ABD açısından Irak’ta kimler iktidara gelirse gelsin, kendilerini düşman sayıp bir dizi anlaşmayı reddeden radikal kesimlerin karar alıcı olmamaları. Bu çerçevedeki radikal kesimlerden kast edilenin İran ya da Taliban yanlısı kesimler ve bu açıkça da dile getiriliyor. ABD’nin siyasi ve ekonomik elinin Irak’tan tümüyle kalkması halinde, boşluğun bu tür kesimlerce doldurulacağı ve ister Şii ister Sünni olsun bu kesimler yoluyla İran’ın Irak üzerinde hakimiyetinin ortaya çıkacağı ileri sürülüyor.
İran’ın Irak üzerinde etkinlik kurma olasılığı tartışmaya açık bir konu olmakla birlikte, Ortadoğu’nun bütününe bakıldığında o kadar da boş bir iddia olduğu söylenemeyebilir. Lübnan, Suriye, Yemen örneklerine Orta Asya ülkelerinin de eklenmesi mümkün ve bu geniş coğrafyada İran’ın küçümsenmeyecek ölçüde etkinliği bulunuyor. İran’ın ABD varlığını reddetme üzerine siyaset inşa eden ve dinsel referansı yönetimde esas alan grup, parti ya da kesimler üzerindeki etkinliği açısından en fazla gündemde olan yer ise Gazze.
Konu İran-Gazze ilişkisi olduğunda, sorunun doğrudan İsrail-Filistin ilişkisinde düğümlendiği ortada. Dolayısıyla Obama yönetiminin Irak savaşını bitirdiklerini ilan ettiği sırada Filistin ile İsrail arasında doğrudan görüşme başlatması boşuna değil. ABD, Irak ve Filistin sorununu aynı perspektif içinden ele alıyor, biri çözülmeden diğerinin çözülemeyeceğini biliyor. Her iki sorun paketi içinde ortak olarak öne çıkan konu ise, silaha başvuran radikal kesimler. Anlaşılan o ki, ABD her iki bölgede de radikal kesimlerin askeri yöntemlerle bertaraf edilme çabalarının anlamsızlığına ikna olmuş durumda ve dolayısıyla bu kesimleri ya marjinalize edecek ya da “normalleştirerek” sisteme dahil edecek yöntem arayışında. Gayet tabi bu yöntem Irak ve İsrail’deki karar alıcıların da benzer biçimde askeri yöntemlerden medet ummamalarını gerektiriyor.
ABD, İsrail ve Irak’ta meramını anlatabileceği görünür, meşru ve yasal muhatapları olduğundan, ancak bu yönetimleri hedef alan ve teröre başvuran kesimlerin meşru olmadığından hareket ediyor. Bu durumda da Filistin örneğinde olduğu gibi İsrail ile masaya oturmaya ikna edilen Filistin liderinin atacağı imzaların tüm Filistinlilerce kabul edilmesi mümkün olmuyor. Benzer durum Irak için de söz konusu, iktidardakilerin imzaladığı anlaşmaları tanımayan ve ABD ile ortaklaşa alınan kararları tanımayan kesimler tepki içinde.
Filistin ve İsrail arasında başlayan görüşmelerin kalıcı bir barışa dönüşmesi ile Irak’ta bir hükümet kurulabilmesi bölgede akan kanın azalmasında çok önemli bir katkı olacak. Bununla birlikte, çatışmaların durması Irak’taki hükümetin ve İsrail ile barışan Abbas’ın diğer kesimleri ne ölçüde kazanacak politikalar uygulayacaklarına bağlı. Filistin ve Irak’ta karar alıcıların meşruiyetini sorgulayan ve silahlı eylemlerle varlıklarını reddeden kesimler kazanılmaz ise Filistin’de iki Filistin, Irak’ta da en az iki Irak ortaya çıkabilir ve bu parçalar ABD’nin etki kurması mümkün olmayan parçalar olur. Bu durumda, her iki yerde de bundan sonraki kaçınılmaz aşama, radikal olarak ilan edilmiş kesimlerin bizzat ABD tarafından muhatap alınması gibi gözüküyor.
Düğümü ‘itiraf’ çözdü
Yüzde 80 Şansı var
Aktan ‘konuşan benim’ Kazan ‘görüştüm’ dedi
YARSAV fişledi biz de aldık
Ülkücü paradigmanın iflası
12 Eylül’de Evren ile aynı oyu veremem
Bedri ile Fazıl
‘Türbanı çözeceğiz’ derken tesettür ‘rahibe kıyafeti’ oldu
Ben hepinizin annesiyim
Ergenekonsuz Türkiye için DSP’de toplu istifa