Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç’un, ‘Biz maalesef Kore gibi yapamadık. Kore hükümeti, orada diktatörlük olduğu için dedi ki, ‘Samsung sen elektronik yapacaksın. Hyundai araba yapacak. Falanca gemi yapacak.’ Bizde ise demokrasi var dediler ve her isteyene otomobil üretme izni verdiler. Hiçbirimiz tam olarak yapamadık.’ yolundaki sözlerinin basına yansımasının tam da 10 Haziran’a denk gelmesi tarihin şakası gibi bir şey...
Kore’nin ‘unutulmaz’(!) diktatörü Chun Doo-Hwan ile kendisi gibi bir general olan ortağı Roh Tae-Woo, takvimlerin 10 Haziran 1987’yi gösterdiği gün ülkede artık önlenemez noktaya yükselen demokrasi gösterilerini durdurabilmek için ‘sahte’ bir devlet başkanlığı seçimi yapılacağını duyurmuşlardı...
Soğuk Savaş yıllarının en talihsiz uluslarından biri olan Koreliler’i o tür açıklamalar kesmemiş, özellikle üniversite gençliğinin öncülüğünde gelişen demokrasi hareketi, ülkeyi bugünkü demokratik düzene doğru sürüklemişti...
Kore’de ‘Amerikan sığır etine izin veren’ hükümet önceki gün, artan gösteriler karşısında direnemeyip istifa etmek zorunda kaldı!..
Nereden nereye...
Aslında, sayın Koç’un Aralık 2004’te katıldığı bir toplantıda, İngiltere’nin ‘efsanevi’ devlet adamlarından Winston Churchill’in ‘Demokrasi en fena idare tarzının en iyisidir. En iyi idare tarzı diktatörlük, akıllı diktatörlüktür’ sözünü hatırlatıp, ‘En iyisi akıllı bir diktatör. Ama, bu devirde mümkün değil. İkinci en iyi ise başkanlık sistemi. Bu sistemde, hukukunuzun çok iyi çalışması lazım. Bence Türkiye’nin en büyük sorunu hukuk sistemini muntazam çalıştıramamasıdır’ sözleri hafızalarda...
Yani... Yaklaşımda pek fazla değişen bir durum yok... Eleştirmiyorum... Türk iş yaşamının ‘duayen’ ismi, yaşamının ‘bilgelik’ çağını adımlayan bir insanın, tüm deneyimlerinin süzgecinden kendince tutarlı bir noktaya varmış olmasını da saygıyla karşılıyorum...
Ama... Tehlikeli...
Belki de sergilenen mantık zinciri, bu ülkede, ‘demokrasiye müdahale’ kavramının nasıl bu kadar kolay zemin kazandığını göstermesi açısından da önemli...Bir de, Soğuk Savaş yıllarının iki kutuplu dünyasında Türk ekonomisi ne zaman krize girse bir askeri müdahalenin hemen ardından gelmesini izah ediyor mu bilemem...
Bu nedenle...
Anadolu’nun dört bir yanında, babadan-dededen kalma atelyeleri, küçük işyerlerini özellikle son 25 yılda büyük bir sabır, azim ve emekle günümüzün orta ölçekli fabrikalarına dönüştüren, bulundukları yörenin gelişimi, istihdamı için canını dişine takıp çalışan insanlarımızı önemsiyorum...
Parayı bilgisayar ekranı üzerinden kazanmaktansa gerçek yatırımla büyütmeyi, bu arada bilgi ve emekle harmanlamayı seçenlerin bu ülkeyi değiştireceğine olan inancım artıyor... Anadolu’nun o mütevazi görünümlü ‘organize sanayi bölgeleri’nde bu ülkenin yaşadığı bütün krizlere direnmeyi başarmış çok deneyimli kurumlar yükseliyor...
...Ve bu kurumları yaşama geçirip, işçisiyle omuz omuza çalışanlar, demokrasinin vazgeçilmez bir yaşam biçimi olduğunu her geçen gün biraz daha iyi anlıyorlar...
Çünkü bu topraklarda yaşanabilecek bütün ‘diktatoryal’ düzenlemelerin kendi sonları olacağı anlamına geldiğini çok iyi biliyorlar...
‘Ulusal burjuvazi’ asıl şimdi, o üretim alanlarından geliyor...
Erdoğan Putin olur mu?
Yıldızı George W. Bush dönemi neo-con mantığıyla parlayan ve son zamanlarda Türkiye yorumlarıyla da dikkat çeken Michael Rubin’ in Wall Street Journal’ da yer alan ‘Türkiye’nin Putin’i Gitmeyi Hak Ediyor’ başlıklı yazısı... İçeriğindeki siyasi yaklaşımları tartışacak değilim, benim işim de değil...Ama ‘bilimsellik’ iddiası taşıyan bir yazının ‘siyaset bilimi’ açısından oluşturduğu korkunç tabloyu görmezden gelemem... R.Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin olamaz... Rusya’da ‘müstebit’ bir sistem kuran Putin, ‘müesses nizam’ın içinden gelen, özellikle bir dönem mensubu olduğu Rus Gizli Servisi ile Rus ordusu tarafından ‘sorgusuz desteklenen’ bir siyasi karakterdir. Erdoğan başbakanlığa ‘müesses nizam’ın dışından geldiği için yönettiği ülkesinin hemen tüm kurumlarıyla boğuşmak zorunda kalan ve tam demokrasiden başka kurtuluşu olmayan bir siyasetçidir. Rus devleti, Putin’i ‘sivil diktatörlük’ için yüreklendirir... Aynı işe Erdoğan burada kalkışsa, kendini en iyimser tahminle Zincirbozan’da bulur... Bunu bilmiyor mu Rubin... Biliyor... Ama maksat başka...
Tarih: 12 Haziran 2008 Perşembe, 00:00