
Hippler, bugünkü kullanımıyla ulus inşasının; emperyal kontrolün bir iması, yapanın kendi çaresizliğini gizleyen bir belagat unsuru, boş bir yalvarma formülü, ya da kalkınma politikaları ve kriz önlemede anahtar bir konsept olabileceğini öne süsürüyor.
ULUS inşası 1950 ve 60’lı yıllarda bağımsızlığını yeni kazanmış sömürge sonrası ülkelerin kalkınma ve Batılı ülkelere yetişme çabalarıyla alakalı olarak literatüre giren bir kavramdı. Bu yönüyle, sömürgecilik sonrası dönemde Avrupa modelinin açıkça ya da üstü örtük olarak amaç edinilmesiyle toplumlar geleneksel kabile toplumlarından modern ulus-devletlere kendilerini dönüştürecekti.
Fakat Soğuk Savaş yıllarında modernleşme kuramı entelektüel cazibesini nasıl yitirdiyse aynı şekilde bu kavram da yavaş yavaş gözden düşmüş, yıldızı sönükleşmişti.
Soğuk Savaş’ın bitişi ve Doğu Bloku’nun dağılmasıyla birlikte, özellikle 1990’ların ikinci yarısında kavram yeniden popülerleşmeye ve hem politik hem de bilimsel tartışmaların parçası haline gelmeye başladı. Özellikle ‘iflas etmiş devletler’, ‘insani müdahaleler’, ‘barışı koruma operasyonları’, ‘liberal hamiler’, ‘etnik çatışmalar’ vb. bugün uluslararası sahnede sık sık şahit olduğumuz vakalarla bağlantılı olarak yaygın bir kullanım alanına kavuştu kavram. Editörlüğünü Jochen Hippler’in yaptığı Ulus İnşası adlı kitap yaşlı Avrupa’dan söz konusu kavramsal tartışmalara ilişkin eleştirel ve akademik bir bakışı sunuyor.
İktidarın aygıtları
Kitabın ilk bölümü ulus inşasının genel ve kavramsal sorunlarını teorik bir bakışla tartışıyor, bu kavramsal konularda yaşanan sıkıntıları dile getiren yazılardan oluşmuş bir seçki.
Bu bölümü, Afrika, Ortadoğu ile Balkanlar’daki önemli çatışma alanlarından örnek olguların analizini yapan yazılar izliyor. Kitabın üçünce ve sbon bölümü ise ulus inşasının politik terimler çerçevesinde çözümlenmesiyle ilgili sorunlara odaklanan yazıları ihtiva ediyor.
Kitabın editörlüğünü üstlenen Hippler, kitabın açılış yazısında şiddetli anlaşmazlıklar, anlaşmazlıklardan kaçınma ve ulus inşası etrafındaki terminolojik ve politik sorunları tartışıyor. Hippler’e göre yeni ulus-devletler inşası, eski politik ve sosyal aygıtların üstesinden gelip onları yok ederken yeni politik ve toplumsal yapı ve aygıtların oluşturulması sürecini içerir.
Bu ise kendiliğinden iktidarın yeniden inşası ve paylaştırılmasıyla ilgilidir. Bu yüzden ulus inşası pekálá, kişisel iktidar ve imtiyazlar için de rahatça kullanılabilir.
Hippler, bugünkü kullanımıyla, ulus inşasının emperyal kontrolün bir iması, yapanın kendi çaresizliğini gizleyen bir belagat unsuru, boş bir yalvarma formülü, ya da kalkınma politikaları ve kriz önlemede anahtar bir konsept olabileceğini öne sürüyor. Kavramın kullanılış şekline göre değişen bu anlamlar içeriğinin, hali hazırda uluslar arası arenada, üst düzey politik aktörler tarafından da rahatça kullanılabilen bu kavramın imkánlarına yönelik bir tartışmayı da içinde barındırması kadar doğal bir şey yok.
Emperyal kontrol iması
Toplum üzerine bir şablon gibi yerleştirilen ulus inşasının hiçbir başarı şansı olmadığını kaydeden Hippler, özellikle Üçüncü Dünya’nın parçalanmış toplumlarına Batılı modellerin (Pazar ekonomisi, demokratik yapılanma ve seçimler) yeniden uygulanması yoluyla bir ulus inşasının Afganistan örneğinde olduğu gibi birçok güçlükle karşılaşacağını; bunun yerine Irak’ta pragmatist kaygılarla tercih edilen güvenlik ve kontrolü sağlayıp yerel mercilere iktidarı devretme sürecinin de bir ulus inşa etmede işe yarayamayabileceğini işaret ediyor.
Somali’deki başarısız müdahaleden Afganistan ve Irak işgallerine, Bosna ve Kosova’da yaşanan etnik çatışmalara ve Afrika’da süregelen anlaşmazlıklara değin geniş bir örnek olaylar silsilesinin eleştirel bir bakışla irdelendiği kitap günümüz dünyasında yaşanan birçok sorunun ve küreselleşme, modern ulus-devletler, kalkınma stratejileri, askeri müdahaleler, ‘ulus ihracatı’ vb. birçok kavram ve sürecin mahiyetine ilişkin idrak açıyor.
Kapitalist taşrada
Bursa, Osmanlı iktisadî tarihi içinde önemli bir yer tutar. Hem hinterlandı ile kurduğu ilişki hem de ipekli kumaş ticaretinin 16. yüzyıldan itibaren Bursa şehir hayatını etkileyen yüzü araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Sevilay Kaygalak, Kapitalizmin Taşrası’nda meşakkatli bir yolu seçerek, 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kapitalist ilişki biçimlerinin Bursa şehri ve sosyal hayatındaki etkisini kapsamlı bir analizle ele alıyor. Böylelikle Türk toplumunun kapitalist çağa intibakının incelenmesine şehirler düzeyinde önemli bir katkı sağlıyor. Kapitalizmin Taşrası, Sevilay Kaygalak, İletişim, 2008
Modern çağda İslam
Modern çağın büyük Müslüman düşünürlerinden biri olan İkbal, bu kitabında İslám düşüncesinin temel özelliklerini ve sorunlarını özlü bir şekilde özetliyor. Kitapta İslám düşüncesi ahlákî, sosyal ve siyasî düşünce, ilim düşüncesi, felsefî ve tasavvufî düşünce ve sanat düşüncesinden oluşan dört ana başlık altında inceleniyor. İkbal’in metinlerinde hem İslám düşüncesinin fikrî bunalımının nasıl aşılabileceğine, hem de İslám’ın çağımıza neler söyleyebileceğine dair özgün ve ufuk açıcı öneriler sunuyor.İslam Düşüncesi, M. İkbal, Çev.: Y. Kaplan, Külliyat, 2008
MURAT GÜZEL
abatterway_@hotmail.com