



Tehir edilen Altın Koza Film Festivali ve bu yıl mutad zamanında yapılmayan Mardin Film Festivali Sinemardin sinemamızın oturmayan geleneklerine birer işaret olarak gündemdeki yerlerini aldı.
Yeni Sinema Hareketi de vizyona çıkan farklı bağlamdaki yeni yerli filmlerin kolay kolay gösterilecek salon bulamamalarından kaynaklanan rahatsızlıkla yola koyulmuştu. Ancak kurumsallaşmamış bir sinematek tavrıyla da ne kadar ticari güncel bir çizgi tutturulabileceği de hemen akla gelen bir soru olarak önemini koruyor.
NE DERGİ VAR NE KİTAP
Öte yandan sinemamızın dört başı mamur bir arşivinin olmayışı da bir başka sorun olarak görülebilir. Yerli sinema üzerine bir çalışma yapmak isteyen veya sade bir seyirci olarak dönemlere bağlı ya da yönetmenleri gözeterek filmleri seyretmek isteyen biri bu yapımlara ulaşmanın hiç kolay olmadığını görecektir. Eldeki kaynaklarsa ya tek tük piyasaya sürülmüş eski filmler ya bazı televizyon kayıtları ya da eski video kaset döneminde yayınlanmış kopyalardır. Dolayısıyla ancak kısıtlı kaynaklarla böyle bir çalışmaya veya seyir macerasına girilebilecektir.
Sinemanın basılı kaynakları da aynı paralelde bir gelişme göstermiştir. Sayıca oldukça az olan sinema kitaplarının yanında bir türlü arkası gelmeyen sinema dergileri de ayrı bir tartışma konusudur. Türkiye’de yayımlanan sinema dergileri belli bir gelenek oluşturamadan güncelin tozu dumanı arasında tarihe karışıp gitmişlerdir. Gerçi kimi dergiler yine de bir iz bırakarak yayın hayatını terketmiştir ancak izafi olarak bunlar da oldukça az sayıdadır. Sinemamızın insan unsuruna dair envanter çalışması da herhalde çok zayıftır.
Başka bir açıdan, şehirlerin görüntü hafızası da oldukça düşük seyretmiştir. İstanbul dışındaki şehirlerin geçmiş on yıllara ait belgesel görüntüleri ne kadar mevcuttur? İstanbul’a gelirsek... Burası için de aynı problem geçerli ancak buranın diğerlerine göre bir şansı var. Sinemamızın kahir ekseriyeti İstanbul’da hayat bulduğundan, filmlerin büyük çoğunluğu burada çekildiğinden eski şehir görünümleri bir şekilde muhafaza edilmiştir. 1970’lere kadar ağırlıklı olarak siyah-beyaz da olsa İstanbul’un değişik mekanları kayıt altına alınabilmiştir. Tabii çoğu zaman bu görüntülemeler saniyelerle ölçülebilmektedir. Ya bir sahneden diğerine geçiş olarak bağlama görüntüleri veya fon olarak dekoratif bir mahiyettedirler. Ayrıca her şeye rağmen eski mahalle görüntüleri de kaydedilmiş, değişik bakımlardan fotoğraftan farklı olarak belli bir değer teşkil etmişlerdir. Ancak biraz daha teferruatlı bakıldığında, genel planların azlığı, bu planlara dair sürelerin kısalığı, ayrıntı çekimlere pek yer verilmeyişi bu belgesel karakterli çekimlerin zaafı olarak görülebilir.
BELGESELİ YAPILABİLİR
Sezai Karakoç’un vurguladığı gibi sinemamızın bütün eksikliklerine rağmen eski İstanbul’u görsel hafızamızın bir parçası haline getirmesiyle nostaljik de bir değeri vardır. Sinemamızın bu verilerinin belgesel niteliğindeki görüntüleri bir sistem dahilinde kronolojik olarak, mekan bütünlüğüne uygun şekilde derlenip biraraya getirildiğinde muazzam bir İstanbul belgeseli ortaya çıkabilecektir. Hele de kimi bölümleri İstanbul’da çevrilen veya tamamı burada geçen yabancı filmlerden seçme görüntüler de buraya eklendiğinde renkli sinemadan da kesitler sunulacak, hayallerdeki İstanbul bir nebze olsun canlanabilecektir.
İhsan KABİL