Japonya’nın ‘Güvenli Bölge’ konumunun şifresini çözmek

Japonya’nın ‘Güvenli Bölge’ konumunun şifresini çözmek Paul KRUGMAN pkrugman@stargazete.com
Japonya’nın ‘Güvenli Bölge’ konumunun şifresini çözmek
7 Ocak 2012 Cumartesi

Japonya yüksek borç oranına karşın güvenli liman olarak görülüyor. Japonya’nın enflasyon beklentisi diğer güvenli limanlara göre 2 puan daha düşük ama uzun vadeli faizleri 1 puan daha yüksek.

Dosya:http://85.111.20.14/icerik/120107-124315-y1.jpg30 Aralık tarihli Financial Times sayısında gazeteci Alice Ross, yenin Euro karşısındaki gücüne dikkat çekti ve bunu yenin ‘global mali karmaşa varken güvenli liman statüsünü korumasına’ bağladı.

“Tek para birimi, yen karşısında yüzde 0.7 kadar düşerek yılın son gününde 99.97 üzerinden işlem görecek seviyeye indi. Temmuz 2001’den beri 100 oranının altına inmemişti” diye yazdı. Evet, doğru. Japonya yüksek borç oranına karşın güvenli olarak görülüyor; tıpkı kendi para birimlerini koruyan diğer gelişmiş ülkeler gibi.

Ama Japonya’nın yenin yüksekliğini anlamak için önemli bir özelliği daha var: Deflasyon ve likidite tuzağı ilişkisi. Euro Bölgesi ve Amerika’da pozitif makul enflasyon beklentisi varken, Japonya’da tabii ki deflasyon derin şekilde yerleşmiş durumda. Deflasyon beklentileri faiz oranlarını aşağı itmeye eğilimli. Ancak kısa dönem faizler sıfırın altına düşemez. Ve Japonlar uzun vadeli faizleri bir şekilde sıfırın üzerinde kalmak durumunda çünkü bir opsiyon değeri barındırıyor: Kısa vadeli faizler yükselemez ama düşemez de.

Böylece Japonya’nın enflasyon beklentisi diğer güvenli liman ülkelerden 2 puan daha düşük ama sadece 1 puan daha düşük uzun vadeli faizleri var. Japonya bir yüksek gerçek faiz ülkesi. Ve bu da yenin değerini yukarı itiyor. 

Açıkçası, bu Japonya için kötü bir şey; ülkenin daha çok ihracata ihtiyacı var ve yenin yüksekliği bunu engelliyor. Bir deflasyon tuzağına düşmeyi istememek için gerçekten de iyi bir diğer neden.

IMF’den Oliver Blanchard pek ciddi değil

Ve o ‘Çok Ciddi İnsanlar’ın şimdiye dek her konuda yanıldıklarını düşünürseniz, bu çok iyi bir şey.

Daha da iyi olan bir diğer şey ise Uluslarası Para Fonu’nun (IMF) baş ekonomisti Blanchard’ın en azından bir uluslararası kurumun diğerlerine oranla daha az kemer sıkma politikası yanlısı olmasına yardımcı olması.

IMF’nin internet sitesinde yer alan son blog yazısında Blanchard, 2011’de nelerin yanlış gittiğine değindi ve gayet mantıklı konuya dair şeyler söyledi. Bunun da ötesinde, eğer yanlış anlamadıysam, o yazı bir de bomba içeriyor. 21 Aralık tarihli yazıda “Yatırımcılar mali konsolidasyon ve büyüme konularında şizofrenler” dedi ve şöyle devam etti: “Mali konsolidasyon haberlerine olumlu yaklaşıyorlar ama sonra konsolidasyon düşük büyümeye yol açınca, ki genelde öyle oluyor, tepkileri olumsuz oluyor. IMF’nin üzerinde çalıştığı bazı öncül tahminlere göre, mali konsolidasyonun birleşik etkileri için büyük çarpanlar gerekmiyor ve ima edilen düşük büyüme devlet tahvillerine dair risk konusunda bir artışa yol açacak, düşüşe değil. Devletlerin piyasalara reaksiyon vermek durumunda olmalarını hissedecekleri oranda, borç sürdürülebilirliğinin dar bakış açısında dahi, fazla hızlı konsolideye zorlanabilirler.” (Benim vurgum.)

Doğru anladıysam Blanchard sert kemer sıkma programlarının kendi kendilerini yenilgiye uğratabileceklerini söylüyor. Ekonomiyi o kadar zayıflatabilirler ki, mali beklentileri daha da kötüleştirebilirler. Bu Ortaçağ doktorlarının hastalarını iyileştirmek için kanlarını akıtmalarına benziyor. Kanama durumlarını kötüleştirdikçe daha da çok kan kıtıyorlar. Bu tamamen doğru, kemer sıkma büyüme beklentilerini düşürüyor ve daha çok kemer sıkma çağrısına sebep oluyor.

Ciddiyim!

ARKA PLAN: JAPONYA

Güçlü yen güçlü Euro

Euro, 2011 yılını Japon Yeni karşısında 10 yılın en düşük düzeyinde kapattı: 30 Aralık günü 1 Yen, 99,7 Euro ediyordu. Temmuz 2011’den beri ilk kez Avrupa’nın 17 ülke tarafından kullanılan ortak para birimi yenden daha değersiz oldu. Bu yılın başından bu yana yüzde 8’den fazla bir düşüşün son durumu.

2011 yılında Euro, dolar karşısında da neredeyse yüzde 3 oranında değer kaybederek 1,29’a geriledi. Reuters 30 Aralık tarihli bir makalede durumu Euro’nun ‘kısa tarihinin en çalkantılı yılı’ olarak gösterdi.

Euro’nun yıl sonu kaybı önceki yıllardaki performansına kıyasla alışılmadıktı ve pek çok analist 2012’nin onun açısından daha da kötü bir yıl olacağı görüşünde. Ancak, Alice Ross’un Financial Times’ta çıkan, yine 30 Aralık tarihli analizine göre, Avrupa’daki dış borç krizi 2011’de tahvil piyasalarını mahvetmiş olabilir fakat Euro’ya talep hâlâ sağlam. “Euro alışverişi Euro Bölgesi’nden gelen kötü haberler serisi ile zorlu oldu” diyen Ross, şöyle devam etti: “İkinci bir Yunanistan’ı kurtarma planından vazgeçildi, Avrupa Merkez Bankası faiz onanlarını düşürdü ve İspanya’dan İtalya’ya, Fransa’ya devlet tahvilleri getirilerinde sıçrama yaşandı.”

Ross “Yükselmekte olan pazarların merkez bankalarının tek para birimine doğru çeşitlenmelerinin de talebi artırdığına inanılıyor” diye ekledi.

Hem dolar hem de yen güvenli para birimleri olarak görüldüler, bu da çalkantılı zamanlar yaşayan global pazarlardan yatırımcı çekti. Belli başlı parabirimlerinin toplamıyla kıyaslandığında Dolar seneyi yüzde 1.3 gibi bir oranla kapadı. Japonya’da ise düşük enflasyon oranı, Japon tahvillerinin faiz oranlarının gerçek değerini zamana karşı artırdığından (buna gerçek oran denir) yen diğer para birimlerine karşı güçlü olmayı sürdürüyor. 

ABD’de kasıtlı aldatmaca: Kriz için Fannie ve Freddie’yi suçlamak

Mortgage şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac’in 2008’de batmalarının global krizi başlattığı yalanı bir kez daha karşımıza çıkıyor. Ama bu, yanlışlıkla söylenmiş değil, bile bile söylendi. Önemli olan gerçekler değil.

Joe Nocera’nın öfkesini izlemek çok güzel. Joe, New York Times’taki köşesinde bir kez daha mali krizin sebebinin Fannie Mae ve Freddie Mac olduğuna dair o büyük yalanı ifşa etmekle kalmadı bunu söyleyenlerin yanıldıkları için değil, bile bile yalan söylediklerine de işaret etti.

Joe, yazısında “Fannie ve Freddie mitini neredeyse kendi başına yaratmış olan” Amerikan Girişim Enstitüsü’nden Peter J. Wallison’n Wall Street Journal’da çıkan makalesine atıfta bulunuyor: “Wallison, SEC tarafından altı eski Fannie ve Freddie yöneticisine karşı açılmış olan davanın onu haklı çıkardığını iddia etti. Bu onun en sevdiği taktiktir:

Ne zaman Fannie ve Freddie kötü gözükse bir zafer dansı yapar. Aslına bakarsanız entelektüel sahtekarlığını gözlemlemek için en uygun zamanlar da bunlardır. Gerçekte SEC’in iddiaları büyük yalanın gerçekten de yalan olduğunu ortaya koyuyor.”

Yazının tamamını okuyun.

Özetle, Joe benim 2000 yılından beri söylediğim şeye geliyor: Ekonomik meseleler tartışılırken (başka şeyler, mesela savaşların gerekçeleri tartışılırken de) konu sadece farklı insanların aynı verilere bakıp farklı sonuçlara varmaları değildir. Burada tartışmanın bir kanadı gerçeklerle ilgilenmiyor, yaptıkları propaganda.

Tabii böyle söylemek ‘cazgır’ ilan edilmenize yol açıyor, size ‘partizan’ diyorlar. Yapmanız gereken sanki iyi niyetli insanlarla medeni bir tartışma sürdürüyormuş gibi davranmak. Ve ne zaman Cumhuriyetçiler’e saldırırsanız, onu dengelemek için Demokratlar’a da saldırmalısınız; sanki iki taraf da aynı oranda yalan söylüyormuş gibi. Kusura bakmayın ama vaziyet öyle değil. Demokratlar melek değiller; onlar da insan ve bazen yalan da söylüyorlar. Ancak modern Cumhuriyetçiler gibi haftanın 7 günü 24 saat işleyen birer yalan üretme makinası da değiller.

Benim dünyama hoş geldin Joe.

ARKA PLAN: DEMOKRATLAR

Mortgage sıkıntıları

Menkul Değerler ve Kur Komisyonu (SEC), 16 Aralık günü kamuoyunca Fannie Mae ve Freddie Mac diye bilinen Federal Ulusal Mortgage Derneği ve Federal Emlak Kredisi Mortgage Kuruluşu’nun altı eski yöneticine karşı dava açtı. İddiaya göre bu oluşumlar 2008’deki mali krizin öncesinde şirketlerin yüksek faizli mortgage karşısındaki durumları konusunda yatırımcıları yanlış yönlendirdiler. SEC’in bu hareketi, Amerika’daki mali krizin devlet tarafından mortgage almak üzere kurulmuş bu iki oluşumla doğrudan bağlantısı olduğunu iddia eden bazı muhafazakar yorumcuların görüşlerini destekler nitelikte. Fannie Mae ve Freddie Mac iki ayrı kuruluş olarak faaliyet gösterirken 8 Eylül 2008 tarihinde devlet tarafından el konulmuşlardı.

Muhafazakar Amerikan Girişim Enstitüsü’nden Peter J.Wallison, 21 Aralık günü Wall Street Journal’da yayınlanan makalesinde “Açılan bu iki dava ile devletin sponsorluğunda çalışan bu iki girişimin 2008 mali krizinden önceki düşük kaliteli mortgage talebini yaratmakta önemli bir rol oynadıklarını açık bir şekilde ortaya koydu” diye yazdı. Bir diğer iddiası da Fannie ve Freddie’nin doksanlı yılların ortalarında ‘devletin uygun fiyatlı konut gereksinimlerini karşılamaya çalışırken’ pek çok düşük faizli borç aldıklarıydı.

Hemen ardından New York Times köşe Yazarı Joe Nocera Wallison’a itiraz ederek Fannie Mae ve Freddie Mac’in krizin merkezinde olduklarını söylemenin ‘büyük bir yalan’ olduğunu söyledi. “SEC’in açtığı davada uygun fiyatlı konut direktiflerinden neredeyse hiç söz edilmiyor” diyen Nocera, şöyle devam etti: “Onun yerine yöneticilerin motivasyonları suçlanıyor... Çünkü kaybettikleri pazar payını geri kazanarak kendi primlerini maksimum düzeye çıkarmaya çalışıyorlardı.”

Facebook Twitter



Japonya’nın ‘Güvenli Bölge’ konumunun şifresini çözmek, Star Gazetesi Paul KRUGMAN

Yazarın Son 10 Yazısı

Yazarın Son 10 Yazısı



İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER