Adana Altın Koza Film Festivali 40. yaşını ve 16. yılını sitemlerle açtı ama kapanışta her şey tatlıya bağlanmış görünüyor. Yerel seçimlerin ardından hükümet ile belediye arasında meydana gelen gerginliğin bu önemli kültür sanat etkinliğine yansımasından sinemamızın zarar görmesi ve sinemacıların da bu duruma tepki vermesi üzerine Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da olgun bir devlet adamı olarak ona yakışanı yaptı ve gerginliği ortadan kaldırdı. Festival’in açılışında vilayet ve belediye arasındaki soğukluk yabancı konukların bile dikkatini çekmişti. Gayet güzel düzenlenen bir kapanış töreninde jüriler de eli açık davranıp bol bol Altın Koza dağıtınca, Vali ile Belediye Başkanı birlikte ödül verince Adana’da mutlu sona ulaşıldı.

Tatsız başlayan 16. Adana Altın Koza Film Festivali kentin ünlü tatlısı taş kadayıf tadında sona erene dek geçen süreç aslında sinemamızın gündemdeki sorunlarının bir özetini oluşturuyor. Hükümet ile yerel yönetimler arasındaki siyasi bağın hiç de sağlıklı kurulamadığını, verilen hizmetlerin niteliğiyle siyasi yatırım olarak amaçlarının orantılı olmadığını ve her işe propaganda karıştırılmasını zaten üzülerek gözlemliyoruz. Bir de kültür sanat gibi aslında bireyin kişisel gelişimi konusunda öncelikli olarak ele alınması gerekirken hep geri plana itilen bir alanın olumsuz etkilenmesinin bedelini ödeyemeyiz gelecekte. Yeni kuşakların gayrıresmi eğitime şiddetle ihtiyacı var, sanırım herkes onların nasıl bir sanal alemde yaşadığının farkındadır. Ekolojik açısından umutlarımızın hızla tükenmekte olduğu bir dünyada en azından elimizde kalan bugünü ve yakın geleceği daha uygar, daha insani, daha onurlu yaşamak için çaba göstermeliyiz.
Bu gerçekliğin ışığında Adana macerasına dönecek olursak: Önce Adana Sanat Konseyi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na Festival’e yardımı geçen yıla oranla azalttığı ve bir temsilci bile göndermediği için sitem etti, desteklerin adil yapılmasını talep etti. Ardından Türkiye Sinema Platformu Adana’da düzenlediği basın toplantısında Türkiye Sinema Kurumu yasa tasarısına Bakanlığın ilgi göstermemesinden ve sinema alanına üretimden gösterime düzen ve adalet getirmeye yardımcı olacak bu kurum hakkındaki soruları yanıtlamak için toplantıya dahi katılmamasından yakındı. Festival’de yarışan filmlerin yönetmenleri, jüri üyeleri ve başka konuklardan oluşan bir grup sinemacı da yine Bakanlığın Festival’e katılmamasını ve desteği azaltmış olmasını üzüntüyle karşıladıklarını bildiren bir açık mektup yayınladı. Platform da Festival öncesi Türkiye Sinema Kurumu’na duyulan ihtiyacı vurgulayan bir açık mektup yayınlamıştı.
Kapanış öncesi Festival’in yardımının arttırılacağı sözü de alındı, Bakanlık temsilcisi de törene katıldı. Bu tür bir diyalog diğer sorunların çözümüne doğru ilerlediğimiz umutlarını uyandırdı.
Makro düzeydeki gelişmeler böyle... Bir de mikro düzeyde olanlar var ki acıtıcı olduğu kadar eğlendirici de! Başlama tarihine yedi hafta kala ve geçen yıla oranla çok azalmış bir bütçeyle festival hazırlamak aslında akıl karı değil. Ama deneyimli ekipler sayesinde bu da çözümlendi. Fakat, sinemamızın bitmek bilmeyen yarışma ve ödül tutkusundan mustarip birkaç kişi bu kez de bir dramatik belgesel olan ‘İki Dil Bir Bavul’un Altın Koza’nın 12 adayı arasında yer almasını tartışma konusu yaptı. Aralarında benim de bulunduğum festivalin ön eleme komitesi ‘sinemacıları sevmiyor’ diye suçlandı. Festival süresince ve ödüller dağıtılırken gördük ki kimse sevmiyormuş sinemacıları! Hatta onlar da kendi kendilerini sevmiyorlarmış. ‘İki Dil Bir Bavul’un genç yönetmenleri Özgür Doğan ile Orhan Eskiköy’ü yerimizi kaptınız diye dışlamak şöyle dursun, bağırlarına basıp desteklediler. SİYAD Jürisi’nin ödülünden sonra büyük jüri de Adana’nın prestijli Yılmaz Güney Ödülü’nü ‘İki Dil Bir Bavul’a vermez mi! Ve Altın Koza’yı ikisi de belgesel ile kurmaca arasında gidip gelen, gerçek kişiliklerin yaşamlarıyla kurguladıkları öyküyü harmanlayan filmler olan ‘Köprüdekiler’ ve ‘11’e 10 Kala’ paylaşmaz mı!
Belli ki sinema ve sinemacı vizyonlarımız değişime direnç gösteren statükoculuğa rağmen gitgide gelişiyor. Türkiye Sinema Platformu Başkanı Erden Kıral bu süreci ‘Sinemamızın aydınlanma çağı’ olarak tanımlamakta haklı.