‘Babam mesela, hapishanede diziler yazardı, ziyarete gittiğimizde onun paralarını paylaşırdık. Babamın hapis yattığı Sağmalcılar döneminde. Mesela enteresan bir anı, evliyim, babam hapiste, liseyi bitirememişim.
Müthiş parasızım, iş arıyorum. İş bulundu. Bir hafta çalıştım ve ilk paramı aldım.
O parayla bir gül alıp hapishaneye babama götürdüm. İlk maaşımla aldığım bir çiçek...
Babam epey yattıktan sonra bir gece Fahri Korutürk, cezasının bitimine az bir süre kala onu affetti. Bu bir jestti, cezasının büyük bölümünü yatmasını engellemekten ziyade Türkiye’ye verilen bir mesajdı.
Fahri Korutürk’ün affı Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra gece yarısı bırakıldı babam.
Karanlık bir gece, hapishanenin projektörlerle aydınlatılan bahçesi ve babam, elinde valizi...
Babamın elinde valizi, öbür elinde de bir çiçek...
Gece yarısı yani Cumhurbaşkanı’nın affıyla tahliye olan bir yazara o saatte kim çiçek verir?...
Babam benim ilk maaşımla aldığım çiçeği saklamış, elinde o çiçekle çıktı. Tahliyesindeki resimlerde o çiçek vardır elinde...’
Bunları ‘İkinci Cumhuriyet’in Yol Hikáyesi’ adlı yeni yayınlanan kitapta, benimle nehir bir söyleşi yaparak ‘bir kısım hayatımı’ kayda geçiren Defne Asal Er’e anlatmışım...
Anlatmayı unuttuklarım da var...
Her cumartesileri tekrarlanan hüzünlü ziyaretler...
‘Demli olsun’ yerine kullandığımız ‘onluktan beşlik’ tanımıyla birçok kez ısmarlanan çaylar...
Cezaevi müdürleri... Demir kapılar... Jandarmalar... Gardiyanlar... Koğuşlar... Ranzalar... Mahkûmlar...
Babamın ‘Bir Avuç Gökyüzü’ adlı romanında kısmen anlattığı o bir kaç yıl süren yaşam...
* * *
Eskiyi anımsayınca ‘yazarlarla’ uğraşan ‘cuntacı generallerin’ yatacak yerleri olmaması gerekir diye düşünürüm...
Neyse...
Amacın bu pazar günü 12 Mart’a dönmek değil...
Sadece ve sadece Bayrampaşa ya da Sağmacılar Cezaevi olarak anılan Cezaevi’nin kapatıldığını görünce bir garip oldum...
Sağmalcılar Cezaevi demek, henüz yirmili yaşlara girmemiş halimle, babamın içerde, bizlerin dışarıda yaşadığı Cevdet Sunay’lı, Faik Türün’lü günler demek...
* * *
Bayrampaşa İlçesi’ndeki Sağmalcıların inşaatı yıllar sürdü... Binalar silsilesi tam on iki yılda tamamlandı...
Mimarı babamın dostuydu ve inşaatı gezdirmek konusunda da hep ısrarlı oldu... Babam daha sonra yatacağı 120 bin metrekarelik cezaevini inşaat halinde gezen nadir mahkumlardan da...
Ve 1968 yılında inşaat bitti...
Binayı benim tanımam için ise 12 Mart olması gerekiyormuş...
Birbirine Blok, blok, avlu, avlu yaslanmış devasa bir beton yığını... Babamın F Blok’ta yattığını anımsıyorum...
Sağmalcılar, o zamanlar ilçenin uzak bir köşesiydi... Devran değişip, hayat gelişince Bayrampaşa Cezaevi ilçenin ‘ortasında’ kaldı.
Cezaevi isyanları, çatışmaları ve firarlarıyla gündemden hiç düşmedi.
Sonuçta da Bayrampaşa ilçesi de adını çatışma, firar ve isyanları ile duyurmuş bu cezaevi ile anılmaya başladı.
* * *
Adalet Bakanlığı’nın, ‘çağdaş standartlara uymayan kötü bir imaja sahip olan eski cezaevlerini kapatarak, tutuklu ve hükümlülerin yeni inşa edilen modern cezaevlerine taşınmasını’ amaçlayan çalışmaları kapsamında...
Yaklaşık 40 yıldır tutuklu ve hükümlülere ev sahipliği yapan Bayrampaşa Cezaevi önceki gün kapatıldı...
Cezaevindeki 5 bin 500 tutuklu ve hükümlü, alınan karar doğrultusunda başka cezaevlerine nakledildi...
* * *
Bizim geçtiğimiz acılı ve eski duraklardan biri olan Sağmalcılar Cezaevi kapatılmadan önce medya mensuplarına tanıtıldı...
Bunu hem televizyonda gördüm, hem de okudum...
Şair Hasan Hüseyin’in volta atılan avluya mahkûmlar tarafından yazılan mısrası:
‘Acı çekmek ise özgürlük, özgürüz hepimiz de...’
Ya da duvara iliştirilen ironik cümle:
‘Küçük insanlarla büyük işler yapılamaz’...
* * *
Cezaevi binasının ne olacağı henüz belli değilmiş...
Ne olursa olsun, ne yapılırsa yapılsın, benim için geri kalan ömrümde de hafızamdaki resimleri herhalde pek değişmeyecek...
Örneğin, gecenin karanlıklarında, avluyu aydınlatan güçlü projektörler eşliğinde, bir elinde valiz, diğer elinde ilk maaşımla aldığım çiçeği taşıyan yazarın görüntüsü...
Çileli yıllar ardından tahliye olan babamın bize doğru gelişi...
* * *
Yaşamımızın bir kaç yılını haksız yere gasp eden Sağmalcılar Cezaevi kapatılmış...
Bunu duyunca biraz garip oldum da...
Solmuş bir gülü ve elinde valiziyleprojektörlerin altında yürüyen bir yazarı hatırladım...