ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Yokederek varolunmaz, hele devlet hiç olunmaz - AÇIK GÖRÜŞ

Yokederek varolunmaz, hele devlet hiç olunmaz  

17 Kasım 2008 Pazartesi, 01:06 AÇIK GÖRÜŞ

Yokederek varolunmaz, hele devlet hiç olunmaz

Millî Savunma Bakanı, adını koymadan övünüyor soykırımla; Rumlarla Ermeniler (yaşamaya) ‘devam etse’ idiler bu topraklarda, millî devlet olamazmış. Birincisi, pek álá olabilirdi. İkincisi devletin ne kendisi, ne de millîsi Allah’ın emri: İnsanları yaşatmak için değil ise, devlet neyin nesi?

FEVKALADE uyanık bir işportacı: Yahudi mahallesinde kippa diye sattığını cami kapısında namaz takkesi diye pazarlayabilen; fırsat bulursa da Mahmutpaşa’da sutyen teki olarak. Tezgahı branda bezinden, zabıtanın kokusunu aldığında hemen toplayıp sıvışabilmek için. Buna fırsat bulamayıp yakalanacağını anladığında da, zabıtadan daha zabıtacı, etrafa horozlanıp ‘nerede ulan bu tezgahın sahibi’ diye avaz avaz bağıran, sonra da ‘hah, işte orada; kaçıyor, yakalayın namussuzu’ diye zabıtadan önce koşmaya başlayan, peşinden gelsin de tezgahından uzaklaşsın, bu arada kendisi de cezadan yırtsın diye.

Türkiye’de AKP başta, tüm iktidarlar bana hep böyle bir izlenim veriyor. Türkiye’de siyaset hiçbir zaman sabit ve kalıcı bir dükkana sahip olup kurumsallaşma imkanı bulamadı.

Tek parti dönemi malum; parti-devlet: CHP il başkanı aynı zamanda ilin hem valisi, hem de belediye başkanı. 1950-60 arası ise, kendileri de irticaya yol verdikleri gerekçesiyle (de) devrilecek olan ‘demokrat’ların irticaya destek verdi diye Bölükbaşı’nın partisini kapatacakları, kendisine oy vermekten vazgeçmeyen Kırşehir’i illikten ilçeliğe düşürüp kendilerine oy veren ilçesi Nevşehir’e bağlayacakları, bu da yetmedi kendisini hapse atacakları, ana muhalefet liderini zorla Meclis dışına, muhalif gazeteci/dergicilerin tümünü hapse atarken gazetelerin ön sayfalarını sansürleyip bembeyaz çıkarttırtacakları bir dönem.

‘Zinde güçler’ tehdidi

27 Mayıs darbesi ise, ‘çoğunluğum, öyleyse her şeyi yaparım’ diyen sığ otokratı bile ‘demokrasi şehidi’ mevkiine çıkartmayı mümkün kılacak bir zulüm karnavalı: Kaba Türkçesi bile ruhunun kabalığının gerisinde kalan bir cani; hukuk, adalet diyenlere ‘sizi buraya tıkan güç böyle istiyor’ diyebilecek kadar pervasız bir ‘Yüksek Adalet Divanı’ Başkanı.

Ertesi gün idam edilecek bir insanı prostat muayenesi bahanesiyle tacize maruz bırakacak kadar hayásız bir silahlı çete yönetimi ve ülkemizin bütün bir geleceğine kezzap dökülmesi: ‘Asker ne der?’ ipoteği.

Tabiî, en önce seçilmiş başbakan ve bakanların idamı, 1961 seçimlerinden sonra Adalet Partisi listesinden senatör seçilmiş Ali Fuat Başgil’in (Ordinaryüs anayasa profesörü) askerler tarafından zor tehdidi -belki de kullanımı- ile cumhurbaşkanı adaylığından vazgeçirtilip istifa ettirilmesi.

Başka bir anayasa profesörünün, CHP Genel Sekreteri Turhan Feyzioğlu’nun ise Meclis kürsüsünden milletvekillerini ‘zinde güçler kapıda’ diyerekten tehdit etmesi, hem de başbakan yardımcısı olarak: Anasının zamparasıyla bir olup kendi öz babasını korkutmaya kalkmaktan daha az şerefsizce değil.

Yine aynı ‘zinde güçler’in yedeğinde ‘devrimin şanlı yollarında ilerleme’ye soyunan ‘ordu-gençlik el ele’ci darbe mühendisleri; hem de hiç mi hiç utanmadan sosyalist olma iddiasıyla.

Tabiî bu arada, en bilinenleri Talat Aydemir’inkiler olmak üzere sayısız darbe teşebbüs ve hazırlıkları; 12 Mart muhtırası, 12 Eylül darbesi ve devlet kontrolünde bir ‘düşük yoğunluklu savaş’ın müesses kılınması, ‘terörle mücadele’ adı altında yargısız infazı, gözaltında kayıbıyla toplam 80 bin kurbanlı bir hukuksuzluk rejimi.

Terörize eden kim?

Vahim olan ise insanların şehit anası-terörist anası çizgisinde ayrık düşürülüp birbirlerine düşman edilmesi; tabiî kendi oğulları bir türlü şehit olmayan savaş lordları tarafından. Oysa askeriyle, PKK’lısıyla bütün kurbanların anaları, yetimleri, yakınları bilmeli ki dökülen kanın her bir damlasının sorumluları başta Kenan Evren ve şürekası olmak üzere insanların dilini yasaklayıp onlara pislik yedirten, kızlarına-kadınlarına tecavüz eden, yargısız hukuksuz kaçırıp öldüren/yok eden, Nevruz kutlarken veya cenaze kaldırırken insanların üzerinde F-16’lara alçak uçuş yaptırtan -ki bu, kelimenin gerçek anlamıyla, terördür- savaş kışkırtıcılarıdır.

Evet, kendisini savunacak imkanlara sahip olmayan ve de taarruzun ne zaman ve hangi koşullarda geleceğini bilip tayin edemeyen insanlara karşı güç gösterisinde bulunmak, yani insanları dehşete boğup birer özne gibi davranmalarının önünü peşinen kesmek tam tamına terörizmdir -daha doğrusu, terörizm tam tamına budur- ve de işin garibi, bu ülke, bu şekilde terörize edilenler terörist konumuna koyulurken terörize edenlerin, yani gerçek teröristlerin terörle mücadele kahramanı ilan edildiği bir ülkedir.

Proaktif jenosit

İşte bu terörle mücadele kahramanlarından biri daha birkaç gün önce anaları Türkçe konuşmayan çocukların 4-5 yaşından itibaren yuvalarından koparılıp okul öncesi eğitimden geçirilmek suretiyle Türkçe bilir hale getirilmelerinin şart olduğunu söylüyordu.

Bu adam geçen yıl da, en büyük korkusunun PKK’nın silah bırakması olup PKK’lıların dağda yok edilmeleri gerektiğini, birkaç hafta önce de Kürtlerin çok hızlı çoğalmaları karşısında nüfus kontrolünün şart olduğunu dile getirmişti: Proaktif jenosider. Sağ olsun, bana da yeni bir kavram üretip adlandırma fırsatı, sizlere de bir kavramı ilk duyan/okuyan olma şansı vermiş oldu:

Proaktif jenosit=ön-soykırım; yani, bir soyu doğmadan kırma/kurutma, biyolojik ve/veya kültürel olarak.

Harbiye’den pro-aktif’i çıkarsa, Mülkiye’den de post-aktif’i çıkardı jenosiderin: Vecdi Gönül, hani kendisine bağlı bir Genelkurmay Başkanı bile olmayan Millî Savunma Bakanı, ‘hünsa damat’ misali. Adını koymadan övünüyordu soykırımla; Rumlarla Ermeniler (yaşamaya) ‘devam etse’ idiler bu topraklarda, millî devlet olamazmış.

Birincisi, pek álá olabilirdi.

İkincisi devletin ne kendisi, ne de millîsi Allah’ın emri: İnsanları yaşatmak için değil ise, devlet neyin nesi, Vecdi Bey? Rumların mübadelesinden bahsediyor; Rum dediklerinin bir bölümü, Karaman Rumu, Türkler daha İslamlaşmadan Bizans tarafından Hıristiyanlaştırılıp iskan edilmiş akıncı Türkler; yani Türk’ün en hası; ama onlar da mübadeleye tábi tutulmuşlar; sırf Hıristiyan-Ortodoks oldukları için. O yüzden de Cumhuriyeti kuranların kafasında laiklik ideali vardı, ‘laikçi’likleri Aydınlanmacı veya pozitivist bir idealizmden kaynaklanıyordu falan diyen ya zır cahildir, ya da bizi kendisinden de daha geri zekalı sanan bir ajan.

Medeni ulus-devlet

Neyse, Rum-Türk(?) mübadelesinde her iki taraf için de ‘mübadil’ler var; ama, Ermenilerin mübadilleri kimler? Onlar nereye gitti ve onların yerine kimler geldi? ‘Mübadilsiz mübadele’ soykırımın devletçesi: Bir buçuk milyon kadar, yoğun oldukları bölgenin yüzde en az üçte bir -yerine göre yarıdan fazla- nüfusunu oluşturan insanın, binlerce kilise, manastır, okul, yayınevi, gazete, tiyatroları ve de tabiî evleri, yeni doğmuş bebekleri, nişanlı kızları, hamile kadınları ile birlikte artık oralarda/kendi vatanlarında ‘yok’ oluşu, mevsim sıcaklarından dolayı tebahhur etmeleriyle açıklanamayacaksa, acaba nedir?

Ve de Vecdi Gönül’ün, adını telaffuz etmeksizin iftiharla ve medh-ü senalar eşliğinde sahiplendiği şey, işte bu ‘yok’ ediştir: Neymiş efendim; çağdaş ve medenî bir ulus-devlet haline gelmişmişiz.

Yukarıda söyledik, değil ulus-devlet, devletin kendisi de Allah’ın emri değil; ama, her şeyden önemlisi, birincisi, bizler nasıl yaşayacağız, devlet sultası altında mı, illaki bu devlet ulus-devlet mi olacak? Bunu bana empoze etmek, değil Genelkurmay Başkanı, hiç kimsenin hakkı ve haddi değil.

İkincisi, ulus-devlet ona ve onun gibilere her kim öğrettiyse, onların söylediği gibi bir şey değil: İtalya da, İspanya da, en önemlisi Fransa da hem millî, hem de üniter devletler; ama bu ülkelerde anadilde öğretim serbestin ötesinde, yöresine göre bazen herkes için de mecburî: Bunları bile (hele Harp Akademisi vs... gibi ‘yüksek-üstü’ öğretim kurumları görmüş insanlar söz konusuysa) bilmemek cahillikle değil, ancak karartmacı bir niyetle açıklanabilir...

‘Haddini bil’ diyememek

Biliyor musunuz, Fransız milletinden bahsedilir; ama, Fransa’da olmayan tek kavim/etnisite varsa o da Fransızlardır; zira Fransız, belirli bir kavmin değil, Fransa’da yaşayanların, yani Fransalıların ortak adıdır, ülke bazlı; aynen İtalyan, İspanyol kelimeleri için de olduğu gibi. Yoksa orada da birileri çıkıp, diyelim ‘ne mutlu Bröton/Norman/Oksitan/Katalan/Bask veya Bearne’yim diyene’ deyip dağa taşa yazsaydı bugün ne bir Fransız milleti ne de bir Fransız yurdu olurdu.

Önce edepli olalım: Tabiî, ilk bakışta karşımızdakilere karşı; ama edebin ön koşulu haysiyettir; işte o yüzden de yatağını bizimle paylaşanlara karşı: Karısı başörtülü diye Cumhurbaşkanlığı makamını bile boykot edenlere karşı onca yıllık hayat arkadaşını koluna takıp ‘haddini bil, sen kimsin’ diyemeyenlerin Türkiye’nin sorunlarını çözecek yürek ve ferasete sahip olamayacaklarını da bilip, kendilerinden çaplarının üstünde bir şeyler beklemenin, beklentilerimiz karşılanmayınca da küsüp darılma veya diklenmenin hem haksızlık hem de hödüklük olduğu bilinci içinde kendi istediklerimizi kendimiz, kendimiz olarak talep etmenin araçlarını oluşturmanın peşine düşelim.

Barış istiyor muyuz sahi?

Bunun için de en önce şunu bilelim/bildiğimizi gösterelim: Öcalan ister MİT ajanı, PKK’yı da isterse MİT veya CİA kurmuş/kurdurmuş olsun -ki, toplumsal-tarihsel olayları örgüt veya kurumlar temelinde açıklamak ‘toplum mühendis’likçi bir sapmadan başka bir şey değildir-, Kürt adının telaffuz edilmesi, bu devletin Kürtlerle bir sorunu var denilmesi ve bu kabullerden kalkılarak onlarca sözün söylenir hale gelmesi kendiliğinden değil, ister terörist deyin, ister bölücü/katil/hain/satılmış, PKK’nın faaliyetlerinin bir sonucu olarak mümkün hále geldiyse, hümanist bir hakşinaslığın olmasa bile siyasal bir gerçekçiliğin/sosyolojik bir nesnelliğin gereği olarak milyonlarca insanın lider olarak saygı duyup selamladığı insanlara ağzını her açtığınızda hakaret etmekten vazgeçin; tabiî bu ülkede barışı ve çocuklarımızın kanının dökülmemesini istiyorsanız.

kcangiz@gazi.edu.tr

*Prof. Dr. Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi

KADİR CANGIZBAY*

Tarih: 17 Kasım 2008 Pazartesi, 01:06

İŞLEMLER  

Yorumla

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Yorumunuz

Gönder

Şikayet Formu

  • Bu yorumun hakaret, iftira veya herhangi bir başka suç içerdiğini düşünüyorsanız site yöneticisini uyarmak için şikayetinizi yazın.
  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Şikayetiniz

Gönder

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

ÖNE ÇIKANLAR

DİĞER AÇIK GÖRÜŞ HABERLERİ  

['http://www.stargazete.com/dosya/reklam/staregazetebanner.swf','305','150']
star RSS KAYNAKLARI

SON DAKİKA

HAVA DURUMU  

İl:

FOTOGALERI BÖLÜMÜNE GİTMEK İÇİN
star CUMARTESİ
star PAZAR
star SPOR
AÇIK GÖRÜŞ
star EGE
pek yakında
Star gazetesi haber ihbar hattı
star mobil

MENÜ

REKLAM

www.yirmidort.tv

SON DAKİKA

SİTEDE ARA