



Eğitim sektörünün en büyük krizi ne ÖSYM’de yaşananlarda, ne de öğretmen atamalarında; bunlar da tek tek insanlar için önemli ama aşılması nispeten kolay sorunlar.
Eğitim sektörümüzün en büyük ve yapısal sorunu başdöndürücü bir hızla küreselleşen eğitim hizmetini yönetmek iddiasındaki milli devletlerin küreselleşen eğitimle çelişen milli hukukları.
Küresel eğitimi milli sınırlar içinde, milli hukukla ve ısrarla bu hukuku esnetmeden, çağa uyarlamadan yönetmeye kalktığınızda ortaya anlamsız sonuçlar çıkabiliyor.
İşte size somut bir örnek.
Paris’in altı hukuk fakültesi, aralarına Sorbonne (Paris I) ve Assas (Paris II) da dahil, “cavej” adını verdikleri bir uzaktan hukuk eğitimi sistemi kurmuşlar.
Bu sistemin verdiği diplomalar ile Fransa’da aynı üniversitelerin örgün öğretim bölümlerinden mezun olan öğrencilerin diplomaları eşdeğer; başka bir ifadeyle, Sorbonne Hukuk Fakültesi’nin uzaktan eğitim bölümünden mezun olduğunuz zaman Fransa’da baro sınavlarına girebiliyorsunuz, istediğiniz hukuk fakültesinde master yapabiliyorsunuz, hakim ve savcı adayı olabiliyorsunuz, yani örgün öğretim hukuk mezunlarıyla aynı haklara ve ünvanlara sahipsiniz.
Zaten her sene öğrenciler, dilerlerse, örgün öğretimden uzaktan eğitime, uzaktan eğitimden örgün öğretime bir dilekçe ile geçebiliyorlar.
Uzaktan hukuk eğitiminin sınav sistemi de zaten örgün öğretimle aynı.
AMA, bu “cavej” adı verilen Paris üniversiteleri hukuk fakülteleri uzaktan öğretim sisteminden bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak mezun olursanız, Fransa’nın aynı diplomaya tanıdığı haklara kendi ülkenizde sahip olamıyorsunuz, zira YÖK size denklik vermiyor.
Yazımın başında da belirttigim gibi bizim eğitim sistemimizin en büyük sorunu küreselleşen eğitim hizmeti ile ulusal eğitim hukukumuz arasındaki uyumsuzluk, her geçen gün daha da açılan makas.
YÖK bu denkliği vermez ise ne olur; erkekler askerlik yaparken yüksek okul mezunu olarak değerlendirilemezler, hem erkekler, hem kızlar avukatlık, hakimlik, savcılık yapamazlar, başka devlet memuriyetlerinde üniversite mezunlarının haklarından yararlanamazlar.
Ama, bir hukuk bürosunda çalışabilirler, davaya çıkamazlar ama işveren hukuk büroları bu gençleri hukukçu olarak değerlendirebilir (Fransa’da yaşamak isteseler her yol açık).
Hukuk özel bir alan, avukat, savcı, hakim olmak için bir ünvan gerekiyor, devlet bu ünvana layık görmez ise durum kötü.
Başka dallar için ise bu sorun da pek yok; mesela, bir genç, Harvard Üniversitesi’nin uzaktan eğitim işletme diplomasını alsın, bir holdinge iş için başvursun, işveren yerli işletme fakülteleri mezunlarına rağmen bu genci tercih ederse, YÖK’ün uzaktan eğitim için vermediği denklik belgesini, red belgesini bu gencimiz bir gün holding’in CEO’su olursa, çerçeveletip makam odasına asabilir.
Tek sorun yine askerlik (kızlar bundan da kurtuldular); profesyonel orduya geçilir ise bu dert de bitecek ve bir-iki dal dışında denklik anlamsız bir talebe dönüşecek.
Kanımca, YÖK, bu süreci de beklemeden, milli eğitim hukukumuzu (yönetmelikler) çağın gereklerine uyum için değiştirir ise herkes daha karlı çıkacaktır.
Eser KARAKAŞ