ANATOLIA’ adlı bir belgesel çekimi sırası Kayseri Kalesi burçlarına, dekor olarak üzeri haçlı Doğu Roma (Bizans) bayrakları asılmış. Bunu gören bázı ‘hassas’ Kayserililer ‘Biz gávur muyuz, ulan?’ náralarıyla filmciler üzerine savlet eylerken o garibler canlarını zor kurtarıp kapağı başka bir viláyete (Gávur İzmir? Kudüs?) atarak kuşça canlarını kurtarmışlar!
Böylece şu ‘efsánevî’ Kayseri Zekásı konusunda daha vázıh bir fikir edinmiş olduk. Hep merák ederdim nasıl bir şey diye. Kısmet bugüneymiş. Kayserili yurddaşlarımı gösterdikleri bu ‘hassasiyet’den ötürü tebrîk ederim. Her dáim gayûr ve sábit-kadem olasuz ve dahî sakın ola ki küffára aman veresüz!
Bu arada náçizáne bir de uyarıda bulunmadan edemeyeceğim:
Açılmayan iki şey ölümcüldür:
Paraşüt ve zihin!!!
* * *
HÁKAN Aksay ‘Taraf’daki sütûnunda Bábıálî’nin taşralı kafasından ve káinatdaki tekmil haberleri, ancak içinde bir ‘Türk bağlantısı’ olunca haber sayma dangalaklığından şikáyet ediyor. Yáni meselá muhábir olarak açıp ‘Teroristler Moskova’ya atom bombası atdı. İlk belirlemelere göre dört milyon insan öldü. Haberini geçeyim mi?’ diye sorsanız Yazıişlerinden önce mecálsiz ve canından bezmiş bir sesle ‘Aralarında Türk var mı?’ suali geleceğini filan yazıyor.
Yıllar evvel Almanya’da son derece önemli bir mesele yüzünden, yüzbinlerce kişilik bir protesto gösterisi düzenlenmiş ve göstericiler polis düdükleri çalarak öfkelerini ifáde etmişlerdi. Ertesi gün bizim gazetelerden biri olayı şu başlıkla verdi:
‘Almanya Türk Düdükleriyle İnledi’
Meğer düdükler Türk malıymış. Yáni diyelim ki İspanyol malı olsalar haber değeri sıfır. Záten insanların neden oraya toplandıkları da metinden anlaşılmıyordu. Ama ‘Türk düdükleri’ tá bilmem-nerden bile duyulmuşdu ya...
* * *
MARMARA Üniversitesi, ‘Erasmus’ ana başlığı altında düzenlenen ‘Avrupa Birliği Eğitim ve Geliştirme Programları’ kapsamında yurddışına göndereceği üniversite talebelerine, ‘kritik’ konularda Devlet-i Ebed-Müddet’in ‘resmî’ görüşlerini öğreten kurslar düzenliyormuş. Bu kursları ‘başarıyla’ bitirmeyen gençler ise listeden siliniyormuş.
Bu ‘kritik’ konuların başında ise Ermeni, Kürd, Kıbrıs ve Pontus problemleri geliyormuş. İnşallah Tarablus-Garb Harbi’nde İtalyanların, Balkan Harbi’nde Bulgarların, Harb-i Umûmî’de Arabların ve İstiklál Harbi’nde Fransızların irtikáb eyledikleri kahbelikleri de es geçmiyorlardır ki çocuklarımızın körpe dımağları Avrupa’da zehirlenmesin! Yoksa, maazallah, AB tam üyeliğine uyum sağlayamayız. Çünki málûm ya ‘Erasmus’dan maksad genç akademisyenleri AB tam üyeliğine hazırlamak.
Birtakım yurddaşlarımın sittin senedir idrák edemedikleri yáhut işlerine gelmediği için kasden etmedikleri hususlardan biri şu:
Bir düşünceyi düşünmeğe başladınız mı eğer son haddine kadar gitmezseniz ona düşünmek denilmez, ucuz beyin hokkabazlığı denilir!
Yarış pistine start çizgisinden değil de ileride işinize gelen bir noktadan parmaklığı atlayarak girmek ve finiş çizgisine kadar koşmakdan kaytarıp işinize geldiği noktada yine kenara zıplayıp kendini gaalib îlán etmek yok!!!
Hanımlar, Beyler!
Avrupa’ya talebe mi yolluyorsunuz ‘Kefere içi’ne Alperen Derviş mi?
Üstelik masrafını da ‘Kefere’ye ödeterek!!!
Zahmet olmazsa şuna bir karar verseniz...
Tarih: 19 Eylül 2008 Cuma, 07:41