350 milyon yıllık ağaç bu bahçede yaşıyor

9 Ocak 2010 Cumartesi
350 milyon yıllık ağaç bu bahçede yaşıyor

350 milyon yıllık ağaç bu bahçede yaşıyor

İstanbul’un orta yerinde Beyazıt’ta seraları, havuzları, bahçesi ve beş bini aşkın bitki türüyle gizli bir bahçe var. İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi’nin kapıları aslında herkese açık ama çok fazla bilinmiyor

Burayı özel kılan ise kökeni milyonlarca yıl öncesine dayanan ilginç bitkilere ev sahipliği yapması. Paleofosil adı verilen ve yaklaşık 350 milyon önce var olan bitkilerin yetiştirildiği bahçede, zamanda yolculuk yapmak mümkün

FATMA KARAMAN

İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt kapısının yanından geçip buram buram tarih kokan sokaklarda ilerlerken Süleymaniye Camii’nin hemen sonunda karşınıza çıkan İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi, size bambaşka bir dünyanın kapılarını açıyor. Türkiye’nin en eski botanik bahçesinde, 127 familyadan 400 adet ağaç ve çalıyla yaklaşık üç bin 500 bitki yer alıyor. Dokuz serasıyla birlikte toplam 17 dönümlük bir arsa üzerinde konuşlanan bahçe hakkında bilgi almak için içeri girdiğimizde bizi, bu projenin başkahramanlarından biri olan Yrd. Doç. Dr. Erdal Üzen karşılıyor.

DÖRT MEVSİM BİR ARADA

İstanbul Üniversitesi Biyoloji Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Erdal Üzen enerjisiyle, günün her anında gerek öğrencilerine gerekse bahçeyi merak edip görmeye gelenlere bilgiler veriyor.

Kapısı herkese açık olan botanik bahçesi, özel olarak inşa edilmiş. Bu binalar sayesinde burada birçok iklim ve dört mevsim aynı anda yaşanıyor. Örneğin kuzeyden gelen rüzgarı kesen bina sayesinde, ön tarafta Karadeniz’e özgü bitkiler yeşerirken, yağmur almayan arka kısımda bahar yaşanıyor. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında gelen, ayrı iklimlere ve apayrı kültürlere ait bitkiler bir arada filiz veriyor.

Tropik yaşam koşullarının da sağlandığı seraya girdiğinizde ise sizi ilk olarak sadece yılda bir kez meyve veren kırmızı muz ağacıyla, yapraklarıyla her yanı saran kahve ağaçları karşılıyor. İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi’nde gördüklerinizin her biri ayrı güzellikte ve belki de başka bir yerde görme şansınız olmayan bitkiler... Erdal Üzen, ağaçların yanından geçerken “Hani şimdi yediğiniz portakal var ya, işte bu onun atası” gibi bilgiler veriyor. Bu müthiş çeşitlilik için farklı ülkelerdeki 400 botanik bahçesiyle tohum alışverişi yaptıklarını anlatan Üzen “Başka türlü bu kadar geniş bir alana yayılamazdık” diyor.

Hitler’den kaçtılar İstanbul’a bahçe kurdular

Bahçenin kuruluş öyküsü de 1930’lu yıllara dayanıyor. Hitler mağdurlarından Prof. Dr. Alfred Heilbronn ve Prof. Dr. Leo Brauner ile zoolog Prof. Dr. Andrê Naville Atatürk’ün daveti üzerine İstanbul’a geliyor ve biyoloji enstitülerinde botanik ve zooloji dersleri vermeye başlıyor. Leo Brauner ve Alman bahçe uzmanı Walter Stephan ile birlikte botanik bahçesinin kuruluş aşamasında çalışıyor. Bahçe, 1935 yılında İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi adıyla hizmete giriyor. Ancak kuruluş tarihi, enstitülerin eğitim başladığı 1937 yılı olarak kabul ediliyor.

Toprağa ihtiyaçları yok

Seralarda en çok dikkat çeken bitki türlerinden biri ise parazit bitkiler. Yaşamak için toprağa ihtiyaç duymayan, havadaki nemle beslenen bu bitkilerin asılacak bir zemin bulması yeterli. Buradaki en iş görür bitkilerden bir diğeri ise Amazon fasulyesi. Fasulye ağacında yetişen her bir fasulyenin boyunun 50 santimetre olduğunu söylememiz sanırım ona olan ilgiyi artıracaktır. Ayrıca seralardaki havuzlarda bir sürü tropik balık da var. Bu balıklar ise su bitkilerinin yaşamını sürdürebilmesi için besleniyor.

Kahve ağacı bastonla geldi

Anavatanları dışında başka hiçbir yerde görme fırsatı bulamayacağınız bitkilerin geliş hikayesi ise çok ilginç. Örneğin, sadece Madagaskar’da bulunan bir palmiye türü, Üzen’in bir arkadaşının tohumları tek tek straforun içine yerleştirip üzerini de jelatinle sıkı sıkı kaplamasıyla buraya gelmiş. Vietnam kökenli kahve ağacının tohumu ise bir bastonun içinde Türkiye’ye sokulmuş. 

Adını duyan et veriyor

Dokunulduğunda zarar vermeyen ancak ağızla teması halinde öldüren zehirli bitkilerin en ilginci Afrikalı Zulu kabilesinin oklarının ucuna sürdükleri zehri elde ettikleri... Zulular bu bitkiden elde ettikleri zehirli oklarla avlanıyor. Botanik bahçesinin bir diğer ilgi çeken bitkisi ise Yamyam çiçekler... Üzen “Çiçeklere ‘Yamyam çiçek’ dedim diye, onlarca meraklı vatandaş ellerinde etle gelip bitkiyi beslemek istedi” diyor.

II. Abdülhamit’in Herbaryum’u

Herbaryum, şehirleşme ve başka nedenlerle kaybedilen bitki örtüsünün envanterinin tutulduğu kayıtlara verilen isim. Yıldız Sarayı’ndaki yangından sonra buraya getirilen ve II. Abdülhamit’e ait olan herbaryumda güvenle muhafaza ediliyor. Dr. Üzen “Bu kayıtlar Osmanlı’nın Ortadoğu’daki topraklarına ait bitki örnekleri olduğunu söylüyor. Aynı zamanda dünyanın pek çok ülkesinden bitki bilimcinin de ilgi odağı” diyor.

Palmiyelerin atası

Bugünkü palmiyenin atası kabul edilen Sago palmiyesi, paleofosil yani parazit bir bitki. Birçok türü bulunan bu ağaç 350 milyon yaşında. İki buçuk yılda bir meyve veren ağacın dişisi ve erkeği var. Sago palmiyelerinin çok kıymetli olduğunu ise söylemeye gerek yok. Bu palmiyeler 70-80 bin TL’ye alıcı buluyor.

Facebook Twitter



Tarih:9 Ocak 2010 Cumartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

DİĞER CUMARTESİ HABERLERİ

YAZARLAR

SICAK HABER