Ekonomik ilişkilerde Rusya’ya verilen yerin bir öncelik haline gelmesi yolunda bir dizi adım atıldı ve bu dünyaya, özellikle de AB’ye duyuruldu. Ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesindeki kararlılık, vize muafiyetinin sağlanması konusunda çalışma başlatılmasıyla ifade buldu. Bu girişim Türkiye’nin kişilerin serbest dolaşımına izin veren geniş bir serbest ticaret alanı oluşturma hedefinin en büyük ayağını oluşturuyor. Bir ucu Suudi Arabistan’a diğer ucu Kuzey Afrika’ya uzanabilecek bu alana Rusya’nın da dahil olması, Türkiye’nin ekonomik faaliyet alanının ne denli genişleyebileceğini ima ediyor. Öte yandan, Türkiye ekonomisinin her durum ve şartta AB ortak pazarına bağlı olduğunda ısrar eden kesimlere, alternatif durumlar da hatırlatılabiliyor.
Türkiye’nin ekonomik faaliyetlerini dünya geneline yayabilen ülke olması, kuşkusuz gelişme kapasitesi bakımından önemli. Bununla birlikte, yayılması beklenen ekonomik faaliyetlerin kalitesi eksik kalırsa, diğer bir ifadeyle standartları düşük olur, şeffaflıktan yoksun mekanizmalarla yürürse o zaman çevrede ikinci sınıf bir ticaret alanı kurulmuş olur. Bu ikinci sınıf ticaret alanı, siyasal-hukuksal mekanizmaların demokratikleşme yolunda bir baskı oluşturmasına izin vermez, sosyal politikaların uygulanmasına gerek duymaz, dolayısıyla küresel rekabet konusunda kendisine gelişmiş değil gelişmemiş piyasaları hedef alır. Bu nedenle belki Kopenhag kriterlerinden o kadar da uzaklaşmadan Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir istikrarını gözetmek gerekli olabilir.
Rusya-Türkiye ilişkilerinin ikinci ayağını ise, enerji konusu oluşturuyor ve anlaşıldığı kadarıyla Türkiye, gerek ülkeden geçen-geçecek olan hatlar, gerek nükleer enerji üretimi ve gerekse kendi ihtiyaçları bakımından Rusya’yı merkeze yerleştirmiş durumda. Bu, Irak, İran, Azerbaycan ya da Orta Asya’dan dağılan enerjinin düzenlenmesi işlevinde ağırlığın Rusya’ya verilmesini, bu ülkeden düzenleyici olmasını istemek demek. Türkiye’yi enerji konusunda Rusya’ya fazlaca bağlayan bir sürece işaret etse de, bu politika bir başka politikanın tamamlayıcısı olarak görülebilir.
Afganistan-Pakistan-İran üçgenindeki çıkmaz, Rusya ile ABD’nin küresel güvenlik konularında birlikte çalışmalarını teşvik ediyor. Bu birlikteliğin koşulları şu sıralar test ediliyor, bir anlamda pazarlıklar sürüyor. Pazarlık Rusya’nın enerji, ABD’nin de güvenlik konularındaki üstünlüklerinin korunmasına; ancak Rusya’nın ABD’yi enerji, ABD’nin de Rusya’yı güvenlik mekanizmalarına dahil etmesine dayanıyor. Dolayısıyla Türkiye-Rusya enerji ilişkisi, ki biraz pürüzlü ilerleyen bir süreç, tam da bu buluşmanın ifadesi olarak değerlendirilebilir. Enerji-güvenlik buluşmasının Türkiye üzerinden yapılabilmesi, aslında Türkiye’yi Rusya ile ABD arasında bir tür arabulucu yapıyor. Eğer iki süper güç sistemi birlikte şekillendirme kararı alırlarsa, Türkiye’nin ABD’den sonra en büyük stratejik müttefikinin Rusya olacağı söylenebilir.
Gelişmelerin bu yönde olması halinde Türkiye’yi AB’ye üye yapmak yerine stratejik ortak yapmak isteyen çevrelerin işi zorlaşacak; zira AB bu iki güçten eşit uzaklıkta Türkiye ise eşit yakınlıkta durmayı seçen oyuncu. Hal böyleyken Türkiye’nin AB ile üye olmak yerine stratejik ortak olmaya ihtiyacı olmayacak gibi. Kısacası Rusya-Türkiye ilişkileri esasen AB ilişkilerini belirlemeye aday.
Düğümü ‘itiraf’ çözdü
Yüzde 80 Şansı var
Aktan ‘konuşan benim’ Kazan ‘görüştüm’ dedi
Ülkücü paradigmanın iflası
YARSAV fişledi biz de aldık
Bedri ile Fazıl
12 Eylül’de Evren ile aynı oyu veremem
‘Türbanı çözeceğiz’ derken tesettür ‘rahibe kıyafeti’ oldu
Ben hepinizin annesiyim
Ergenekonsuz Türkiye için DSP’de toplu istifa