ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Atatürk - GAZETE YAZARLARI

Atatürk  

Pazar yazılarını güncel tartışmaların dışında konulara ayırmak yaklaşımını doğrusu ben de çok seviyorum ama ne kadar becerebiliyorum orası pek belli değil.

Bu pazar yazımın başlığını Atatürk koydum ve güncel konuların dışına çıkmak istedim ama bizim ülkemizde 1938’de yani tam yetmiş sene önce kaybettiğimiz Atatürk hala ne kadar güncelin dışına çıkarılabildi orası zaten hiç belli değil.

Ama belki de sorunun tam da kökeni yetmiş sene önce yitirdiğimiz Cumhuriyet’in kurucusu, birinci Cumhurbaşkanımız Atatürk’ün hala güncel meselelerle çok fazla beraber anılması.

İtiraf etmek gerekirse de bu anlamsız işin temel sorumlusu da kendilerine kemalist diyenler; Türkiye AB’ye girmek istiyor, bu kemalistler hemen ‘Atatürk tam bağımsızlıkçı idi, ulusalüstü bir yapıya Türkiye’yi sokmaz idi’, Türkiye özelleştirme yapıyor aynı kemalistler hemen ‘Atatürk milletin mallarını sattırmaz idi’ biçiminde konuya yaklaşıyorlar, Kıbrıs’da bir çözüm arayışına gidiliyor, bizim kemalistler hemen ‘Atatürk hasta yatağında Hatay’ı aldı, Kıbrıs’ı sattırmazdı’ diye inciler döküyorlar; Türkiye’de hoşlarına gitmeyen bir olay yaşanmasıyla birlikte hemen toplu olarak Anıtkabir’e gidiyorlar ve o hoşlanmadıkları meselenin kendince sorumlularını Atatürk’e şikayet ediyorlar.

Türkiye’de negatif yönden de yani Atatürk’ün hatırasına saygısızlık düzeyinde Atatürk hakkında konuşanlar var ama herkes Atatürk’ün ölümünün 70’inci senesinde hala bu kadar güncelin içinde olmasında kemalistlerin sorumluluğunun daha fazla olduğunun farkında.

Doğal olarak bu söylediklerim şayet Atatürk’ün güncel meselelerin bu kadar içinde olmasından mutlu olmuyor isek geçerli; her konuyu Atatürk üzerinden değerlendirmek istiyorsak durum zaten farklılaşıyor ve hatta bence çıkmaz bir sokağa sapıyor.

Mustafa filminin vizyona girmesiyle beraber konu tüm sıcaklığıyla yeniden Türkiye’nin gündeminde; ben de Atatürk meselesini bu anlamsız rakı, boy-pos, çapkınlık tartışmalarına girmeden bir kez daha, daha önce defalarca yaptığım gibi, gelişmiş bir hukuk devletinde nasıl tartışılması gerekiyorsa öyle tartışmak istiyorum.

Atatürk Cumhuriyet’in kurucusu ve birinci Cumhurbaşkanımız; AB üyeliğimiz tartışılırken Atatürk’ü referans alma ne kadar saçma ise, 2008 senesinde Atatürk’ün tarihsel kişiliğine, hatırasına saygısızlık etmek, hatta hakaret etmek o kadar saçma.

Atatürk çok önemli ortak bir tarihsel kişilik ama Atatürk’ün hem kişiliğini, hem dönemini, hem uygulamalarını kimsenin yorum tekeline alma hakkı yok, yani Atütürk’ü her yönüyle eleştirmek, faniler dünyasına geri kazandırmak herkesin en doğal hakkı, bunun tartışılması bile ayıp.

Ama meselenin esas önemli tarafı zaten Atatürk’ün dönemi ya da kişiliği değil; bunlar geride kaldı ya da artık kalması gerekiyor.

Sorun Atatürkçülük ya da kemalizm ve esas sorunumuz bu ideolojinin, yani başka ideolojiler gibi siyasi yaşamda rekabete açılması gereken bir ideolojinin eleştirilmesinin dahi çok zor olması ve bir zırh altında resmi ideolojinin özünü oluşturması.

Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek ikinci maddesinde artık sadece ve sadece anayasal yurttaşlık çerçevesinde anlaşılması gereken yurttaşlık kavramı ne anlama geldiğini kimsenin bilmediği bir ‘Atatürk milliyetçiliği’ başlığı altında sunuluyor; şayet bazı arkadaşların iddia ettiği gibi ‘Atatürk milliyetçiliği’ zaten anayasal yurttaşlık demek ise bu tabire öyleyse ne gerek var diye düşünmeden edemiyorum.

Çağdaş demokratik bir hukuk devletinde milletvekillerinin göreve başlarken Atatürk ilke ve inkılapları üzerine yemin etmesi, yükseköğretim kanununun dördüncü maddesinde yükseköğretimin Atatürk ilke ve inkılapları çerçevesinde yapılacağının yazılması, Siyasi Partiler Kanunu’nda tüm partilerin Atatürk ilke ve inkılaplarından ayrılamayacağının yazılması doğrusu 2008 senesinde, AB ile katılım müzakereleri yürüten bir ülkede kabul edilebilir şeyler değil.

Atatürk’ün hatırası hepimizin ortak tarihi, hatırası demek ve bu ortak hatıraya saygılı olmalıyız; ama bu saygı birilerinin uydurduğu kemalizm denen ve ne anlama geldiği bile belli olmayan bir ideolojinin devlet ideolojisi olarak dayatılması anlamına gelmemeli.

YÖK kanunu dördüncü maddede yazan Atatürk ilke ve inkılapları ‘bilimsellik’ anlamına geliyorsa zaten yine böyle bir yazılıma gerek yok; futbolu nasıl Atatürk ilke ve inkılaplarına göre oynamak anlamsız ise matematik, felsefe ya da ekonomi öğretimini de Atatürk ilke ve inkılaplarına göre yapmak o kadar anlamsız.

Ha, birileri ekonomi ya da felsefe öğretimini belirli bir kalıp içine almak istiyorsa, o zaman ortaya büyük bir sorun çıkar ve esas mesele de burada.

Atatürk kimimizin daha az ya da daha çok sevdiği, kimimizin daha az ya da daha çok takdir ettiği devlet kurucumuz ve birinci Cumhurbaşkanımız; nokta.

Tarih: 16 Kasım 2008 Pazar, 02:44

ÖNE ÇIKANLAR

['http://91.93.103.35/reklam/staregazetebanner.swf','305','150']
star RSS KAYNAKLARI

MENÜ

REKLAM

www.yirmidort.tv

SON DAKİKA

SİTEDE ARA