




Haftanın iddialı filmlerinden Almodovar imzalı Kırık Kucaklaşmalar Yeşilçam melodramlarını aratmayacak bir yapım. Kör sevgililer, aşkı için ölen kadınlar, babalarını bulan çocuklar... Daha fazlası bu filmde!
Pedro Almodovar günümüzün en kendine has yönetmeni. İspanya’dan çıkıp filmleriyle bütün dünyayı kendine hayran bırakan, oyuncularıyla bir film boyu değil ömür boyu birlikte yaşayan mükemmel bir sinema adamı. Bu hafta vizyona giren Kırık Kucaklaşmalar Almodovar’ın bütün özelliklerini gösterdiği bir film.
Almodovar’ın bir önceki filmi 2006 yapımı Dönüş-Volver’ın başrolünde oynayan Penelope Cruz bu filmde de hünerini gösteriyor. Zaten filmin kadrosu neredeyse Almodovar’ın daha önceki filmlerinde yer alan isimlerle dolu. 1984 yapımı Sinir Krizi Eşiğindeki Kadınlar’dan itibaren Almodovar’ın birçok filminde yer alan ve belki de dünyanın en çirkin kadın oyuncusu diye anılan Rosy De Palma da birkaç dakika olsa bile bu filmde gözüküyor. Filmin erkek oyuncusu Lluis Homar’ı da Almodovar’ın 2004 yapımı Kötü Eğitim-Bad Education filminden hatırlayabiliriz.
TAM BİR MELODRAM
Çok da alışık olmadığımız bir biçimde Lluis Homar öykünün başkahramanı. Ünlü bir yönetmen ve senarist olan Mateo Blanco (Lluis Homar) yeni filminin seçmelerinde güzeller güzeli Lena (Penelope Cruz) ile karşılaşınca alnından vurulmuşa döner. Lena ise çok zengin bir adamın kapatmasıdır. Bu zengin ve yaşlı adam Lena’nın zor zamanlarında ona kol kanat germiş ve bütün kalbini vermiştir. Lena ise ona aşık değildir. Onun bütün amacı ünlü bir sinema yıldızı olmaktır. Yönetmen Mateo ile karşılaştığında aralarındaki elektrik karşı konulamaz hale gelir ve kara bir sevdaya tutulurlar. Bundan sonrası Türk filmine benzeyerek devam eder. Ah Yeşilçam sen nelere kadirsin! Hep seni eleştiririz ama Pedro Almodovar bile senin taklidin filmler yapmak için yanar tutuşur. Hem Türkan Şoray’ın yerinde Penelope Cruz, Cüneyt Arkın’ın yerinde Lluis Homar var. Jose Luis Gomez ise Ekrem Bora’nın yerine zengin ama kötü adamı oynar. Filmin finali de bir melodrama yakışır şekilde biter.
FİLM İÇİNDE FİLM VAR
Şimdi bütün bu benzetmeleri bıyık altı gülümsemeleri yapıp filmle dalgamı geçtiğim için yazdığımı sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Çünkü Almodovar’ın Kırık Ku-
caklaşmaları’nı çok sevdim. Hatta biraz gözlerim sulanmadı desem yalan olur. Çünkü usta yönetmen bütün bu absürt tavrı, klişeleri özellikle kullanıyor. Ve uzaktan baktığı öyküyle, aşk ve melodramla dalgasını geçiyor. Üstelik filmin finalinde iyi film ile kötü film arasındaki çizgiyi kalınca çizerek bize gösteriyor. Öykünün içinde yer alan iki sevgilinin çektiği ve bütün herkes tarafından eleştirilen kötü sahneleri tekrar kurgulatıyor yönetmen Matea’ya. İyi filmin, sahnenin, oyunculuğun kısa bir öyküsünü sunuyor bize Almodovar. Bu anlamda filmin içinde film yapıyor. Bir nevi kendini övüyor, belki de kötü yönetmen ve senaristlerle dalgasını geçiyor. Filmin oyunculukları genelde iyi ama Penelope Cruz’un en iyi filmi veya çok iyi bir performansı olduğunu söyleyemeyeceğim. Bence bunun en büyük sebebi Almodovar’ın bu filmde kadınları dert etmiş olmaması. Bu sefer “Almodovar kadınları” yerine onun dünyasının başka gizli köşelerini izliyoruz. Bu zamana kadar karanlıkta kalmış başka lezzetler saklayan köşeleri.
• Filmin Adı: Los Abrazos Rotos - Broken Embraces
• Yönetmen: Pedro Almodóvar
• Oyuncular: Penelope Cruz, Angela Molina, Blanca Portillo, Lluís Homar, Lola Duenas
• Tür: Dram, Gerilim, Romantik
Ringlerden gökyüzüne çıkan kadın
Bu hafta vizyona giren Amelia Atlantik’i uçakla geçen ilk kadın pilot olan Amelia Earhart’ın hayatını anlatıyor. Filmin başrolünde oynayan Hilary Swank özellikle erkeksi kadın rollerinin aranan ismi. Bunun en büyük sebebi 1999 yapımı Erkekler Ağlamaz-Boys Don’t Cry ve 2004 yapımı Million Dollar Baby filmlerindeki başarısı. Filmde hayatı anlatılan Amelia Earhart farklı duruşuyla ayrıksı bir kişilik. O dönem için erkek mesleği olarak görülen pilotluktaki başarısı kadar feminist söylemleriyle de dikkat çeken bir isimdi Earhart. Yaptığı konuşmalarda kadınların evlenmemesini ya da çok genç evlenmesini salık verirdi. Kendisi de yaptığı evlilikte özel bir anlaşma yapmıştı. Yayıncısı ve menajeri olan George Putnam ile yaptığı evliliğin ilk yılında memnun olmazlarsa ayrılma kararı alarak ve bunu bir sözleşmeye dökerek evlenmişti. Bu arada Putnam’ın altıncı evlenme teklifiydi. Bu evlilik süresinde Gene Vidal adlı bir erkekle de tutkulu bir aşk yaşadı.
İşte bütün bu konular bu hafta vizyona giren Amelia filminin öyküsünün içinde yer alıyor. Amelia’yı Hilary Swank oynarken kocası George Putnam’ı Richard Gere, sevgilisi Gene Vidal’i ise Ewan McGregor canlandırıyor. Amelia Earhart dünyanın çevresini uçakla geçmek isterken Pasifik Okyanusu’nda kaybolur ve bütün aramalara rağmen bulunamaz. Böylesi dramatik bir öykü Hintli kadın yönetmen Mira Nair tarafından sinemalaştırılmış.
RICHARD GERE DÖKTÜRÜYOR
Sinema Tarih Buluşması’nın açılış filmi olan Amelia etkileyici bir yapım. Özellikle Richard Gere rolünü çok iyi içselleştirmiş. Canlandırdığı Amelia’nın kocası Putnam karakteri gerçek hayatta da çok eleştirilen bir isimdi. Aşk için mi yoksa Amelia’yı altın yumurtlayan tavuk olarak mı gördüğü için evlendiği, aldatılmasına rağmen evliliğine devam etmesi hep tartışıldı. Gere karakterin bu yönünü gözümüze sokmadan büyük bir başarıyla yorumluyor ve aynı şüpheleri izleyicinin içinde bırakan bir performans sergiliyor.
- Filmin Adı: Amelia
- Yönetmen: Mira Nair
- Oyuncular: Hilary Swank, Richard Gere, Ewan McGregor, Christopher Eccleston
- Tür: Dram, Biyografi
Haftanın diğer filmleri
Philipp Stölzl’ün yönettiği ve Benno Fürmann, Ulrich Tukur, Johanna Wokalek’in oynadığı Nordwand filmi gerçek bir yaşam öyküsünü anlatıyor.
Thomas Alfredson’un yönettiği ve Kare Hedebrant, Lina Leandersson, Per Ragnar ile Henrik Dahl’ın oynadığı Gir Kanıma-Let The Right One In atağa geçen İsveç sinemasının başarılı örneklerinden.
James Mcteigue’nin yönettiği ve Rain, Naomie Harris, Ben Miles ile Rick Yune’ın oynadığı Ninja’nın İntikamı-Ninja Assassin karate filmi severler için iyi bir tercih.
Serdar AKBIYIK