Bir kelimeyi, bir kavramı telaffuz ettiğinizde bu kelimenin ilk çağrıştırdıkları içinde yaşadığınız ortamda o kelimenin, o kavramın belki de en doğru tanımını, içeriğini verir.
Aklınıza ilk gelen çağrışımlar muhtemelen o kelimenin, o kavramın kitabi, sözlüklerde yazan karşılığı olmayacaktır ama emin olunuz, aklınıza ilk gelen çağrışım yaşadığınız ortam için daha gerçekçi bir tanımdır.
Kavramların sözlük anlamıyla, sizde ilk çağrıştırdıkları farklılaştığı ölçüde de normal bir ortamdan uzaklaşıyorsunuz demektir.
Bu farklılaşmadan da yine emin olunuz en büyük zararı o kelimenin, o kavramın asli sahipleri, kavramın bizati kendisi zarar görüyor.
Mesela demokrasi dediğinizde İngiltere’de insanların aklına katılımcı süreçler, yurttaşların tercihlerinin parlamentoya mutlak yansıması, parlamentonun da üstünlüğü geliyorsa orada bir demokrasi tanımı ve uygulaması var demektir; bizde de demokrasi dediğiniz zaman aklınıza her on senede bir klasik ya da başka yöntemlerle kesilen süreçler, yüzde on barajı, kapatılan partiler geliyorsa, demokrasi parlamentonun belirleyici olduğu bir sistem anlamına gelmiyorsa bu işten ingiliz demokrasisinin değil, bizim demokrasimizin zararlı çıktığı sonucuna varabilirsiniz zira sözlüklerde, ansiklopedilerde tanımlar daha ziyade İngiltere’deki uygulamalara yakın.
Bizler de, nasıl ingilizlerin kullandıkları arabalarla aynı kalitede araba kullanmak istiyorsak, demokrasimizi de aynı kaliteye, aynı tanıma çekmek zorundayız; demokrasi tanımı ingilizlerden çok farklılaştığı ölçüde emin olunuz ingilizlerle aynı kalitede araba kullanmamız hayal olacaktır zira demokrasi, gerçek demokrasi biraz da iş demektir, aş demektir.
***
Benzer bir zihinsel egzersizi askeriye, ordu kavramı için de yapabilirsiniz.
Yukarıda belirtmeye gayret ettiğim gibi çağımız, kamusal kavramların içeriklerinin küresel olarak benzeştiği, benzeşmeye mahkum olduğu bir çağ; bu işi beğensek de böyle, beğenmesek de böyle.
Her kavram, her kelime, her kurum küresel anlamından saptığı ölçüde ilk ve büyük zararı o kavramın, o kurumun kendisi sonra da o kavramın egemen olduğu ülke zarar görüyor, çağın gereklerinin, düzeyinin dışına düşüyor.
İngiltere’de askeriye, ordu dendiğinde ortalama bir İngiliz’in aklına üşüşen ilk çağrışımlar sizce nelerdir?
Türkiye’de askeriye, ordu dendiğinde ortalama bir türkün aklına üşüşen ilk çağrışımlar ise nelerdir?
Bu çağrışımlardan, bu tanımlardan hangisi sizce ait olduğu kavramı daha evrensel, daha çağdaş biçimiyle tanımlamaktadır?
Askeriye, ordu dendiğinde ortalama bir ingilizin ilk aklına mutlaka dış tehditlere karşı savunma gelmektedir.
Bizde ise askeriye, ordu dendiğinde ortalama bir türkün aklına yine mutlaka ve maalesef artık siyaset, siyasete müdahaleler, darbeler, muhtıralar, şimdilerde Ergenekon, biraz hamaset ve 25 senedir Güneydoğu’da süren çatışmalar gelmektedir.
Ve emin olabilirsiniz bu çağrışım sağlıklı bir çağrışım değildir ama gerçektir ve bu yanlış ama gerçekçi çağrışımdan en büyük zararı da maalesef ülkemizin çok önemli bir kurumu askeriye ve hemen arkasından da etkin, modern, yüksek hareket gücüne sahip ve seçilmiş parlamentolardan çıkan siyasi otoriteye mutlak olarak bağımlı bir orduya belki de her zamankinden daha çok ihtiyacı olan Türkiye görmektedir.
Sayın Büyükanıt’ın görev süresinin dolmasına çok kısa bir süre kalmıştır ve tüm görevi süresince Sayın Büyükanıt’ın askeriyenin ortalama bir Türk için yaptığı çağrışımlar konusunda işaret ettiğim doğrultuda çok başarılı olduğu söylenemez ama bundan sonra görevi devralacak tüm Genelkurmay başkanlarının kanımca asli vazifesi ordu dendiğinde ortalama bir türkün aklına düşen ilk çağrışımın siyasete müdahaleler değil dış tehditlere yönelik etkin bir güç olması konusunda gayret göstermek olmalıdır.
***
Fransa’da son aylarda çok yoğun olarak askeriyenin yeniden yapılandırılması tartışılıyor ve bu hedefe yönelik bir beyaz kitap da yayınlandı.
Benim de bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak temennim ordumuzu iç siyaset içinde değil de bu tartışmalar içinde görmek.
Askerlerin jargonuyla, TSK’nın gündeminde artık yegane belirleyici dış tehdit olmalı ve bu tehdit algısına yönelik olarak da ordu yeniden hem teknolojik hem de zihniyet dünyası olarak yeniden yapılandırılmalıdır.
Çok önemli bir konu araya girmez ise, bir-iki yazıda Türkiye’de hiç konuşulamayan Fransa’daki bu tartışmaları okurlara ulaştırmak istiyorum.
Tarih: 7 Temmuz 2008 Pazartesi, 06:28