ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Alkol ve demokrasi - GAZETE YAZARLARI

Alkol ve demokrasi  

AK Partili bazı belediyeler kendi yetki alanlarındaki bazı lokantalarda içki satma yasağı uyguluyorlar.

Bizim Çağdaş’lar da haliyle çok bozuluyorlar buna.

‘Şeriat provası’ olarak algılıyorlar.

Hatırlardadır, kıymetli bir fikir adamımız Üsküdar Belediyesi’nin koyduğu içki yasağını Salacak’ta şarap yudumlayarak delmiş, Türkiye’ye çağ atlatmıştı.

Şimdi de onun türdeşleri Şeriat vaporu Moda iskelesine yanaşamasın diye eylemdeler.

Dayan bre yiğidim! Yobazlığa geçit verme. Haydi şerefe!

Annem bunun gibilere ‘zıkkım içesiceler’ der ya, ben biraz farklı düşünüyorum.

Bence Demokrasi, rakı sofrası demektir. Bakınız, Ulu Önder.

Hem olacak iş mi canım yirmibirinci yüzyılda Moda burnundan Kalamışa doğru kadeh kaldıramamak? Ayol İran mı burası?

Bir ay kadar önce bu tarz insanları anlatan bir yazı yazmıştım ‘Köktendinci Bir Cemaat’ başlığı altında. O geldi şimdi yine aklıma.

Mavi gözlü sarışın bir puta tapınan ve gülünç ibadet şekilleri olan sapkın bir cemaatten söz etmiştim ya hani.

Okumamış olanlara ne demek istediğimi anlatabilmek için minik bir ipucu daha vereyim.

Bu cemaat için demokrasi, canının istediği yerde rakısını içebilmek, eğildiğinde göbeğine kadar teşhir eden askılı bluzlarla köprüden balık tutabilmek, yoksulları ve muhafazakárları hakir görmek, kendi çöplüğünde ayak takımını istememek ve itip kakabilmek ayrıcalığıdır.

Başı bağlı ve takunyalı karakoncolosların çamurlu ayaklarıyla Beyoğlu, Moda, Teşvikiye gibi çağdaş semtlerimizin kaldırımlarını kirletmesine kalbi dayanmaz doğal olarak. Oralar onun babasından kalma tapulu malıdır.

Haşemalılarla aynı plajları paylaşmak, kapıcısının oy verdiği bıyıklı adamlar tarafından yönetilmek bu kibar cemaatin tahammül sınırlarını aşar.

Bunun için tankları asfaltta yürütmek falan gerekiyorsa, demokrasi adına katlanılabilir (hatta tercih edilebilir) bir durumdur şekerim. Neyse ki aslan gibi generallerimiz var bizim.

Bir adam tanımıştım vaktiyle, kızlar sokakta mısır yiyerek yürüyor diye kendini eve kapatmıştı, beş yıldır sokağa çıkmıyordu.

‘Aah, bozuldu güzelim Nişantaş’ diyordu bîçare.

İçim kan ağlamıştı.

Keşke şu bidon kafalıların hepsini Afganistan’a ihraç etsek de onların yerine Fransa’dan seçerek vatandaş ithal edebilsek diyorum.

Şöyle Delon’lar, Belmondo’lar, Trintignant’lar falan.

İstiklál Street’te, Bağdat Avenue’de falan onlar turlasalar.

Oooh mon dieu, hayali bile güzel!

A ta santé ma chérie! İçelim çağdaşlaşalım!


Ölmeden önce yapılacak 1 şey


Durulmak. Sakinleşmek. Hedonizm ile mutluluğu birbirine karıştırmamak. Ne buldum delisi gibi dünyadaki tüketim nesnelerine saldırmaktan vazgeçmek. Yani kanaat ve dinginlik.

Benim reçetem budur.

Bu reçetenin en iyi tarafı, beklenmedik bir ev kazasıyla kuyruğu titrettiğinde hakkında ‘anca yarısını gerçekleştirebildi’ türünden iğneleyici yorumların yapılamamasıdır.

Dene ve gör. Memnun kalabilirsin.



Borazan kime denir?


Her dönemde bazı gazeteler ve yazarlar birileri tarafından ‘iktidar yanlısı’ diye damgalanır.

Suçlayan daima bir sıfır önde olduğu için, bu tarz etiketler bazı kaz okurlar tarafından sorgulanmaksızın benimsenir.

Cehaletin verdiği fütursuzlukla döşenirler mektubu.

‘Sizin gazete iktidarın borazanı.’

Sahi mi? Niye?

Çünkü muhalefet demek, seçilmiş parlamentoya ve özellikle de hükümeti kurmakla görevlendirilmiş partiye muhalefet etmek demektir.

O zaman da memleketin en ‘muhalif’ yayınları haliyle sivil siyasetçiye bol keseden hakaret eden ama 28 Şubat’ı, Ergenekon çetesini, darbe günlüklerini görmezlikten gelen yayınlar olur.

Zanneder ki üç beş köşe yazısı okuyarak káinatın sırrını çözdüğünü zanneden niyet tavşanı, hayat çizgi filmlerdeki gibi mutlak iyi ile mutlak kötü arasındaki bir boks maçıdır.

Şu tarafta kahramanlar bu tarafta borazanlar.

Bu kafadaki insanlar ya hayatlarında hiç borazan görmemiştir ya da akıllarını üç beş tane faşiste emanet ettiklerini sezemeyecek kadar budaladırlar.

Türkiye’deki iktidarın asıl sahibinin omuzları apoletli birileri ile onların ‘sivil’ destekçileri olduğunu, seçimle gelmiş hükümetlerin bu bloka ancak iyi geçinmek kaydıyla yamanabileceklerini ve sınırlı bir alanda hizmet verebileceklerini görmek için biraz daha açık zihinli olmak gerekiyor galiba.

Uyum sağlayamaz ya da itiraz edecek olurlarsa türlü çeşitli yolları vardır hükümetleri yolcu etmenin. Diken üstünde otururlar zaten.

Medyada (bu gazete de dahil) hükümetlere karşı atış serbesttir. Hatta makbul.

Hükümete söven gazeteci en fazla para cezası ödemeye mahkûm olur.

Bu cezayı da zaten gazeteci değil gazete öder eğer tecil edilmemişse.

Gerçek iktidara kafa tutabilecek kadar gözü kara olanın akıbeti ise Hrant Dink’ten ya da İsmail Beşikçi’den çok farklı olmaz.

O nedenle, papağanlığın ötesine geçmek isteyen kişinin, önce iktidarın kimde olduğuna, sonra da asıl kimlere ‘borazan’ denilebileceğine kafa yorması gerekiyor.

Belki de aklını emanet ettiği birileridir asıl borazan.
Tarih: 29 Ağustos 2008 Cuma, 06:11

ÖNE ÇIKANLAR

YAZARLAR ARŞİVİ  

  • Yazar
  • Yıl
  • Ay

HABERLER  

LİSTELER

ÇOK OKUNANLAR


['http://91.93.103.35/reklam/staregazetebanner.swf','305','150']
star RSS KAYNAKLARI

SON DAKİKA

HAVA DURUMU  

İl:

FOTOGALERI BÖLÜMÜNE GİTMEK İÇİN
star CUMARTESİ
star PAZAR
star SPOR
AÇIK GÖRÜŞ
star EGE
pek yakında
Star gazetesi haber ihbar hattı
star mobil

MENÜ

REKLAM

www.yirmidort.tv

SON DAKİKA

SİTEDE ARA