




Editörden...
HALİME KÖKCE
Onyıllarca, sınırlarını vesayetin çizdiği alan içinde siyaset yapılan bir ülkede yaşadık. Siyaset bir icra makamı olmaktan çok vaat makamı oldu, bu yüzden de halkın siyasetçiye bakışı çoklukla negatif bir algı üzerinden şekillendi. Halk sandığa giderek oy kullandığı ve bu suretle işlemesini sağladığı siyaset kurumuna, bizzat seçerek Meclis’e gönderdiği vekillerine güvenemez olmuştu. Haklıydı da çünkü siyasi irade çoklukla daha ‘üst’ bir iradenin kontrolü altında iş görüyordu. Siyasetçilerin vaatleri de gerçekçi olmayan ekonomik paketlerden ibaret kalıyordu. Oysa ekonomi de demokrasiden bağımsız düşünülemeyecek bir unsurdu. Türkiye’de pek çok şey değişti ama bunlar içerisinde ilk sıraya yerleştireceklerimizden biri de siyasetin yeniden itibar kazanması, halkın siyaset kurumuna yeniden güven duymaya başlamasıdır.
İşte bu sayede, MİT mensupları ve PKK yetkilileri arasında gerçekleştirilen Oslo görüşmelerinin ses kayıtları 2011 Eylül’ünde, Başbakan’ı ve Hükümeti zor durumda bırakacağı öngörülerek yayınlandığında yer yerinden oynamadı. Bilakis kamuoyu bunu, siyasi irade teröre son vermek için terör örgütüyle de görüşebilir, şeklinde karşıladı. Hükümet de görüşmelerin siyasi bir talimatla gerçekleştiğini açıkça beyan etti, sürecin arkasında durdu.
Muhtemelen Cumhurbaşkanı Gül’ün “Güzel şeyler olacak” dediği günlerde gerçekleşen bu görüşmelerde murad edilen çözüm sürecini tersine çevirmek için “gizli bir el” en etkili yöntem olan silahı işaret etti.
Silvan’la başlayan süreç devlet-PKK görüşmesini görebildiğimiz kadarıyla sona erdirdi ve Türkiye’de hava birden bire değişti.
Geldik bugüne... MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Eski MİT Müsteşarı Emre Taner ve eski MİT Müsteşar Yardımcısı Afet İnan’ın KCK Davası kapsamında ifadeye çağırılması, doğrusu siyasi iradeye karşı yapılmış bir hamle gibi durmaktadır. Yıllardır Ergenekon ve uzantılarına karşı verilen mücadelede el birliği, güç birliği etmiş olan kurumlar bugün farklı ajandaların uygulayıcısı gibi hareket ettikleri intibaını uyandırmaktadır. Ya hiçbir şey tahmin ettiğimiz gibi değil, ya da tahminimiz birebir doğru...
Mesele MİT ve KCK arasındaki ilişkinin siyasi iradenin inisiyatifi dışında gelişen boyutları olduğuna dair kuvvetli şüphe doğuracak belgelerin bulunmuş olması mıdır? Şayet bu operasyon kimilerinin dediği gibi bu sebeple ise, neden Hükümet Hakan Fidan konusunda bu kadar net bir tavır takınsın? 10 yıldır devletin karanlık dehlizlerinde nice aydınlatma faaliyeti yürütmüş olan Hükümet’in böylesi hayati bir konuda bir adamının arkasında bu denli ısrarlı durması pek tabii akla başka sorular getiriyor. Ama pazıl o kadar karışık ki, parçaların doğru yerlerini bulmak bugün için zor.
Net görünen ise şu: Demokratikleşme süreci tahminimizden daha uzun sürecek ve kırmızı başlıklı kız hikayesinde olduğu gibi kurt hep ormanın derinliklerinde pusuda bekleyecek.
Açık Görüş’ün bu haftaki manşeti de, MİT olayını, Türkiye’deki reform sürecinin zamana yayılarak devam etmesinin yol açtığı kazalardan biri olarak değerlendiriyor. Bu süreçte güvenlik ve istihbarat boyutunun sadece bizim değil başka ülke istihbaratlarının da ilgi alanına girdiğini unutmamak gerek.
Murat Yılmaz Türkiye’deki problemi sadece reform sürecinin uzunluğunda değil, takviminin netleşmemiş olmasında da görüyor. Reforma eşlik eden anti-AK Parti’ci iştiyakın ise demokratikleşme sürecini yavaşlattığını teslim etmek gerekir.
Türkiye belli ki daha yolun başında ve bu yol çok çatallı ve çok taşlı.
hkokce@stargazete.com