




Su kullanımında dikkatli olmak, balık ve et tüketimini azaltmak, mevsiminde sebze-meyve yemek, doğala yaklaşmak... Roma’da Carlo Petrini’nin başlattığı bu felsefeyi savunan Slow Food Hareketi’nin Türkiye’de de pek çok üyesi var.
Fatma Karaman / fatmak@stargazete.com
Slow Food Hareketi’ni (Yavaş Yemek) tüm dünya önce kurucusu Carlo Petrini’nin 1986’da Roma’da bir fast-food zinciri mağazasının açılmasına karşı yaptığı protestolarla duymuştu. Petrini, doğayla uyumlu daha yavaş bir hayata, doymanın ve lezzet almanın bir insan hakkı olduğuna dikkat çekmek istemişti. Bu hareket, önceleri İtalya’da küçücük bir grupken bugün 132 ülkede yaklaşık 100 bin üyesiyle dünyanın en etkili gastronomi akımına dönüştü. İlgiye kayıtsız kalamayan Petrini, 2006’da Slow Food Revolution: A New Culture for Dining and Living (Slow Food Devrimi) adlı bir kitap yayımladı. Slow Food Devrimi’nde unutulmaya yüz tutan yeme-içme gelenekleri, tarım yöntemleri ve biyoçeşitliliğin korunması için çalışan bu hareketin maceraları anlatılıyor. Şimdi de Türkçe yayımlandı.
Bir tabak nelere kadir
Sembolü salyangoz olan Slow Food Hareketi’ne göre her yiyeceğin iyi, temiz ve adil olması gerekiyor. Kitabı Türkçe yayımlayan Sinek Sekiz Yayınevi’nin Yayın Yönetmeni ve Slow Food Hareketi üyelerinden İrem Çağıl, bu sistemin mevsimsel ürünlerle beslenme tarzı, çevreye, tüm canlılara zarar vermeyen gıda üretim ve tüketimiyle irili ufaklı tüm üreticileri kolladığını söylüyor: “Bir tabak yemek politika, ekonomi, sosyoloji antropoloji, tarım ve ekoloji gibi birçok disiplinin ilgi alanına giriyor. Yediğiniz patatesin yetişme koşulları, yetiştiren çiftçinin maddi özgürlüğü, soframıza ulaşma şekli... Bunların hepsi bir süreç ve emek sonucu olan şeyler. O patatesi satın alıyor olmak sorumluluktan kurtuluyoruz anlamına gelmez. Eğer umursamazsak doğanın yavaş yavaş yok olmasına yol açarız. Bu göz göre göre zehirli gıda ve maddeleri kendi sofralarına taşıyan ailelerden ve bundan sorumlu şirket ve politikalardan, hayvanlara yapılan işkencelerden, katliamlardan da sorumlu olduğumuz anlamına gelir.”
Her şeyi tüketebilirsiniz
Slow Food Hareketi’nin aslında hem insan hem hayvan haklarını hem de ekolojik dengeleri kulladığını vurgulayan Çağıl “Bu harekette yer alarak doğaya, dünyaya saygılı davranmayı öğreniyoruz. İnsanlara da pazarda hormonlu domatesi almayacak iradeyi göstermesi gerektiğini anlatıyoruz. Ama aslında tarım bölgelerindeki üreticilerin, balıkçıların doğayı ve doğalı koruma bilincini artırmak, geleneksel üretim ve beslenme biçimlerinin sürekliliğini korumak da gerekiyor” diyor.
Çağıl, kaynaklarımızın bizi dünyanın sonuna kadar götürmeyeceği görüşünde: “Dünya nüfusu belli, artık hazır olanı yemeyi bırakıp tasarruf etmemiz lazım. Su kullanımında dikkatli olmak, balık ve et tüketimini azaltmak, mevsiminde sebze-meyve yemek, ekmek israfından kaçınmak, doğala ve doğaya yaklaşmak aslında hepimizin kolaylıkla yapacağı şeyler. İnsanlar bize ‘Ee ne yiyeceğiz!’ diye tepki gösteriyor. Kimseye ‘Hiçbir şey yemeyin’ demiyoruz, her şey yenilebilir ancak biraz daha az tüketmeye özen göstermeleri gerekiyor.”
İlk üye Seferihisar
Slow Food Hareketi, kentlere küreselleşmenin olumsuzlukları karşısında, özgün kimliklerini koruyarak yaşam kalitesini artırmanın yollarını da öğretiyor. ‘Sakin Şehir’ unvanıyla bu öğreti yaygınlaştırılmaya çalışılıyor, çeşitli ülkelerden 100’ü aşkın kent üye. Türkiye’den ise İzmir Seferihisar, Muğla Akkaya, Aydın Yenipazar, Gökçeada Çanakkale, Taraklı Sakarya üyeler arasında. ‘Sakin şehir’ olmak için çevre ve altyapı politikaları, kentsel kalite için teknoloji ve tesisler, yerli üretimi koruma, misafirperverlik, farkındalık ve slow food aktivitelerinin desteklenmesi gibi başlıklardaki 59 kriterin hayata geçirilmesi gerekiyor.
Bisikletle dünya turunda hayatı değişti
İREM Çağıl’ın harekete dahil olma hikayesi ise hayli ilginç. Kendi deyimiyle uzun yıllar bir mimarlık ofisinde kutu kutu evler tasarlayıp şehri beton duvarlarla kaplamaya çalıştığını anlatan Çağıl “Bir gün yaptığım şeyin bana ve insanlığa hiçbir katkısı olmadığını fark ettim. İşten ayrıldım ve bisikletle dünya turuna çıktım. Tam da o zamanlar toprakla nasıl ilişki kurulacağına dair yüzlerce soru vardı kafamda. Yol boyunca kas gücüyle katettiğim bu yolda aslında hayatta kalmak ve mutlu olmak için insanın nelere ihtiyacı olduğunu uzun uzun düşündüm. Yediğim yemeklerin gün içinde ne şekilde hareket enerjisine dönüştüğünü gözlemledim. Anladım ki mutlu olmak için güneş, toprak ve suya ihtiyacım vardı. Bu hareketi öğrenince hemen dahil oldum” diyor.