Bilindiği gibi NATO 2009’dan beri yeni bir güvenlik stratejisi oluşturma çalışmaları yürütüyor. Clinton’a göre bu çalışmaların iki önemli çerçevesi bulunuyor. Birincisi, Avrupa güvenliğinin “biçimlendirilmesi, konsolide edilmesi ve korunması” çerçevesinde ABD’nin Avrupa işlerine yeniden müdahil olması. AB’nin kendi güvenlik ve savunma anlayışları geliştirmesinin ABD açısından bir anlam ifade etmediğini dile getiren Clinton’a göre, ABD için tek bir Avrupa bulunuyor ve o da zaten NATO ile ifade buluyor. Bu yaklaşımın birçok Avrupalı’yı rahatsız ettiği söylense de, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin hoşuna gitmiş olacağı tahmin edilebilir. ABD’nin peşine takılarak dünyaya açılacağını hesaplayan Sarkozy, NATO’nun öncelikli hale gelmesi halinde Türkiye’yi nasıl Avrupalı saymayacağını da düşünmüş müdür bilinmez.
Clinton’a göre Avrupa güvenliğinin ikinci çerçevesini Rusya oluşturuyor. Buna göre amaç, Rusya’yı NATO bağlamında daha yakın bir ortağa dönüştürmek. Ancak bu süreçte ABD’nin Avrupa ülkelerinin ayrı hesaplarla Rusya’yla tek tek ilişki kurmalarına, stratejik bağ arayışına kalkışmalarına itirazı bulunuyor ve Rusya ilişkilerinin NATO bünyesinde sürdürülmesini savunuyor. Bu çerçevede NATO askeri kanadına dönmek için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacağını beyan eden Fransa’ya ve hatta Almanya’ya bir uyarı yapılmış olduğu düşünülebilir. Zira Clinton, NATO yeni stratejisinin kilit kavramlarından birinin şeffaflık olduğunu açıklamış durumda.
Şeffaflık konusunun başka konulara da uzandığı anlaşılıyor. Yeni NATO stratejisinin “denetim dışı nükleer silahlanma” konusunu içereceği anlaşılıyor ve bu doğrultuda ABD’nin şeffaflık vurgusu, iki konuda uyarı içeriyor. Birincisi, İran’a yaptırım konusunda siyaseten iyi olur diyenlerin iş adım atmaya gelince geri çekilmeleri meselesi. Kısacası ABD, BM Güvenlik Konseyi’nde Fransa’nın yanında yer almasını istiyor, ama olur da Çin ya da Rusya bunu veto ederlerse ya NATO’nun devreye girebileceğini ya da Rusya ile işlerin umulduğu gibi iyi gitmeyeceği bir evreye geçileceğini ima ediyor.
Şeffaflıkla ilgili ikinci uyarının konusu da yine İran. ABD Kongresinin yaptırım kararı yaşama geçtiğinde, bu ülkeyle açık ve örtülü “iş” yapan Avrupa devletlerinin artık bu işi yapıp yapmamaya karar verecekleri bir aşamaya gelecekleri ifade ediliyor. Kısacası, kendileri İran konusunda bu kadar uğraşırken arkadan iş çeviren, hatta İran’da nükleer silahlanmaya katkı sağlayan Avrupalılar uyarılıyor. Bu çerçevede Clinton, “her ülkenin müttefikini seçme özgürlüğü vardır” diyerek, düşmanla dostluk yapanın artık dost olamayacağı uyarısında da bulunuyor. Hatta bu konudaki ciddiyeti gösterme kaygısıyla, NATO’nun uzun vadeli stratejisinin tüm Avrupa’yı nükleer silahlardan arındırma stratejisinin gündeme geleceği ifade edilmiş durumda. Kısaca ABD, Amerika kıtasında nükleer silahların olabileceğini ama Fransa ve İngiltere’de olamayacağını ima ediyor. Kim bilir belki bu yaklaşım BM Güvenlik Konseyi’nin yapısını değiştirmeye kadar uzanabilir.
Tüm bu gelişmeler Avrupa’nın hem geleceğini kendi başına aramaya yönelmesi hem de bu işi becerememesi karşısında ABD’nin tahammül sınırının aşıldığının göstergesi.
Oldu olacak, ülkeyi de Danıştay yönetsin!
CHP’li Özyürek 7 yıllık kıyağı ‘normal’ saydı
Katsayı meselesinde mesele katsayı değil
Kamu tarifeli döneme geçti ‘Bugün git, yarın gel’ bitiyor
Bu elmayı alan ayvayı yiyecek
Esas unutulan ‘gizli fail’...
Katsayı balyozu
Devrimle gitti seçimle geldi
Enkaz altından satılık bebekler