Otuz yıldır bıyığımla mutlu mesut yaşıyorum...Ama geçenlerde biri ‘yahu şu bıyığı kes artık... Seni olduğundan yaşlı gösteriyor... Hem insanlar bi de senin bıyıksız halini görsün..’ dedi.
Valla fena fikir gibi gelmedi o anda... Aynanın önünde durdum.. Sağ elimin işaret ve orta parmağıyla bıyığımı örttüm... Baktım suratım nasıl değişecek diye..
Hiç bi şey anlamadım.. yani bi şey değişmedi sanki...
Bizim berber Selahattin’e uğradım:
‘Şu bıyıkları bi kesiversene...’ dedim.
‘Olmaz!’
‘Niye olmaz?’
‘Soyulmuş badem gibi olursun... bıyık sana yakışıyor..’
Sonra arkadaşlarıma sordum... mini bi anket yaptım anlayacağınız. Çoğunluk kesme, bırak böyle kalsın da birleşti..
Tam ben bıyığımla vedalaşayım mı vedalaşmayayım mı diye düşünürken, bi de ne göreyim, bıyığı kesmezsem Rahmi Bey (Koç) beni işe almayacakmış!
Hadi bakalım...
Buyrun burdan yakın!
Aslında bu tür ‘takıntıları’ olan başka patronlar da vardır. Örneğin Erol Bey (Aksoy) kahverengi elbise, ceket hatta pantolon giyeni yanına yaklaştırmazdı... Varsa yoksa gri, lacivert, siyah...
Onunla bi kez Show TV’yle ilgili bi görüşmeye giderken, dönemin İktisat Bankası Genel Müdürü, sevgili dostum Ali Ayanlar beni telefonla uyarmış, ‘kahverengi sözcüğünü ağzına dahi alma!’ demişti...
Gelin, biz gene dönelim şu benim bıyığa.
Aslında rahmetli babam bıyıklıydı... Yıllarca Koç’un İnşaat Şirketinin başında çalıştı, Enis Amca (Tokcan) da bıyıklıydı... O da Tetiko’nun Genel Müdürüydü! Tabii o zamanlar Allah Rahmet Eylesin, Vehbi Bey sağdı... Onunla çok güzel bir televizyon programı da yapmıştık... Bıyığımdan rahatsız olmamıştı!
Neyse... Ben de kendimi bildim bileli hep Rahmi Bey’in yanında çalışmak istemişimdir..
Allah’tan bu isteğimi gerçekleştirmek için iş başvurusunda falan bulunmadım.
Bulunsam, beni işe almayacakmış meğer!
Ben de yıllarca ‘Herhalde eğitimimi, bilgimi, kültürümü... ne bileyim ben... Giyimimi kuşamımı beğenmedi!’ diye hayıflanacaktım!
Halbuki bütün sorun bıyıktaymış!
Allah’tan sakallarımı seksenli yılların başında kesmiştim..
Yoksa bırakın işe almayı... soluk alıp verme hakkım da gidecekmiş elden!
‘Türkiye karpuz gibi ikiye bölünmek üzere!’
Kemal Anadol var ya? CHP Grup Başkanvekili..
Böyle buyurmuş Çanakkale’de..
Sonra da Erdoğan’ı Roma’yı yakan (?) Neron’a benzetmiş..
Roma’yı Neron falan yakmadı Kemal Bey... Roma’yı, gladyatörlerin öncülüğünde, ayaklanan köleler yaktı... Palavra tarihcilerin asparagas diye verdiği bu Neron ‘haberi’ sonraları, aklı başında tarihçilerce düzeltildi. Neyse bizim işimiz tarih dersi vermek değil... Bizim işimiz karpuz.
Hadi Türkiye ikiye bölündü diyelim, bu karpuz benzetmesi neden? Yoksa karpuzun da viagra gibi vücutta kimi amino asitleri tetiklediğini mi öğrendiniz? Eğer öyleyse, bu ‘karpuz’ sözcüğünün altında Freud’a özgü bi ‘ağzımdan kaçtı tüüh!’ durumu olabilir!
Başka bi meyva seçseydiniz... Örneğin elma.. Kavun.. Hiç olmazsa Freaud’u çağrıştırmazdınız. Ben size bi şey söyleyeyim mi Kemal Bey’ciğim... aslında seçmeniz gereken meyva ayva ayva..
Niye biliyor musunuz?
Bu ülkenin ekonomisi, dış politikası, güvenlik sorunları gibi konularda hiçbir politika üretmeden yeniden seçime giderseniz, bu kez seçmen size ayva sunacak da ondan!
iSRAiL - iRAN SAVAŞI 20 GÜN SÜRER
Bu İran-İsrail savaşı üzerine ahkam kesmeler de kabak tadı vermeye başladı. Özellikle de emekli olmuş, yetmişini devirmiş. savaş çıktı çıkacak dendi mi ülkeden tüyüp Riviera sahillerinde güneşlenecek tayfanın çığırtkanlığından sıkıldım.
Son olarak da Eitan Ben-Elyahu, İsrail eski Hava Kuvvetleri Komutanı çıktı, ‘savaş çıkarsa İran’la, hepsi hepsi 20 gün sürer!’ buyurdu.
Efendim bu eski komutana göre İran, İsrail’e 5.300 füze atacakmış...bunların 300’ü uzun menzilli Scud ve Şahap füzesi... Geri kalan beş biniyse Katyuşa olacakmış..
Daha başka laflar da etmiş ama dedim ya sıkıldım..
Savaş mavaş çıkmayacak..
İran Dışişleri Bakanı Mansur Mottaki, Belçika’daki Büyükelçisi aracılığıyla bi mektup gönderdi AB Dış Politika Başkanı Javier Solano’ya. Bu mektuptan sonra iki taraf da, mektubun ‘olumlu!’ olduğunu söyledi.
Mektubun içeriği konusunda daha fazla açıklama yapılmadı.
Bu arada İran basını, iki tarafın 21 Temmuz’da masaya oturarak görüşmelere devam edeceğini de açıkladı.
Birileri, özellikle de bu neo-con denen yeni yobazlar, İran’la İsrail ya da ABD savaşa girsin diye bi taraflarını yırtıyor!
Ama, özellikle ABD’deki aklı başında insanlar, ikinci bir Irak fiyaskosuna izin vermeyecek bu kez. En azından Bush gidinceye kadar. Ondan sonrası... Ondan sonrasını bekleyip göreceğiz.
Sadece doktor değil
hasta da akıllı olacak
Biz hep doktorlara sallarız ya? Hep onları eleştiririz! Aslında hastayı, gariban ya da ‘kurban’ gibi algıladığımızdandır bu. Yoksa hastaların da yaptığı akılsızlıklar çoktur...
Adamın biri... Hadi adını da verelim Halim... Doktora gitmiş... doktor kan tahlili istemiş.. sonra da: ‘Halim Bey’ciğim... sizin kanınızda demir eksik..’ demiş..
Halim Bey n’apmış?
Nalburcuya gidip bir kesekağıdı dolusu çivi alıp başlamış bunları birer ikişer yutmaya! Midesi yırtılmış, doğru hastaneye kaldırmışlar... Neyse, zamanında müdahele edilmiş de kurtulmuş Halim.
(Can Sipahioğlu’na teşekkürler)
Arılar Amerikan vatandaşı mı değil mi?
Şimdi, buna inanmayacaksınız biliyorum... Benim uydurduğumu sanacaksınız ama tümüyle doğru:
Pentagon’daki AR-GE Dairesi müthiş bir ‘fikir’ üzerine yoğunlaşmış. Savaş alanlarındaki mayınların yerlerini saptamak için arıları eğitmeyi tasarlamış!
Adamlar oturup bi de rapor düzenlemiş: Mayınlardan sızan kimyasal maddeler çevredeki çiçeklere, bitkilere bulaşacak, arılar da bunları toplayacak, kovanlarına dönüp bal üretecek, bu ballar incelenecek ve mayınların yerleri saptanacak!
Buraya kadar iyi mi? Aslında ‘iyi’ falan değil.. hafif manyakça bi durum da neyse..
Bu raporun bi kopyası Hayvanları Koruma Derneği’nin eline geçmiş. Ve hemen ayaklanmışlar; ellerinde pankartlar, Pentagon’un önünde gösteriler düzenlemişler..
‘Arılar ABD Vatandaşı olmadıklarından, askeri görevlerde kullanamazlar!’
Tamam mı? Tamam herhalde... Çünkü bu haberin ardından bi şey çıkmadı... şimdilik!
Tarih: 9 Temmuz 2008 Çarşamba, 03:14