



Ama.... ile sonlanan cümlelerden pek hoşlanmadığımı, bu tür pozisyon alışları biraz fazla çekingen bulduğumu arkadaşlarım bilirler.
Ancak, bu yatay geçiş konusu GERÇEKTEN böyle bir pozisyon alışı zorunlu kılıyor.
Basına yansıyan haberlerden Yükseköğretim Kurulu’nun çok geniş kapsamlı, özgürlükçü, yatay geçişlerin kapsamını çok genişleten bir yatay geçiş yönetmeliği taslağı hazırladığını öğreniyoruz, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nı da kutluyoruz.
Yatay geçişlerin çok kısıtlandığı, cendereye alındığı eski yani mevcut uygulamalar hep öğrencilerin, 17-18 yaşındaki gençlerin çok erken yaşlarda yaptıkları tercihlerin kalıcı, geri dönüşsüz olmalarına yönelik saçma sapan, hatta daha da öte, insanlık dışı uygulamalardı.
“Erken yönlendirme” denen çağdışı, bilgi ekonomisi çağının gereklerini karşılaması olanaksız bir ilkenin eğitim sistemimize hala damgasını vurmasına sessiz kalmak kabul edilebilir bir şey değil, bu meselenin tartışılmaması tüm eğitimcilerin ayıbı.
Danıştay’ın anlamsız katsayı ısrarının altında da, özde 03-0.8 katsayılarıyla laikliği korumak (!), sözde ise yine bu saçma sapan erken yönlendirme ilkesi yatıyor; 0.3-0.8 gibi katsayı farklarıyla ya da başlarını şöyle ya da böyle örten gencecik kızların öğretim hakkını ellerinden alarak laiklik ilkesinin korunduğunu düşünenlere zaten akl-ı selim sahibi birinin söyleyecek sözü olamaz.
Yükseköğretim Kurulu’nun yatay geçişleri esnetme kararı bu berbat erken yönlendirme ilkesini ucundan da olsa sarsacağı için son derece isabetli bir karar; söz konusu olan, Sabancı Üniversitesi’nin kuruluşundan bu yana uyguladığı sistemi Türkiye üniversitelerinin tümüne genelleştirmek.
Gelelim, başlıkta belirttiğim “ama....” nın gerekçesine.
Çok esnek bir yatay geçiş sistemi kendi içinde çok iyi ve kutlanacak bir sistem ama bu girişimin daha anlamlı olabilmesi tüm üniversitelerin lisans programlarının müfredatlarının radikal bir biçimde gözden geçirilmesine bağlı.
En azından “erken yönlendirme” ilkesi kadar saçma sapan başka bir anlayış da üniversite diplomalarının bir mesleğe yönelik belgeler olduğunu zannedip, müfredatları buna göre tasarlamak; oysa üniversiteler, belki hukuk ve tıp eğitimleri hariç, iki temel alanda, sosyal bilimlerde ve doğa bilimlerinde, gençlere belirli bir altyapı kazandırmaya yönelik müesseseler olarak düşünülmeli. Hukuk ve tıp öğretimleri lisansüstüne kaydırılmalı, diğer dallarda bir meslekten çok, lisansüstü aşamalarda ya da doğrudan firma içi eğitimlerde elde edilecek mesleki bilgiye yönelik altyapı oluşturacak tasarımlar planlanmalı. Doğa bilimleri okuyan da yoğun, mesela yüzde otuz dolayında sosyal bilim, sosyal bilim okuyan da yine en az o aranda matematik, fizik gibi temel bilgilerle donanmalı.
Özet olarak şu: sosyal bilimler ve doğa bilimleri yükseköğretiminin kendi içlerinde ilk iki seneleri adeta özdeş hale gelmedikçe, getirilmedikçe, üniversite hocaları da bu ilkeye inanmadığı müddetçe çok başarılı bir girişim olan çok esnek yatay geçiş sisteminin de faydasının sınırlı kalacağını düşünüyorum.
Yapılması gereken, evet, çok esnek bir yatay geçiş sistemi ama ilaveten de lisans programlarının birer esnek altpayı oluşturma yönünde tasarlanması.
Elli sene önce lise diploması çok önemli imiş, şimdi de üniversite diploması; oysa önemli olan üniversitelerin lisans bölümlerini bir toplum ve/ya da fen genel kültürü veren kurumlara dönüştürmek, meslekle bağlarını olabildiğince koparmak ama lisansüstü aşamalarda gerçekten derinleşmek.
Eser KARAKAŞ