Bence çok hafife alındı. Hafife almayın. O bir Amerikan arketipi. Ve geri gelecek!’ Oliver Stone, ABD’nin sabık başkanı George W. Bush’u anlattığı yeni filmi ‘W.’nun Selanik Film Festivali’ndeki galasında bu çarpıcı sözleri sarf etti. Geri gelme olasılığı birçok kişinin yüreğini hoplatmış olabilir, ama asıl mesele şu: Eğer bir Amerikan arketipiyse hiçbir yere gitmemiştir! Barack Obama’nın ABD başkanlığına seçilebilmiş olması mucizevi bir olay gibi görünse de, ülkenin üzerine sihirli değnekle dokunup balkabağından şahane bir araba yapması mümkün değil.
Oliver Stone’un 1968 yılında Yale Üniversitesi’ne birlikte devam ettiği George W. Bush’a dair filminde bizim izlediklerimizle onun film hakkında söylediklerinde örtüşmeyen birçok nokta var. Stone, ‘Ben muhabir değilim sinemacıyım, JFK ve Nixon ile ilgili filmlerimden sonra bir ABD başkanı hakkında daha film yapacağım hiç aklıma gelmezdi. Ama George Bush benim hayatımı da sizin hayatınızı değiştirdiği gibi değiştirdi. Torunlarımız bile onun politikalarının ceremesi çekiyor olacak, onun başkanlığı gezegendeki hayatı değiştirdi’ diyor 49. Selanik Film Festivali’nde düzenlenen basın toplantısında. Böyle bir kişiliğin hayatını sinemaya aktarmak elbette çok ilginç, çok çekici. Ama seçimlerin istimi üzerine gişeyi hedefleyen zamanlamanın ticari olduğu kadar akılcı olduğu da söylenemez. Çok erken çekilmiş bir film ‘W.’. Üzerinden biraz zaman geçse icraatı daha derinden incelenebilecek bir kişilik hakkında koşa koşa yapılmış. Önden yer kapmak derdinde.
Zengin ve güçlü babasına bir türlü kendini beğendiremeyen, erkek kardeşi Jeb’in hep kendisine tercih edilmesinden üzüntü duyan, biraya ve kadınlara düşkün, bir işte dikiş tutturamayan asi gencin dine düşüp aşık olarak başkanlığa dek yükselmesi öyküsünü anlatıyor. Doğru dürüst kitap okumayan, muhakemesi güçlü olmayan, kendini kabinesindeki kurtlara teslim etmiş, sofra adabı bulunmayan, ama ailesine bağlı, köpek seven, dürüst, iyi niyetli, gerçekten Irak’ta nükleer silahlar bulunduğuna inandığı için savaşa giren bir adam portresi çizmiş Stone. Filmin Beyaz Saray sahneleri ABD’de daha önce yayınlanan kayıtlara dayandığı için belgesel niteliklere sahip olduğu söylenebilir. Ama George Bush’u, babasının junior’ı olmamaya gayret ederken onun ayak izleri üzerinden yürüyen naif W. diye görebilmek hiç de kolay değil.
Beyzbol yıldızı olmak isteyen, tribünlerin kendisine tezahürat ettiğini hayal eden, bira düşkünü Teksaslı delikanlının kendisini babasına kanıtlamak için dünyanın başına bela olduğunu iddia etmek de oldukça naif bir yaklaşım. Stone filmini üç bölüm olarak tasarlamış. Genç, isyankar ve serseri W. dönemi; adam olma, akıllanma, uyum sağlama dönemi ve iktidarı ele geçirme, 11 Eylül saldırısından nemalanıp teröre savaş açma dönemi. Bütün bunlar olup biterken W.’ya kötü yemek yeme hali dışında basbayağı sempati duyuyorsunuz. Kader kısmet başkan olmuş ve her biri kendince haklı danışmanlarla neredeyse tesadüfen dünyayı bütün sakinlerine dar etmiş bir adamın öyküsüne tanıklık ediyorsunuz. Babası ise her şeyi doğru yapan, saygın bir ailenin büyüğü olan sağlam bir kişilik olarak beliriyor.
Tabii bu bir taşlama. Her ne kadar gerçek kişi ve olayları temel alsa da bir komedi. Teksas’taki çiftlikte her nedense korumasız dolaşırken yönünü şaşırıp kabinesinin yolunu birkaç kilometre uzatan bir başkan sahnesiyle simgelenen bir yanlış güdümlenme öyküsü anlatıyor. Bir de beyzbol yıldızı olamayınca insanlar tarafından başka türlü tezahürat edilen bir konuma gelme hırsından söz ediyor. Belki de Stone haklıdır, bütün mesele bundan ibarettir. Hitler ressam olamamıştı, George W. Bush beyzbolcu olamamıştır.
Tarih: 22 Kasım 2008 Cumartesi, 00:45