İstanbul Film Festivali’nde Ulusal Yarışma’nın birincisi olup Altın Lale kazanan ‘Köprüdekiler’, Jüri Özel Ödülü’nü kazanan ‘11’e 10 Kala’, En İyi Yönetmen, Senaryo ve Erkek Oyuncu ödüllerini toplayan ‘Uzak İhtimal’ ve Yeni Türk Sineması bölümünde gösterilen ‘İki Dil Bir Bavul’ sinemamıza taze kan verdi. Genç yönetmenlerin imzasını taşıyan üç film de günümüz İstanbul’unu güzellikleri ve çelişkileriyle fon alıyor ve içinde yaşadığımız realiteyi yansıtan gözlemler aktarıyor. ‘İki Dil Bir Bavul’ ise okula başlayana dek Türkçe bilmeyen Kürt çocuklarıyla bir öğretmen arasındaki iletişimsizliğe ve mahrumiyet bölgelerindeki toplumsal yapıya önemli bir değinme. İncelikli eleştiriler de içeren bu filmler birer toplumbilimsel çalışma sayılır. ‘Uzak İhtimal’in başlıca erdemi olan minimalizm, ülkemizdeki yeni sinema anlayışının temelini oluşturuyor. ‘Uzak İhtimal’, kapı komşusu rahibe adayına aşık olan, İstanbul’a yeni tayin edilmiş imam ile kızın varlığından haberdar olmadığı babası arasındaki yakınlıktan oluşan sıra dışı ailenin kısa mutluluğunu konu alıyor. Mahmut Fazıl Coşkun’un karakterlerine ve öyküsüne mesafeli yaklaşımı ve hilesiz sineması bu filmi yalın bir aşk öyküsü gibi sunuyor. Tarık Tufan, Görkem Yeltan ve Bektaş Topaloğlu imzalı senaryoyu Türkiye’nin yakın tarihinde gayrimüslim azınlıklar ile Müslümanlar arasındaki ilişkilerin bir metaforu, İstanbul’un yüzyıl öncesine kadar yarı yarıya Avrupalı olan kimliğinin son izlerine bir ithaf olarak okumak da mümkün. Aslı Özge’nin ‘Köprüdekiler’, Pelin Esmer’in ‘11’e 10 Kala’, Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın ‘İki Dil Bir Bavul’ filmleri ise sinemamızdaki yeni damarın birer temsilcisi. Belgeselle kurmaca arasındaki sınırları durmaksızın ihlal eden, mizansenle doğaçlama arasında salınan bu filmleri izlemek apayrı bir keyif. Pelin Esmer daha önce ‘Oyun’ ile belgesel kurmaca farkını ortadan kaldırmıştı. Benzer bir yapıyı Reis Çelik’in ‘İnat Hikayeleri’, Hüseyin Karabey’in ‘Gitmek’, İsmail Necmi’nin ‘Should I really do it?’ adlı yapımlarında da gördük. Bu damar, yedinci sanat için yeni bir yaklaşım değil kuşkusuz. Belgesel sinemanın Robert Flaherty misali büyük ustalarından İranlı çağdaş sinemacılara dek dünyanın birçok ülkesinde kullanılagelen bir karma bu. Gerçeklik bu filmlerin ana malzemesi: Gerçek karakterler, gerçek yaşamlar, gerçek olaylar, gerçek mekanlar bir kurmaca öykü anlatmaya hizmet ediyor. Elbette filmlerde bolca mizansen var, ama doğaçlama da bir o kadar baskın. Hangi sahnenin mizansen ve / veya kurmaca, hangi sahnenin belgesel ve / veya doğaçlama olduğu kolay kolay ayırt edilemiyor. Belgesel drama da değil bu filmler, dramatik belgesel de değil. İki tür arasındaki sınırda da durmuyorlar. Tam tersine, sınırın iki tarafı arasında gidip geliyorlar. Anlattıkları öyküye ne, nasıl ve ne kadar yarıyorsa onu kullanıyorlar. ‘11’e 10 Kala’ adlı filmin ana kahramanı olan Mithat Esmer, Pelin Esmer’in gerçekten bir koleksiyoncu olan amcası. Ama bu filmdeki diğer başrol olan kapıcı karakterini Nejat İşler canlandırıyor. ‘Köprüdekiler’in karakterlerinden ev arayan, dargelirli çift gerçek, ama aynı evi paylaşan trafik polislerinden biri profesyonel diğeri amatör iki oyuncu. Boğaz Köprüsü’nün tıkalı trafiğinde çiçek satarak yaşamını kazanmaya çalışan Kuştepeli genç Roman karakteri de gerçek. Elbette ev arayan çift filmde izlediğimiz gibi ayrılmanın eşiğine gelmiyor. Genç Roman da çoktan başka iş bulmaktan umudunu kesmiş, çiçekçilikte karar kılmış ama film onun hayatını biraz başa sarıp iş arama serüvenini yineliyor. Aynı şekilde ‘İki Dil Bir Bavul’un bir Urfa köyüne tayini çıkmış çiçeği burnunda Denizlili öğretmeni de yönetmenler onu bulduğunda lojmanın kapısına çökmüş durumdaymış. Ama film onun köye varışıyla başlıyor. Filmin tamamında kamera sanki hiç yokmuş gibi davranılıyor. Okuldaki sahneler, öğrencilerle kurduğu ilişki, onların Türkçe anlamayışı, annesiyle telefon konuşmaları sırasında her şey doğal gelişiyor ve zaman zaman çok yakın planlar alsa bile kamera bir yerde gizliymiş, görünmezmiş gibi bir duygu uyandırıyor. Karakterlerine önyargısız ve yargılamadan, hümanist bir yaklaşımda bulunan ‘Köprüdekiler’, ‘Uzak İhtimal’, ‘11’e 10 Kala’ ve ‘İki Dili Bir Bavul’ insanın pişkinliği kadar hamurunu ve mayasını da anlatıyor. Mizahı tam dozunda kullanarak filmlerini kesinlikle karamsar olmayan bir yapıya oturtan genç yönetmenler gereksiz bir iyimserlik içinde de değiller. Toplumun bütün katmanlarına sinen değerbilmezlik ve maddiyatçılık, yoksulluk ve fırsatçılık, sınıfsal ayrımcılık ve milliyetçilik bu filmlerin ortak eleştiri paydasını oluşturuyor. Eleştirilerini kadraja giren sıradan nesnelerle, tanıdık manzaralarla, basit jestlerle, olağan seslerle, öylesine ağızdan çıkan repliklerle ortaya koyuyorlar. Belli ki artık yeni sinemamızı kimse tutamaz. Bu tazelik ve ferahlıkla daha çok yol alır.