Doğu’nun radikal İslami terör kuruluşlarının yeniden “Batı”yı, özellikle de ABD ve ona yakın müttefiklerini hedef alan bir çaba içinde olduklarını düşündüren bir tablo ortaya çıktı. Algıların ya da istihbarat verilerinin doğruluğu bilinemez, emin olmak için terör eylemlerinin gerçekleşmesini beklemek gerekir. Bu da iş işten geçtikten, insanlar öldükten sonra fikir beyan etmek dışında bir işe yaramaz. Dolayısıyla terör, gerçekleşen bir eylem olduğunda da, olmadığında da yeterince caydırıcı bir araçtır.
Gerçekleşmemiş ancak gerçekleşme ihtimali yüksek terör-tedhiş girişimleri, neredeyse büyük bir eylem yapmış gibi etki yaratabilir, daha önce olduysa yine olabileceğini düşündürür. Hal böyle olunca alınan önlemler yeniden sorgulanır, iktidarların mücadele politikaları masaya yatırılır ve artan ihtimaller ve kamuoyu baskısı karşısında iktidarlar genel olarak “önlemlerin artırılması” yolunda bir karar alır. Önlem artırılması, tedhişçinin türüne göre olur. “Batı” tehdidin İslam ülkelerinden geldiği konusunda bir şüpheye kapılmayacak kadar olay yaşadılar. Dolayısıyla önlemlerin bu ülkelere dışarıdan “gelen”lere ve bu ülkelerde yaşayan yabancılara yönelik olarak artırılmasını beklemek doğal sayılabilir.
Dâhiyane sayılamayacak bu politika, girişim yaşanan ülkelerde aynen benimsenmiş gözüküyor. Havayolu taşımacılığında denetimlerin artırılması, vize işlemlerinde büyükbabamızın annesinin kızlık soyadının bile sorgulanır hale gelmesi, bu ülkelerdeki metro, otobüs ya da restoran gibi kalabalıkların olduğu yerlerde insanların yüzüne bakarak nereli olduğunu anlamaya çalışan sivil polislerin av sürmesi gibi bir dizi önlem yeniden yaşama dahil edildi. Bu önlemlerin terör eylemi gerçekleştirmeye son derece kararlı birini ne ölçüde engelleyeceği bilinemez, araştırmalar niyet keskinse eylemin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, bu ülkelerde yaşayanları da kapsayacak biçimde herkesi bezdiren bu önlemlerin yaratacağı toplumsal duyarlılıktan medet umuluyor. Diğer bir ifadeyle, teröre karşı alınan önlemlerle terörize olan kişiler teröre duyarlı hale geliyor ve şüphe-takip meselesinde güvenlik güçlerinin doğal uzantıları haline geliyor.
Müslümanların potansiyel terörist oldukları yolunda gevşeyen kanaati yeniden toparlayan bu durum, aynı zamanda özgür ülkelerde yaşayan vatandaşların itiraz etmeden güvenlikleri adına özgürlüklerinin sınırlanmasına razı oldukları bir durum da yaratıyor. Sanki terör eylemleri sadece uçaklar aracılığıyla gerçekleşebilirmiş gibi, havaalanları birer işkence alanlarına dönüşüyor; insanlar, eşyalar aranıyor. Sokaklar, binalar, iş yerleri kameralarla izleniyor ve birileri güvenlik için herkesin özel yaşamını denetleyebiliyor. Dolayısıyla teröristler, eylem yapmadan da hedef toplumu paralize ederek başarılı eylem yapmış oluyorlar.
Bu durumda, terör, tedhiş, darbe ya da her neyse gerçekleşmesi gerekmeyen, ancak gerçekleşmiş gibi etki yaratacak eylemler haline geliyor, girişimlerin başarısız addedilmesi bir değişken olmuyor.
Düğümü ‘itiraf’ çözdü
Yüzde 80 Şansı var
Aktan ‘konuşan benim’ Kazan ‘görüştüm’ dedi
Ülkücü paradigmanın iflası
YARSAV fişledi biz de aldık
Bedri ile Fazıl
12 Eylül’de Evren ile aynı oyu veremem
‘Türbanı çözeceğiz’ derken tesettür ‘rahibe kıyafeti’ oldu
Ben hepinizin annesiyim
Ergenekonsuz Türkiye için DSP’de toplu istifa