



AB’nin içine düştüğü krizin ekonomik boyutundan kurtulması zaman aldıkça, siyasal ve sosyal düzeyde yaşanan sorunlar giderek daha fazla yabancı düşmanlığı ya da milliyetçi-ırkçı eğilimlerin güçlenmesine yol açıyor. Bu durum, AB üyesi devletlerdeki seçimlerden ne tür siyasi partilerin galip çıkabileceği konusunda fikir veriyor ve Türkiye’yi dışlama, ancak Ortadoğu ve Kafkasya ülkelerine müdahale anlayışının yaygınlaşması ihtimalini akla getiriyor.
Öte yandan ABD’de Obama ile temsil edilen demokrat eğilimin iktidar ömrünü kestirmek de kolay değil. Giderek daha ‘cumhuriyetçi’ hale gelen Cumhuriyetçilerin iktidara gelmeleri muhtemel ve ABD’nin sorun gördüğü her bölgeyi önce hallaç pamuğu gibi dağıtmayı ardından da kendilerince düzenlemeyi tercih eden siyasete geri dönme arzusundalar. Bu konuda da Obama’nın Uzakdoğu önceliği yerine yeniden Ortadoğu ilgisi gündeme gelebilir.
Ortadoğu’da ayrışma
Rusya’da da görülen otoriter, milliyetçi ve savaşkan eğilimlerin hemen birçok ulusta ve etnik-dini alt grupta yaygınlaştığı söylenebilir. Bu durumun henüz gelişmiş demokrasilerde panik yaratacak koşulları olmadığı söylenmeli; ancak Ortadoğu ülkeleri açısından umut vadeden bir görüntü sergilemediği açık. Ortadoğu ülkeleriyle yeniden bağlar kurmak için buralardaki halklara kendi iradesini ve koşullarını kabul ettirmeye çalışacak ülkeler, zaten milliyetçi-etnosentrik hale gelmiş ve zaten çatışma halinde olan alt grupların daha da keskinleşmesine yol açabilirler.
Söz konusu endişenin boyutlarını anlamak için Irak ve ardından da Suriye’ye, belki Kıbrıs’a ve Filistin bölgesine bakmak yeterli. Hemen tümünde bir yandan birleşme arayışları sürdürenler olsa bile, baskın eğilim ayrışma ve çatışma. Birbiriyle çatışan grupların üstünlük yarışlarında avantajlı olmak için dışarıdan destek aradıkları ve buldukları da biliniyor. Bu destek barış adına gelmediği sürece, alt grupların satrançta sahaya sürülen ilk taşlara dönüşmesi ihtimali artıyor. Yakın geçmişte, diyalog ve ikna yoluyla süren ilişkilerin bir süre sonra yerini silahlara bıraktığı düşünülürse, bunun daha da tırmanma olasılığı ürkütücü bir ihtimal haline geliyor.
Isınan sular
Suudi Arabistan’ın ne denli silahlandığı gerçeği bir yana, endişe etmeye yol açan en temel gösterge Hürmüz Boğazı’na hareket etmiş gemiler. İran’ın arka arkaya yaptığı kapsamlı askeri tatbikat ve orta menzilli füze denemeleri, önce İsrail’i ardından ABD’yi harekete geçirdi. Bu iki ülke de aynı yerde ortak askeri tatbikat yapacaklarını açıkladılar. Tarih vermediler ama göz dağı verdikleri açık. Ardından Rus savaş gemileri bölgeye yönlendi ve Suriye’deki üslerin modernizasyonuna başladı. Bu gelişmelerden hemen sonra Birleşik Krallık savaş gemilerinin de bölgeye hareket etmesi, hiç de hayra alamet olarak değerlendirilemez.
Ortadoğu’da Şii-Sünni ayrışması üzerinden İran-Suudi Arabistan mücadelesi var gibi gözükse de, anlaşılan o ki mücadelenin tarafları genişlemiş durumda. ABD’nin geleneksel müttefikleri Hürmüz’de yavaş yavaş saf tutarken, Rusya’nın da bir set oluşturmaya çalıştığı görülüyor. Çin, Fransa ve Almanya oyuna girer mi, girerse onları oyuna kim sokar şimdilik açık değil. Ancak, silahlar kınından çıkmış gibi gözüküyor.
Beril DEDEOĞLU