Geçtiğimiz cuma günü BDDK’dan bankalara bir yazı gönderilmiş. Yazının içeriğinin, içinden geçtiğimiz küresel kriz ortamında bankaların, mali yapılarını güçlendirmek amacıyla, 2008 senesinde kar dağıtmaması doğrultusunda olduğunu gazetelerden öğreniyoruz.
Yine basından öğrendiğimize göre BDDK bankalara bu talebini iletiyor ve şayet bu uyarıya rağmen hissedarlarına kar dağıtımı yapmak isteyen bankalar olursa durumlarının tek tek incelenmesi gerektiğini yani söz konusu bankaların kendilerine başvurması gerekeceğini belirtiyor.
BDDK kapıyı tam olarak kapatmıyor ama anlaşılan bankalara mali yapılarını güçlendirmesi ve böylece özel kesime daha fazla kredi açabilme olanağı yaratabilmek için bu ciddi uyarıyı yapıyor. Bankalar 2007 senesinde hissedarlarına yaklaşık 15 milyar YTL kar payı dağıtmışlar; 2008 senesinde de dağıtılacak olan kar paylarının toplamının aynı olması yani on milyar ABD doları düzeyinde olması tahmin ediliyor.
Şayet bankalar BDDK’nın kararına, daha doğrusu tavsiyesine aynen uyarlarsa böylece bankacılık sistemine yaklaşık on milyar dolarlık bir kaynak girişi gerçekleşmiş olacak.
Türkiye gibi bir ülke için hafife alınacak bir kaynak değil.
Ancak meselenin daha çetrefil bir boyutu daha var, o da hukuki daha doğrusu anayasal boyutu.
Yukarıda ısrarla bu önemli konuyu basından öğrendiğimizi ve ancak basına yansıdığı kadarıyla öğrendiğimizi belirtiyorum.
BDDK’nın resmi sitesinde iki gündür bir bilgiye rastlayamadığım için basından öğrendiklerimizle yetinmek durumundayız.
Bu tür tavsiye kararlarının siteye konmaması adetten de olabilir, benim kuşağımın internet bilgi düzeyinde bilgiye ulaşamamam da söz konusu olabilir, kimsenin günahını almamam lazım.
BDDK’nın kararı içinden geçtiğimiz kriz ortamında bankacılık sisteminin daha sağlıklı yapılanması için gerekli, hukukçu arkadaşlarımızın tabiriyle ‘yerinde’ bir tavsiye kararı olabilir.
Bu meselenin bir yanı.
Bir de çok önemli, krizin boyutu ne olursa olsun atlanmaması gereken bir özel mülkiyet sorunu var.
Bankalar da kar amacıyla kurulmuş, sahipleri de hissedarları olan şirketler. Bankalar sene sonu karlarının bir bölümünü, hisse paylarını temsil eden bir karar organı tarafından alınan kararla şirketin içine koyuyorlar, sermayelerini güçlendiriyorlar, isterseniz yatırım haline getiriyorlar da diyebilirsiniz, bir bölümünü de hissedarlara kar payı, temettü adı altında dağıtıyorlar. Bu yatırım-temettü (kar payı) oranını da yine yetkili karar organı belirliyor.
Anayasanın 35. maddesinde ifadesini bulan mülkiyet hakkı ve daha da önemlisi Anayasa’nın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen 2. maddesindeki hukuk devleti özel vurgusu bunu gerektiriyor. Yanılmıyorsam da Anayasa Mahkemesi’nin geçmişte özel mülkiyet hakkı ile hukuk devleti arasında doğrudan ilişki kuran kararları var.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ek protokol 1, birinci maddesinde de özel mülkiyetin temel bir insan hakkı olduğu vurgulanıyor. Anayasamızın 90. maddesi de bu maddeyi kanunlarımızın üzerinde görüyor.
Özel mülkiyet hakkının kamu yararıyla sınırlandırılabileceği, nasıl sınırlandırılacağı, nereye kadar sınırlandırılabileceği fikri ise hem AİHS’de hem de 1982 Anayasası’nda belirtiliyor.
BDDK’nın iki gün önceki tavsiye kararı bu açıdan benim çok ilgimi çekti. Sene sonunda hissedarlarına ne olursa olsun kar payı dağıtmak isteyen bir bankanın talebini BDDK uygun görmez ve bunun akabinde banka idare mahkemesine başvurursa, mesele Danıştay’a taşınırsa acaba hukuki süreç nasıl sonlanacaktır?
Bir banka yönetimi bu kriz ortamında mülkiyet hakkını ‘oportünitenin-yerindeliğin’ önüne geçirecek kadar ilkeli ve cesur olabilir mi?
Bir banka yine bu ortamda BDDK aleyhine idari yargıya gitmeye cesaret edebilir mi?
Anayasa Mahkemesi’nin türban kararında yaptığı gibi Danıştay da bu kararı Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri yani bu kez laiklik değil de hukuk devleti ilkesine aykırı görür mü? Mahkeme de hukuk devletini ‘oportünitenin-yerindeliğin’ önüne taşır mı?
Özel mülkiyet siyasi ve ekonomik olarak sistemin özüdür; gerekçe kriz bile olsa bu denli ihlalinin menfi sonuçları krizin potansiyel menfi sonuçlarını arkada bırakabilir mi?
Bu meselenin hukuki boyutunun nerelere varacağını doğrusu merak ediyorum.
Tarih: 3 Kasım 2008 Pazartesi, 04:14