksiksiz imzalarsa Anayasa Mahkemesi’ne götürmeye hazırlanıyor, yani mevcut durumdan pek şikayetçi durmuyor.
Sayın Baykal ve arkadaşları böyle yaparak
yürürlükteki ‘Askeri Mahkemelerin kuruluşu ve yargılama usulü kanununun’ (1963) ikinci ve üçüncü maddelerinin, örneğin darbe girişiminde bulunan subaylara, tabiatı gereği askeri olamayacak bu suçu işlemeleri halinde, uygulanmasını içine sindirebiliyor.
Bu maddelere göre Mahkeme Heyeti’nde hukukçu olmayan bir subay (muharip sınıf) da mutlaka var ve bu subay şayet en kıdemli subaysa Mahkemeye başkanlık bile yapabiliyor.
Bu konuda Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı var ama TSK subay üyede ısrarlı.
Cumhuriyet’in başından beri çağdaşlık diye diye gelinen nokta CHP için gerçekten çok trajik.
Koskoca Hürriyet gazetesi Yılmaz Erdoğan’ın Mükremin Çıtır tiplemesine uygun bir ifadeye övgüler dizip başlığa çekiyor, Akşam gazetesi askeri harcamalarda önemli olanın sivil-parlamenter denetim olduğunu unutur gibi yaparak manşet atıyor, CHP ise hukukçu olmayan subayların mahkeme başkanı olabildiği bir düzeni sosyal demokrasi, çağdaşlık, ilericilik vs. adına savunuyor.
Yanlış yapılanmaları savunmak için bu kadar takla atarsanız komik duruma düşmek kaçınılmaz olur.