Art arda gelen vefatlarla Türk sinemasındaki sonsuzluk kervanına Ömer Lütfi Mete de eklendi.
Senaristlik yönüyle tanıdığımız Mete, hayatlarımızın da birer senaryo olduğunu bize bir kez daha hatırlattı. Sahneye çıktığımız bu dünya hayatında rollerimizi oynayıp sahneden ayrılacağız. 1991’de İsmail Güneş’in çektiği Çizme filminin ince mizahi senaryo yazarı olarak tanıdığım Mete, yine 1990’lı yılların başında tasavvufi bir dergi olan Çağrışım’da karşıma çıkmıştı. O yıllar, tasavvufun ana çerçeve olarak dergi yayıncılığına hiç girmediği zamanlardı. Daha sonra 1990’ların ikinci yarısında Esra Film’in açmış olduğu senaryo yarışmasında jüri üyesi olarak yüz yüze tanışmıştık. İçi dışı bir karakter hususiyeti olarak dobralığına Ayyıldız gazetesinin ilk yayın sürecindeki kısa editörlüğünde ve Diyanet’in 2004’te düzenlediği ‘Sesli ve Görüntülü Yayıncılık’ başlıklı II. Uluslararası Dini Yayınlar Kongresi’ esnasında şahit olmuştum. 2005’te Ahmet Boyacıoğlu ile birlikte getirildiğim Eurimages Türkiye Temsilciliği döneminde basında çıkan hoyrat bir tartışmada hakkaniyetle bizlerin duruşunu savunmuştu.
SEYİRCİYİ BAĞLAMIŞTI
İsmail Güneş’in filmografisinde çok özel bir yere sahip olan ve canlı renkleriyle yüksek sinemasal değer taşıyan Çizme, ezanın Türkçe okunduğu yılların sonunu anlatır. Bir köyde geçen olayları çok güçlü kamera açıları, dönemin uygun kostüm özellikleri ve seyirciyi perdeye bağlayan hikaye akışıyla aktaran filme kuşkusuz sağlam dramatik yapısıyla örülü senaryosu önemli bir katkı yapmıştır. İsmail Güneş-Ömer Lütfi Mete işbirliği bu filmden sonra da devam etmiş; Gülün Bittiği Yer, Bizim Yunus, The İmam, Veysel Karani, Ahmed Bedevi gibi diğerleri ve Bizim Ev adlı televizyon dizisi ortaya çıkmıştır. Böylesi uzun bir mesleki beraberlik, kuşkusuz fikir ve zihniyet dünyasındaki ortak kesişim alanlarına da işaret eder. Çok açık gerçekçiliğin biraz zayıf düşürdüğünü düşündüğüm Gülün Bittiği Yer’in yanında The İmam, çekim kalitesi ve sürükleyici anlatım ve kurgusuyla öne çıkar. Veysel Karani ve Ahmed Bedevi adlı yapımlar ise 1990’lı yıllarda bir televizyon kanalının çektirdiği veli filmleri arasında çekim incelikleriyle ve dönemlerinin ruhunu vermesi, dinin tasavvufi boyutunu içten görselleştirmesi açısından en kayda değer çalışmalardandır.
Güzel bir dini eğitimle çocukluğu geçen Ömer Lütfi Mete, bu yanından hiç taviz vermemiş, gazeteciliği olsun yazarlığı olsun dini hassasiyetini her zaman gözetmiştir. Yazarlığını yaptığı dizilerdeki bazı karakterlerin içki almalarını dahi ancak içkinin zararlarıyla birlikte verilmesi şartıyla senaryosuna koymuştur. Belki de kendi kişiliğinden izler taşıyan Deliyürek dizisindeki ‘kuşçu’ tiplemesi de, bilgelik ve hikmet dolu yansımalarıyla da popüler olmuş ve geniş seyirci kitlelerine ulaşmış bu yapımın azımsanacak bir kazanımı değildi. Hayatın gerçekleriyle tasavvufi duruş arasındaki metafizik gerilimde her zaman çevresine ve topluma yapıcı bir şeyler katmak kaygısında olmuştur.
Düğümü ‘itiraf’ çözdü
Yüzde 80 Şansı var
Aktan ‘konuşan benim’ Kazan ‘görüştüm’ dedi
YARSAV fişledi biz de aldık
Ülkücü paradigmanın iflası
Ben hepinizin annesiyim
12 Eylül’de Evren ile aynı oyu veremem
‘Türbanı çözeceğiz’ derken tesettür ‘rahibe kıyafeti’ oldu
Bedri ile Fazıl
Ergenekonsuz Türkiye için DSP’de toplu istifa