




Yönetmen Reis Çelik, Berlin Film Festivali’nde yarışan filmi Lal Gece’de bir kadının dramını anlatmak istemediğini söylüyor: "Erkeği kendisiyle yüzleştirdim!"
Geleneksel bir köy düğünü... Yüzüne kırmızı duvak indirilmiş bir gelin... Zifaf odası... Damat saçlarına ak düşmüş orta yaşın üstünde bir adam... Kırmızı duvak kalktığında karşılaştığımız gelin ise daha bir çocuk! Reis Çelik bu gelinle damadın zifafını anlatıyor Lal Gece'de. Berlin Film Festivali'nin çocuk ve gençlere yönelik filmlerinin yarıştığı Generation bölümüne seçildiğine bakarak böylesine bıçak sırtı bir konuyu ne kadar dengeli biçimde anlattığını tahmin edebilirsiniz. Dünya prömiyeri dün yapılan film, bugün ve perşembe günü de gösteriliyor.
Neden böyle tartışmaya açık bir zifaf gecesi anlatmak istediniz?
Kendime 'anlatıcı' diyorum. Anlattıklarımı toplumun yüzleşmeleri üzerine kurdum. Işıklar Sönmesin'i çektiğim zaman da aynı derdim vardı. Çünkü '10 terörist leşi var, askerlerimiz şehit oldu' haberlerine bakarak 'Neden savaş gerçeğini kabul etmiyoruz?' diye sordum. Sonra Deniz Gezmişlerin hikayesi Hoşçakal Yarın... Ordunun anti-emperyalist söylemleri var. Sağcılar, solcular hepsi bir şey söylüyor ama Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını astılar! Binlerce insan bu nedenle öldürüldü! Nasıl bir yalan ve riya toplumu yaratıyoruz? Mülteci'de de Avrupa'yı kendi gerçeğiyle yüzleştirdim. Çağı yakalamış, AB'ye girmeye hazırlanan bir Türkiye'de erkek egemenliğinin alıp başını gittiğini ve 'Anamız, bacımız, yarimiz' diye diye namus cinayetleri işlediğimiz bir toplumu anlattım. Yüzleşmenin çeşitleri olabilirdi ama Lal Gece doğrudan cinsel iktidarı da sorguluyor... Bir kadının dramını anlatmak istemedim, erkeği kendisiyle yüzleştirdim.
Çok yönlü çaresizlikler
Erkeği anlamak mı sizin için daha kolay, yoksa küçücük bir kızın hayatının ilk cinsel deneyimini yaşamak için koca bir adamla bir odaya kapatılmasını mı?
Kızı anlatmak daha kolay... 'Küçücük kızı vermişler kocaman bıyıklı bir adama, ah vah, ne zaman çözülecek bu durum' demek bana ucuz bir argüman gibi geliyor. Erkek tarafından bakmak lazım çünkü erkekler itiraf etmedikleri bir haklılık payı buluyorlar kendilerinde. Tabii 'Arada bir kadın dövülmelidir' diyorlar. Sosyal nedenleri de var ve bana çok ağır geliyor. O devrimci çevrelerde eve gittiğinde 'Sokakta çok geziyor' diye kız kardeşini döven arkadaşlarım vardı, tanıyorum hepsini! Ne oynuyoruz? Kızını iki ineğe, beş-altı bin liraya satanlar var! Kim bilir neler yaşanıyor da biz bir kısmını duyuyoruz. Bu filmle ilgili araştırma yaparken birçok yere gittim. Hem yurtlartda hem sığınma evlerinde hem de evliliklerini sürdüren 12 -13 yaşında evlendirilmiş birçok kadınla konuştum. TBMM'nin bu konudaki araştırma raporlarını aldım. Çocuk gelinler sıralamasında birinci sırada Ağrı geliyor, sonra Edirne. Balıkesir, Çanakkale, Tokat... Doğu'ya has bir şey değil. O kadınlarla konuştuğumda '12 yaşından sonra baba evinde kalsam beni neler beklediğini biliyor musunuz? Köle gibiydim, birçoğumuza bir an önce bir kısmet çıksa da kurtulsak diye bekliyorduk' dediler. Çok yönlü bir çaresizlik içine düşürülmüş kadınlar... Bunu kurtuluş zannediyor! Eğer sadece kadına acıyarak, erkeğe zalim diye bakarsak bu konunun üzerine atılmış kalın örtüleri kaldıramayız.
Önceki filmlerinize oranla daha olgun bir yapıt Lal Gece...
Tarkovski filmlerini izleyerek, Fellini'ye heveslenerek girmedim sinemaya. Bu ülkenin yaşadığı siyasal ve sosyal meselelerine dair söylemek istediğim sözler için girdim. Ne asistanlık yaptım ne set gördüm. İlk kez Yavuz Özkan'ın Büyük Yalnızlık setine fotoğraf çekmek için gittim. Yavaş yavaş bir yanını ekleyerek oluşturdum sinemamı. Karslı bir aşık gibi anca geliştirebildim. Bir aşık çırağı saz çalmadan önce en az üç dört yıl ustasının yanında nasıl davranacağını, kalfalık döneminde söze nasıl başlayacağını öğrenir. Ustası el verince ancak çalıp söyler. Bir seferde Gasparyan gibi düdük çalamazsın, Yaşar Kemal gibi öykü anlatamazsın. Fıstık ağacının yedi yıl sonra meyve vermesi gibidir. Ben yaptıklarımı ne acemilik ne ustalık olarak görüyorum, doğal bir süreç sadece.
Dilan, İlyas Salman'ı zorladı
Oyuncularla çalışma sürecini anlatır mısınız?
İlyas Salman hayran olduğum ama çok zor bir oyuncu. 25 yıl sonra başrol oynadı. Senaryoyu okuduktan sonra her gün aradı, 'Mutlaka ben oynamalıyım' diye. Onun oyunculuğunu kademe kademe istediğim yöne çektim. Söylediğim her şeyi radyo ayarı gibi yaptı. Birçok genç kız denedim ama İlyas Salman ile uyum sağlayamadılar. Asistanım Burcu'nun bir yakını Dilan Aksüt. Görür görmez o olduğunu anladım aradığımın. Çok da yetenekli çıktı, hatta zaman zaman İlyas'ı zorladı!
Nasıl zorladı?
Oyunculara senaryoyu bir kere okutturuyorum, sonra onlardan geri alıyorum: 'Bu rolün kim olduğunu, hikayeyi anladın. Vazgeçemeyeceğimiz cümleler var ama bunları sen kendi lisanınla yorumla.' Dilan da yorumlamış rolünü. İlyas 'Eskiden yatağın altına saklanırlarmış, tam kızla oğlan şeye yaklaşınca dışarı fırlayıp şaka yaparlarmış' diyor. Kız da 'Neye yaklaşınca?' diye sorunca İlyas kalakaldı. Erkek, o evliliğin gerçekleşeceğini, geriye dönüşü olmadığını bilen ama korkusu önlenemez bir kızın çırpınışıyla karşı karşıya. Ani sorularla karşılaşınca İlyas da şaşırıp kekeliyordu, ben de bunları kullandım filmde.
Alin TAŞÇIYAN