ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Başbakan ne demek istiyor? - GAZETE YAZARLARI

Başbakan ne demek istiyor?  

Senin maaşlı köşe yazarların, silahşörlerin var, benim o kadar yok.’ Bu falsolu cümleyi sarfeden kişi herhangi biri değil, başbakanımız.

Muhatabı da her eleştiride kendi televizyonlarına çıkıp saatlerce konuşan ağız kavgası şampiyonu Aydın Doğan.

İkisi de ülkenin kaderine hükmediyor. İnsanı korkutacak kadar güçlüler.

Havada uçuşan tehditleri ve örtülü hakaretleri ağzı açık dinleyen biz sıradan insanlar, bu kavgada kimin sözüne güvenebileceğimiz konusunda şaşırıp kalmış durumdayız.

Daha önce de medya patronlarının birbirleri arasında ikide bir patlak veren ağız dalaşlarına, patronunun fedaisi gibi öne atılan köşe bıçkınlarına, o güne kadar kasalarda bekletilip uygun zamanlarda ortaya çıkarılan yolsuzluk dosyalarına ve sular durulduktan sonra hiç bir şey olmamış gibi yoluna devam eden polemik rekortmenlerine alışabilecek miyiz, bilemiyorum.

Bu tarz tartışmaların her iki tarafa da zarar verdiğini düşünüyorum.

Suçlayan da temize çıkan da aynı derecede yara alıyor bu kavgalarda. Geriye sadece kronikleşmiş bir siyasetçiye ve medyaya güvensizlik kalıyor.

Ve tabii ki medya sahibi iş adamlarıyla siyasetçiler arasındaki fırtınalı ilişki yüzünden en temel değerlerimizin aşındığını söyleyen üç beş entelin sesi davulcu pırtlatması gibi gürültüye gidiyor.

* * *

Büyük paralardan, imtiyazlı ilişkilerden, gizli pazarlıklardan, dil altında tutulup ‘söylerim haa’ diye ucu gösterilen mahrem sırlardan söz ediyoruz.

Memleketimizde olan biten hakkında bilgi sahibi olabilmemiz için bunun gibi krizlerin patlak vermesini beklememiz gerekiyor. Sair zamanlarda bizim de öğrenmeye hakkımız olan şeyleri sadece çok dar bir çevrenin biliyor ve bunu bize taze taze değil de ‘pişirerek’ açıklıyor olmaları hiç bir etik sorun teşkil etmiyor.

Tamam biz bunlara alıştık. Daha beterine de alışabiliriz. Ama evvelden silahşörler vasıtasıyla yapılan bu ayarı düşük kavgalar şimdi neden bizzat başbakan ve patron düzeyinde yapılıyor, işte bunu çözemiyoruz.

Daha doğrusu, azıcık bir şeyler sezinleyebiliyoruz da, niye böyle ara dayağı yediğimizi çözemiyoruz.

Aydın Doğan bu tarz nedenlerle ekrana her çıkışında saygınlığından ve inandırıcılığından birazını daha kaybediyor. Kendi medyasını matkap gibi kullandıkça o gazete ve televizyonların marka değerini daha da aşağıya çekiyor. Keşke bunları görebilse.

Diğer yandan Tayyip Erdoğan’ın kahvehane muhabbeti kıvamındaki söylemi, elleriyle kollarıyla yaptığı acemi jestler, yüzündeki bilgiç ifade, asabî hitabet tarzı, başkalarını bilmem ama beni bunaltmaya başladı.

Öğrenmek istiyorum, başbakanın Aydın Doğan’a hitaben sarfettiği ‘senin maaşlı köşe yazarların, silahşörlerin var, benim o kadar yok’ cümlesi ne demek?

Sanırım Doğan yayın grubunda çalışan yazarları muhabirleri editörleri topyekün emir kulu ve patronun dikte ettiğini yazan satılık kalemler olarak görüyor sayın Erdoğan.

Bence basmakalıp bir bakış açısı bu.

Hem öyle görüyorsa bundan sonra nasıl bakacak o insanların yüzüne? Bu ağır hakaretin arkasını getirebilecek mi?

Diğer yandan şunu merak ediyorum.

Başbakan Erdoğan’ın ‘kendi silahşörü’ olarak gördüğü medya çalışanları kimler? Açıklasın, tanıyalım.

Kendisine ve partisine karşı Doğan grubunun bazı gazeteleri kadar önyargılı ve saldırgan değil diye medyanın geri kalanını ‘kendi medyası’ mı sanıyor?

Diğer gazetelerdeki kanaat önderlerinin çıkan her kavgaya müdahil olacağına ve aşiret törelerine uyar gibi kendisine yontarak yazacağına nasıl hükmedebiliyor sayın başbakan?

Bu talihsiz ifadeleri bir dil sürçmesi olarak mı yoksa sayın Erdoğan’ın demokratik kültürünün hálá gelişememiş olduğunun kanıtı olarak mı algılayalım?

Bu büyüklükteki bir ülkeyi yöneten kişinin bu kadar naif bir dünya algısına sahip olması normal mi?

Doğan grubunun bazı gazetelerinin AK Parti’ye karşı hasmane ve manipülatif yayınlarından sayın Erdoğan’ın taciz olmasını tabii ki anlayabiliyorum.

İnanıyorum ki bizzat o grubun içinde bu yayınlardan rahatsız olan çok sayıda insan vardır.

Ama başbakan koltuğunda oturan kişi bu yanlışa tepki gösterirken kantarın topuzunu kaçırmamak, çok ince bir dil kullanmak zorunda.

Çünkü o herkesin başbakanı. Bir ağırlığı bir vekarı olması gerekiyor. Biz ondan kavga değil toparlayıcılık bekliyoruz.

Umarım yanılıyorumdur ama sayın Erdoğan’ın egosu gün be gün büyüyor gibi sanki.

Ağzından çıkan her söze büyük bir kelám değeri atfediyor gibi.

Ama kendisine hatırlatmak isterim, mevki makam sahibi insanların çevresinde oluşan ve her yaptığını onaylayan kadro, istemeyerek de olsa o kişiyi baştan çıkaran ve kendi dar çevresinin söylemini dünyanın gerçeği zannettiren bir akıl tutulmasına da vesile olabilir.

Kendi sesinin tınısıyla mest olan insanın konuştukça konuşası gelir bazen.

Ve insan ne kadar çok konuşursa o kadar çok gaf yapar.

Biliyorum, sayısı bini bulan kanaat önderinin hepsini okuyacak ne zamanı ne de arzusu vardır sayın Erdoğan’ın. Ama yine de onun yakın çevresinden birilerinin gözden düşmeyi de göze alarak ona şu basit uyarıyı yapmasını ümit ederim:

‘Sayın başbakanım, mümkünse daha seyrek daha öz konuşunuz. Ve konuşurken ağzınızdan çıkan her bir kelimeyi bıçkın bir kabadayı sıfatıyla değil de Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan’ı sıfatıyla sarfediniz.’
Tarih: 9 Eylül 2008 Salı, 07:05

ÖNE ÇIKANLAR

YAZARLAR ARŞİVİ  

  • Yazar
  • Yıl
  • Ay

HABERLER  

LİSTELER

ÇOK OKUNANLAR


SON DAKİKA

HAVA DURUMU  

İl:

FOTOGALERI BÖLÜMÜNE GİTMEK İÇİN
star CUMARTESİ
star PAZAR
star SPOR
AÇIK GÖRÜŞ
star EGE
pek yakında
Star gazetesi haber ihbar hattı
star mobil