



Bu hakimleri anlamak gerçekten mümkün değil.
Tıpkı, Hürriyet gazetesini anlamanın da mümkün olmadığı gibi.
Ne alakası var demeyin, birazdan açmaya çalışacağım.
Aşağıda dünkü (2 Şubat) Milliyet’ten bir alıntı yapıyorum, haber aynen şöyle:
Malatya’da Grup Yorum konserine bilet satmak ve 8 Mart etkinliğine katılmak gibi gerekçelerle haklarında “terör örgütü propagandası” suçundan dava açılan dördü üniversite öğrencisi altısı tutuklu yedi kişinin Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın dün görülen karar duruşmasında bir kişi beraat etti, altı kişi 1 ile 13 yıl arasında değişen hapis cezalarına mahkûm oldu. Aileler, “Böyle adalet olmaz” diye isyan ederken mahkeme başkanı bile “Bu karardan hoşnut değiliz. Yasaları uyguluyoruz. Ceza yasasında düzenleme çalışmaları bulunuyor. İnşallah lehte düzenleme olur” dedi .
Ailelerin “böyle adalet olmaz” eleştirisini anlıyorum da hakimlerin “yasaları uyguluyoruz, İnşallah lehte düzenleme olur” şikayetini anlamak mümkün değil.
Sayın Hakimlerimiz, Anayasanın ünlü 138. Maddesi var, kararlarınızda vicdani marj ve uluslararası hukuk neden devreye giremiyor da ulusal yasaların o boğucu çerçevesine mahkum oluyorsunuz?
Bu son Malatya kararı için söylemiyorum ama Anayasamızın 90. Maddesinin son paragrafı ortada, yasalarımızın üzerinde hukuksal değeri olan bu anayasa maddesi temel hak ve özgürlükler konusunda uluslararası sözleşmelerin çok net bir biçimde yasalarımızın üzerinde olduğunu belirtiyor.
Sözün kısası Sayın Hakimler, yasalardan şikayet etmeyi bırakın, Anayasanın 90. Maddesini uygulayın, gözlerinizi biraz dış dünyaya açın, bu mesleki, sözde hukuki ulusalcılığı bir kenara koyun, daha da önemlisi, Anayasanın amir hükmünü uygulamayarak meslek suçu işlemeyin, vicdani marjınızı özgürlükler için kullanınız, göreceksiniz işler nasıl rayına oturacak.
Adalet Bakanlığı’na da düşen tüm hakimlere işlerini düzgün, evrensel hukuka duyarlı vicdanları devreye sokarak, Anayasaya uygun yapmalarını, yani 90. Maddeyi uygulamalarını hatırlatmak.
Aksi takdirde, Türkiye konser bileti satmak, kadınlar günü kutlamaktan mahkum olan gençler ülkesi haline gelecek; Türkiye’ye daha büyük bir kötülük yapılabilir mi?
Gelelim Hürriyet gazetesi meselesine.
Hürriyet’te 23 Ocak günü hayretle izlediğim bir haber yayınlandı.
Detaylarına girmiyorum, Fransa’daki malum yasayla ilgili Hürriyet gazetesi bir fransız hakimle görüşmüş ve fransız hakim de, çok haklı olarak, bu yasa Anayasa Konseyi’ne gitmese bile, uygulama aşamasında ortaya çıkacak mahkumiyet kararlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğüne ilişkin 10. Maddesi nedeniyle AİHM’den döneceğini ifade etmiş.
Yazıda ufak tefek teknik hatalar var ama fransız hakimin değerlendirmesi doğru; ancak Hürriyet gazetesinin bu konuyu sadece Fransa’daki yasa nedeniyle gündeme getirmesi çok ilginç.
Fransa’da soykırımı inkar nedeniyle çıkacak mahkeme kararlarının AİHM’den dönmesine neden olacak hukuki çerçeve AYNEN Türkiye için de geçerli; Hrant Dink bir hukuk kepazeliği sonucu Yargıtay tarafından mahkum edildiğinde de aynı durum söz konusu idi, nitekim AİHM, bu kararın altında mahkumiyet yönünde imzaları olan hakimlere (!) bir hukuka giriş dersi vererek Türkiye’yi Yargıtay kararı üzerinden mahkum etti ama Yargıtay’ın bu berbat kararı ürettiği günlerde Hürriyet gibi büyük bir gazetenin bu kararın nasılsa AİHM’den döneceğini yazdığını hatırlamıyorum.
Yargıçlarımızın bir bölümü ve kendine merkez diyen medya bu alanlarda gözlerini uluslararası insan hakları hukukuna çevirmedikçe, ucuz ulusalcılık yapmaya devam ettikçe Türkiye’nin başı daha uzun süre ağrımaya devam edecektir.
İfade özgürlüğünün önünde Terörle Mücadele Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Basın Kanunu kökenli ciddi engeller olduğu iddia ediliyor; bu iddia hem doğru hem yanlış.
Doğru çünkü bazı çağdışı hükümler bu yasalarda duruyorlar; TBMM bu yasaları hemen değiştirmeli.
Yanlış, çünkü, mahkemelerde Anayasanın 90. Maddesini uygulama ciddiyeti, bilgisi ve niyeti olan hakimler olsa bu çağdışı hükümler kadük hale gelirler.
Eser KARAKAŞ