



Türk cezaevlerindeki basın mensupları nedeniyle Türkiye’ye asla gelmeyeceğini söyleyen ve ülkeyi Çin Halk Cumhuriyeti ile bir tutan Paul Auster, ya, İsrail’i tam olarak tanımıyor, ya da Başbakan R.Tayyip Erdoğan ile süren polemiğinde gerçekleri gizlemeyi tercih ediyor. Ne demişti Paul Auster, Erdoğan’a yanıtında: Başbakan İsrail devleti ile ilgili ne düşünürse düşünsün, İsrail’de düşünce özgürlüğünün var olduğu bir gerçek ve orada hiçbir yazar ya da gazeteci tutuklu değil.
Paul Auster’in “yasal” İsrail Askeri Sansürü Kurumu’ndan haberdar olmaması mümkün mü...
Kısaca anlatayım.
Sene 1966... Dönemin İsrail generalleri ile medya patronları bir masaya oturdular ve bugün de geçerli olan bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşmaya göre, İsrail medyası askeri sansür kurallarına uymayı kabul etti. Medya-ordu sansür anlaşması şu üç maddeye dayanıyordu:
Sansürün ana amacı İsrail devleti düşmanlarının eline gizli bilgilerin geçmesini önlemektir.
Gizli belgelere dayanmadığı sürece siyasi konularda sansür uygulanamaz.
Askeri Sansür Heyeti, medyayı yasaklı konular listesiyle uyarmak durumundadır. Sadece iki madde asla değişemez. Birincisi, İsrail devletinin güvenliği, ikincisi, düşman ülkelerden İsrail’e kaçan Yahudiler ile ilgili haberler.
Paul Auster’in “hapishanesinde basın mensubu yok, ifade özgürlüğü var” dediği İsrail böyle bir devlettir. Gazetecilerin güvenlik ve askeri konularda yazdıkları haberleri önce Askeri Sansür Komitesi’nin onayına sundukları bir “özgürlük” (!) ülkesi...
Uri Blau vak’ası...
İsrail devletindeki bu yapı, bu ülkenin gazetecilerinin “kendiliğinden” askeri hüviyet kazanmasına neden oldu. “Genel medya havasına uymayan” gazeteciler de var haliyle...
Uri Blau...
İsrail’in 1977 doğumlu “yaramaz çocuğu...” Haaretz gazetesinde çalışıyor ve askeri konular ile siyasetteki rüşvet konularında yaptığı mükemmel araştırmacı gazetecilik ile tanınıyor. Eski başbakanlardan Ehud Olmert’in rüşvet nedeniyle yargılanmasını sağladı, bugünkü Dışişleri Bakanı “ırkçı” Avigdor Lieberman’ın bütün mali pisliklerini ortaya döktü.
2008 yılında İsrail ordusunun, Gazze’ye, Türkiye’nin daha sonra sert tepkisine yol açan, kanlı saldırıyı gerçekleştireceğini ilk öğrenen isimdi. Kaynağı, bir dönem İsrail Genelkurmay’ında görev yapmış eski bir gazeteci olan Anat Kamm’dı... Blau, haberini yazdı, gazetesi haberi Sansür Komitesi’ne gönderdi, Komite ilk etapta haberin yayınlanabileceğini bildirdi, sonra, fikir değiştirdi ve askeri savcılık Uri Blau hakkında soruşturma açtı.
Bu arada Anat Kamm tutuklandı. İsrail askeri istihbarat örgütü Shin Bet ise Uri Blau ile pazarlık masasına oturdu. “Haber kaynağının serbest kalması” karşılığında elindeki 50 adet çok gizli belgeyi ve bütün bilgisayarlarının teslimini istiyorlardı. Blau çareyi yurtdışına çıkmakta buldu...
2010 yılında İsrail’e döndü. 23 Mart 2011 tarihinde ise hakkında 7 yıl ceza istenen dava açıldı.
Noam Chomsky olayı...
Yıllarca “Ortadoğu’nun tek demokrasisi” olarak adlandırılan bir ülkenin gerçek yüzünden söz ediyouz.
Paul Auster, aynı zamanda, kendisi gibi Yahudi asıllı ünlü felsefeci/yazar Noam Chomsky’nin, sadece İsrail karşıtı fikirleri nedeniyle 30 Mayıs 2010 günü İsrail’e sokulmadığını bilmez olur mu? Chomsky’nin suçu Batı Şeria’daki bir Filistin Üniversitesi’nde konferans vermek için İsrail’e gelmekti. İsrail kanunlarının, “dünyanın neresinden gelirse gelsin, bir Yahudi İsrail’e sorgusuz alınır” demesine rağmen ülkeye sokulmadı!..
Yahudi düşünce adamlarına ve gazetecilere bunu yapan bir devlet mekanizmasının Filistinli aydınlara ve gazetecilere neler yapabileceğini bir düşünün...
Paul Auster samimi değil... Belli ki Türkiye’ye uyguladığı kriterler İsrail’de geçmiyor...
Ardan ZENTÜRK