



Başta Başbakan Sayın Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanı Sayın Dinçer olmak üzere bu sürece katkısı olan herkesi kutluyorum; bu karar on sene neden gecikti diye de hayıflanıyorum.
Eğitimle ilgili karar alırken temel kriterimiz şayet özgür, eleştirel akla sahip yurttaşlar yetişmesine katkı ise meseleye entegre bir biçimde bakmak zorundayız.
Milli güvenlik bilgisi derslerinin müfredattan çıkarılması ile birlikte, bu konuda bugüne dek hiç kalem oynatmamış arkadaşların “O zaman beraberinde zorunlu din dersleri de kaldırılsın” talebini gülümseyerek izliyorum; bendeniz, bugüne kadar, bu sütunda sayısız yazıda bu milli güvenlik dersi meselesini işlediğim için kendimi bu konuya girmede daha rahat hissediyorum.
Zorunlu ya da değil, din dersleri meselesi de entegre ve tutarlı bir anlayış içinde ele alınmalıdır.
Aşama aşama düşüncelerimi bir kez daha aktarmadan önce bir saptama yapmamız lazım: zorunlu din derslerinin mukayeseli din kültürü dersleri olarak verilmesi kanımca pratik olarak imkansız zira din kültürü gibi çok derinlikli bir meseleyi, üstelik mukayeseli bir biçimde on milyona yakın öğrenciye verebilecek din hocası elimizde asla mevcut değil, kendimizi kandırmayalım, bu dersler sünni İslamın pratiğe yönelik dersleri olarak veriliyor ve sistem değişmediği sürece de öyle verilecek.
Hürriyetçi, özgür, özgürlükçü laikliği ciddiye alan bir hukuk devletinde din dersleri nasıl olmalıdır konusuna aşama aşama girelim:
1- Laikliği genel bütçe harcamaları üzerinden tanımlamak en sağlıklı, en demokratik tanımdır; laik bir devlette vergi gelirleri din hizmetleri için harcanmamalıdır.
2- Dolayısıyla laik bir devlette bırakın zorunlusunu, seçmeli din dersi için maaş ödenemez, kaynak tahsisi yapılamaz, laik devletin okullarında din dersi olmaz, din tarihi konuları da genel tarih dersleri içinde işlenir ; Diyanet İşleri Başkanlığı meselesine bu yazıda girmiyorum.
3- ANCAK, yurttaşların önemli bir bölümünün de, çocukları için, hem din kültürü hem de dinin pratik gerekleri açılarından din dersleri talebi mevcuttur ve devlet değil ama sistem bu talebi karşılamalıdır.
4- Tevhid-i tedrisat mantığı 21. Yüzyılın şartlarına ve özgür bireylerin taleplerine artık cevap verememektedir.
5- Türkiye’de özel sermaye birikimi, muhafazakar kesimlerin sermaye birikim süreci bugün özel eğitime çok daha fazla yatırım yapabilme düzeyine ulaşmış bulunmaktadır.
6- Kamu kaynağı kullanmayacak okullarda laik devletin okullarından farklı müfredat inşaası artık serbest olmalıdır.
7- Devlet (MEB, yargı, kolluk kuvvetleri,vs) bu özel ve farklı müfredat uygulamak isteyen okulları sadece en genel hukuk devleti ilkeleri, mesela şiddete özendirmeme, nefret söylemine karşı çıkma gibi ilkeler üzerinden denetlemelidir.
8- Liselerin başarısını, performansını zaman içinde, mesela üniversitelere giriş gibi kriterler üzerinden devlet birimleri değil piyasalar ölçeceklerdir.
9- Gelinen gelişmişlik düzeyimizde artık farklı müfredat tür ve anlayışları anlamsız korkulara neden olmamalıdır.
10- Muhafazakar kesimler en demokratik, temel insan haklarına dayalı taleplerini, mesela çocuklarına inançları doğrultusunda eğitim verebilme (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ek protokol, madde 2) taleplerini devlet üzerinden gerçekleştirmek kolaycılığından vazgeçmelidirler.
11- Türkiye Devleti yukarıda refere ettiğim uluslararası sözleşme maddelerine zamanında koyduğu çekinceleri artık kaldırmalıdır.
12- Geçmişte devlet din dersleri ve başka müesseseler üzerinden bir kontrol sistemi amaçlamış ise, bugün muhafazakar kesimler aynı mekanizmaları kendi doğrultularında kullanmak istememeli, bu mekanizmaları ortadan kaldırmaya çalışmalıdır.
13- Yarın, dengeler değişir, zorunlu din derslerinde yine “din kalkınmanın önünde engeldir” öğretisi devreye girebilir.
14- O zaman da, bugün devlet eliyle verilen zorunlu din derslerine karşı çıkmayanların söyleyecek sözü olmayabilir.
twitter.com/KarakasEser
Eser KARAKAŞ