ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Hokus pokus iki tavuk içeri bir Çiçek dışarı! - GAZETE YAZARLARI

Hokus pokus iki tavuk içeri bir Çiçek dışarı!  

AZİZNAME
  
Örgüt üyeliği suçundan sorgulanan, ardından tutuklanan, Kurmay Albay Dursun Çiçek, mahpus damının kapısından ‘e-ce’ dedikten sonra, gelen bir faksla tahliye olup gitti.

Türkiye’de bürokrasi, hele de hukuk çarklarının ne denli yavaş işlediğini herkes bilir. Bu kez, akıllara ziyan bir hızla döndü çarklar. Sayın Çiçek, tutuksuz olarak yargılanacak Ergenekon davasında. Peki tutuklu olarak aylardır içerde oturanların daha mı vahim suçları?

Ne bileyim ben?

Zekeriya Öz, eylem planını koymuş önüne, diğer belgeleri de yanına yerleştirmiş. Evraka niye farklı imza attığını da sormuş! Albay Çiçek, ‘Belgeyi ben hazırlamadım!’ demiş. Kriminal rapordu, ses bantlarıydı bunlar da kendisine sunulmuş. Telefonda görüştüğü bir kişi, eğer iddialar doğruysa, savcılık savunmasında imzasını değiştirmesini istemiş!

Her neyse, bu tahliye kararı da Türkiye’de hukukçuların bile, hukuku anlama,yorumlama ve de uygulama konularında nasıl birbirlerine ters düştüklerinin bir göstergesi. Hukuk yazıldığı biçimde yorumlanır. Yasa maddeleri nasıl kaleme alınmışsa öyle uygulanır, diye bilirdim ben. Meğer yanlış biliyormuşum!

Kitaba bakarsın, ictihatları karıştırırsın, eğilimleri göz önüne dahi alabilirsin. Ama hukuk ak ya da kara diye yorumlanamaz. Ya biridir ya da diğeri. Ama, ne yazık ki, bizde bu, böyle değilmiş! Hukukçular, siyasi inançları doğrultusunda yorumluyor her kararı!

Kimi ‘Tutuklanması yanlıştı... Hukukta yeri olmayan bir kararın kaldırılabileceğini gördük!’ derken, örneğin, Anayasa Hukukcusu, Profesör Doktor Servet Armağan, ‘Dün neydi? Bugün ne oldu da karar değişti’, diye soruyor, haklı olarak. Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk’sa ‘ ... Askeri savcının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararını yerinde bulmuyorum!’ derken, Hukukçular Derneği Başkanı Kamil Uğur Yaralı ‘...Dün verilen tutuklama kararının bugün kaldırılmasıyla yargı güvenilirliği ortadan kalkıyor...’ gibisinden bir yorum getiriyor.

İnsanların kafası git gide karışıyor..

Yorumlar, hele televizyonlara çıkan konuşan kafaların, bitip tükenmek bilmeyen abuk yorumları, bu yaz sıcağında insanı daha da bi bunaltıyor!

Siyasiler niye eşlerini aldatır?

Niçin, gücü elinde tutan kimi insanlar, bizden farklı olduklarına karar verir, bütün objektifler ve kameralar onların üzerindeyken bile karılarını aldatırlar? Dünyada böyle uzayan giden bi liste var, karısına ihanet etmeyi hünerden sayanları yazan.

Başkanlardan, başbakanlardan bakanlara, valilere değin uzar gider bu liste.

Şimdilerde, karısını aldatan siyasinin, o saat meslek yaşantısı da noktalanıyor.

Eskiden böyle değildi.

John Kennedy, örneğin, Beyaz Saray’ı, özel garsoniyerine çevirmişti. Gelsin Marilyn Monroe, gitsin Angie Dickinson. Franklin Roosevelt bile, bir yandan İkinci Dünya Savaşının içine dalmışken, öte yandan metresleriyle kırıştırıyordu. Basın bunları bilmesine karşın, tek satır yazmazdı.

Ama artık öyle değil.

Dünya değişti çünkü!

İnsanlar için Paris Hilton’un ne halt ettiği global ekonomik bunalımdan daha önemli!

Herif bi lokma ekmeğe muhtaç, Bodrum’da kim kiminle kırıştırıyor diye televizyon kanallarını turluyor, magazin sayfalarını ezberliyor! Biz gene dünyada siyasilerin, bir eli işte bir eli oynaşta olanlarına bakalım.

Stanley Rehnson, Siyasi Ruh Bilimcisi! O şöyle açıklıyor, özellikle ABD’de siyasilerin, sür git karılarını aldatmaları konusunu: ‘Siyasilerin kendilerini aşırı düzeyde beğenmeleri (narsizm) mesleki bir hastalık olarak algılanabilir... Genellikle bu siyasiler, kendilerini ülkelerinin, hatta dünyanın tek egemeni olarak görmeye başlıyorlar bir süre sonra. Ve salt kendileri için geçerli, namus kuralları belirliyorlar.’ Aslına bakarsanız, bütün bunların hepsi laf. Erkeğin karısını aldatması için ne politikacı olması gerekiyor ne de ABD Başkan’ı... Erkek olması yetiyor.

Çünkü bilim adamlarına göre, erkeğin doğasında çok eşlilik var. Kadını doğasındaysa tek eşlilik ve sadakat...

Etik ve namus

Müteahhit Mustafa Bey, genel müdürün yanına girmiş. Hoş beşten sonra , ‘Size bir ototmobil hediye etmek istiyorum. Yepyeni, gıcır gıcır bir Mercedes.’

Genel müdür başını sallamış:

Beyefendi, bu önerinizi duymamış olayım! Ben dürüst ve namuslu bir kişiyim. Böyle bir armağanı asla kabul edemem!! Çok ayıp. Yakıştıramadım size!’

Müteahhhit biraz düşünmüş:

O zaman şöyle yapalım. Ben size bu Mercedes’i on liraya satayım!’

Genel müdür, mütteahide bakmış...Gülümsemiş:

Bakın işte bu oluır! Ha unutmadan... Size yirmi lira vereyim, iki tane alayım Mercedes’ten!’

(Cem Yamanoğlu’na teşekkürler)



Paylaş



Tarih: 3 Temmuz 2009 Cuma, 00:01

Yazarın Son 10 Yazısı  

Yazarın Son 10 Yazısı



İŞLEMLER  

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

ÖNE ÇIKANLAR

HABERLER  

LİSTELER

ÇOK OKUNANLAR

yazı dizisi: Anayasa Paketi

MENÜ

REKLAM

['http://91.93.103.35/reklam/Ulke_468x60.swf','468','60']
['http://91.93.103.35/reklam/ajanda.swf','220','90']

SİTEDE ARA