Konuya ilişkin görüşlerimi bir kez daha madde madde sunmaya gayret edeceğim.
1- CHP ve yönetici kadrosu ülkemizde aslında hakettiğinin çok üzerinde tartışılıyor; doğrudur, CHP’nin Cumhuriyet’in kuruluşundaki rolü belirleyicidir ama 1950 sonrası, belki 1977 parantezi dışında, klasik siyasal teori ve pratik içinde CHP’nin siyasal yaşamımızdaki belirleyiciliği ile medyada kendine ayrılan yer ve zaman arasında bir orantısızlık söz konusudur. CHP’nin 1950 seçimlerinden günümüze elde ettiği oy oranları, Türkiye’nin sorunlarına ürettiği çözüm önerileri, sivil toplumla kurduğu ilişkiler, bu yazı da dahil, gereğinden çok fazla yazılı ve görsel basında tartışılmış ve hala da tartışılmaktadır.
2- Bir siyasal partinin sosyal demokrat parti olabilmesi herşeyden önce, bırakın meselenin sosyal demokrasi yönünü, bunu tartışacağız, parti olması gerekmektedir; bir siyasal hareketin parti olabilmesi için de olmaz ise olmaz koşul bu hareketin kadrosu ve programıyla meşru yollardan iktidarı hedeflemesidir.CHP’nin mevcut kadrosuna, programına (son program kayıptır, bulunamamaktadır), topluma bakışına ve önerilerine baktığınızda aklı başında herkes bu kadronun orta vadede CHP’nin iktidar olmasını istemediği izlenimini ortaya çıkarmaktadır; iktidar olmak istemiyor derken doğal olarak meşru yollardan iktidar olmak istemediğini söylemek istiyorum.
CHP meşru yollardan yani yarışmacı bir siyasal sistem içinde iktidar olmak istemiyor ise, bu siyasal hareketin ne ölçüde parti olarak nitelendirilebileceği mutlaka sorgulanmalıdır; CHP’nin yarışmacı siyasal sistem dışında başka bir yöntemle dolaylı bir iktidar arayışı içinde olup olmadığı ise bizi aşan bir konudur.
3- Sosyal demokrasi bir tamlamadır ve burada tamlanan yani esas unsur demokrasi, tamlayan yani artı unsuru ise sosyalliktir; aynen kırmızı ev derken esas unsur ev, kırmızının ise bir niteleme sıfatı olduğu gibi.
Demokrasi ise, üzerinde yazılan ve yazılacak tüm meselelere ek olarak somut olaylar karşısında test edilebilecek bir şeydir; 27 Nisan 2007 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesine hiçbir çağdaş ülkede, demokraside görülmesi olanaksız bir metin konmuş, hatta bu metnin içinde mesela belirli bir yurttaşlık anlayışını benimsemeyen yurttaşlar düşman ilan edilebilmiştir ve 28 Nisan sabahı CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı bir kişi bu metnin her satırına parti olarak iştirak ettiklerini ifade edebilmiştir ve bu kişi 22 Temmuz seçimlerinde tekrar milletvekili olmuş ve parti başkan yardımcılığını sürdürmüştür.Bu durumda bir siyasal hareket ile demokrasi arasında bir bağ kurabilmek çok zor olacağı için zaten sosyal demokrasi ifadesi anlamını tümüyle yitirmektedir.
4-Demokrasi ifadesi düştüğü için sosyallik meselesini tartışmak bile anlamını yitirmektedir ama yine de bu konuya girmek gerekir ise, CHP’nin son senelerde sosyal demokrasinin olmaz ise olmazı olarak nitelendirilebilecek konularda bir üretim de yapmadığı ortadadır; CHP’de bugün uygulanabilecek alternatif bir işsizlik sigortası, bir sağlık sistemi, bir eğitim modeli öneriler demeti bulunmamaktadır ve böyle bir siyasal hareketin sosyallik yönü için ne denebileceği kuşkuludur.
Zaten işin özeti olarak bir askeri muhtıranın her satırına destek veren bir partinin sosyal demokrasi boyutunu tartışmak anlamlı bile değildir.