ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Genç subaylar... Cemaat... - GAZETE YAZARLARI

Genç subaylar... Cemaat...  


  

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’in 30 Ağustos nedeniyle Ankara Merkez Orduevi’nde verdiği resepsiyonda meslektaşlar “üst düzey erkanın” neredeyse sırtına yapışmışken, ben biraz, davete pırıl pırıl eşleriyle katılmış subay ve astsubayların taraflarında dolaşmayı tercih ettim...

Öyle ya...

Memleket ne zaman “krizli” bir döneme girse, birilerinin ortaya çıkıp “genç subaylar”dan söz etmesi bir nev’i “siyasi alışkanlıktır...”

1960 İhtilali’nden sivil kesime miras kalmış berbat bir kavram...Sanki, -Allah göstermesin- dünyanın en çağdaş silahlı kuvvetleri liginde yer alan TSK bir “yeniçeri ocağı”, onun evlatları genç subaylar da kazan kaldırıcı!.. Olacak, inanılacak iş değil...

Onlarla yaptığım görüşmelerden nabzı vermeyi tercih ederim...

1. Bizlerden, dünya gerçeklerinin dışında, memleketi zora sokacak tek bir adım bile beklenemez. Çünkü biz bu ülkenin her alandaki menfaatleri için varız.

2. Eğer, rütbesi ne olursa olsun, TSK içinde bir takım serüvenlere yönelmek isteyenler olmuşsa, bunun hesabının onlardan sorulması normaldir.

3. Bize, bütün bu yaşanılanlar çerçevesinde bir dönemin komutanlarımızın bu tür planlara yöneldiklerine inanıp inanmadığımızı soruyorsanız, inanmıyoruz. Neden? Çünkü bu tür planlamalar olsa, mutlaka ama mutlaka bizim rütbe seviyemize bir şekilde yansırdı. Bize hiçbir zaman üzerinde “acaba” diye endişe edeceğimiz bir plan yansımadı.

4. Çok tartışmalı bir dönemde, esas olanın TSK’nın disiplinini korumak olduğunu biliyoruz. Burada komutana güven esastır ve komutanlarımızın izledikleri yolu onaylıyor, bu çalışmalara güveniyoruz.

5. Bizim eğitim ve yaşam biçimimizde siviller tarafından gözden kaçırılan iki nokta var: Bize daha çocuk yaşta umutsuzluğa kapılmamayı ve kalıcı sabrı öğretirler. Bunun sonucunda “panik” kavramı veya “asabiyet” TSK’da yoktur. Bu nedenle kimse bizden hata beklemesin...

Gördüğüm... Ve iftihar ettiğim... TSK’nın genç kadrolarının dünyayı çok iyi algıladıkları, ülkelerinin o dünya üzerindeki yerini çok stratejik değerlendirmelerle ele aldıklarıdır...

Evlilikleri mükemmel. Eşleri eğitimli ve yaşamın içinde genç hanımefendiler...”Küresel entegrasyona” yüzlerini dönmüş bu subaylar, ülkeyi “içine kapanık-otoriter maceralardan” uzak tutacak bir yapı içindeler...

O nedenle, “genç subaylar şöyle-böyle” diye başlayan yorumlara pek kulak asmayın. Onların  da en az biz siviller kadar yaşam alanlarını gerçek demokrasi zemininde   gördüklerini bir kenara not edin.

Cemaat... Renklerin Ortak Dili

Bir gece önce orduevi bahçesinde bu tür bir sohbeti gerçekleştirip, 24 saat sonra Gülen cemaatinin Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın “Renklerin Ortak Dili” temalı iftar yemeğinde A.Turan Alkan, Yağmur Atsız, Deniz Ülke Arıboğan, Bejan Matur, Mete Çubukçu gibi meslektaşlar ile masa paylaşmak farklı bir duygu kuşkusuz. Yurtdışındaki okullarıyla Türkiye’nin bayrağını çok uzak ve çok zor coğrafyalara taşımasından her zaman büyük sevinç duyduğum, dinler-kültürler arasındaki diyaloğun güçlenmesi yolunda Hz.Mevlana’nın rotasını izlemesiyle takdir ettiğim bir topluluk...

Üstelik, son yıllarda, Türk ekonomisi, özellikle de KOBİ’lerin dış pazarlara açılmasında büyük bir görev de üstlenmiş durumda... “Milletin ortak gücü” açısından çok önemli işler bunlar... Ama... Son dönemlerde “günlük siyaset tartışmalarının” içinde fazlaca yer almaları... Sanki, “günlük kavganın bir cephesi” görüntüsünün doğmasına neden olacak çıkışlar... Endişeliyim...

“Renklerin Ortak Dili” bana bir kez daha umut verdi. Bütün kültürleri kucaklayan, sadece insana yönelen, dinde (ve tabii ki ortak yaşam kültüründe) hoşgörünün hakim olmasını hedefleyen bir iftar yaşadık...

Eğer, ana hedefimiz insansa, “sert siyasi iklimler”den uzak durmakta yarar vardır.

Kürtler cesurdur!..

Son sözüm Kürtler’e... Aynı coğrafyanın insanlarıyız, hepimizde bir “efelenme” hali vardır. “Tehdit” yedik mi, geri çekilmeyiz, üzerine gideriz. Anadolu’nun ortak davranış biçimi... Kürtler cesurdur, tehditten pek hoşlanmadıklarını da iyi biliyoruz. Ve ben sonuna kadar inanıyorum... “Sandığa gitme, gidersen fena yaparım” diyen o zorbaya, sanki düğüne gider gibi sandık başına giderek yanıtını verecektir... Yani “pısmayacaktır...”



Paylaş



Tarih: 2 Eylül 2010 Perşembe, 00:03

Yazarın Son 10 Yazısı  

Yazarın Son 10 Yazısı

• Genç subaylar... Cemaat... 2 Eylül 2010 Perşembe
• İsrail-İran: Garip ittifak!.. 30 Ağustos 2010 Pazartesi
• Özerklik: Kürt kumarı! 26 Ağustos 2010 Perşembe
• 2. Abdülhamid’in dönüşü!.. 23 Ağustos 2010 Pazartesi
• ‘Cami korkusu’ ve ırkçılık 19 Ağustos 2010 Perşembe
• Ermenistan: Bağımsızlığın sonu 16 Ağustos 2010 Pazartesi
• Teamüller...Ve kaos 12 Ağustos 2010 Perşembe


İŞLEMLER  

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

ÖNE ÇIKANLAR

HABERLER  

LİSTELER

ÇOK OKUNANLAR

yazı dizisi: Anayasa Paketi

MENÜ

REKLAM

['http://91.93.103.35/reklam/Ulke_468x60.swf','468','60']
['http://91.93.103.35/reklam/ajanda.swf','220','90']

SİTEDE ARA