




Kürt, Alevi, Kıbrıs, Ermeni meselesi, asker-sivil ilişkisi, bölgesel güç olma azmi, AB... Hükümet hepsini birden çözme kararında
YALÇIN AKDOĞANDoç. Dr. Siyaset Bilimci
Demokratik Açılım süreci, önemli gelişmelerle devam ediyor. DTP’nin kapatılmasıyla birlikte sürecin tamamen son bulacağını düşünenler yanıldıklarını çok çabuk anladılar. Meclis’e katılmama, istifa etme, sokakları savaş alanına çevirme yaklaşımı içinde olan DTP’liler İmralı’dan gelen talimatla yeniden siyaset ve Meclis içinde kalma kararı aldılar.
Peki yeni siyasal hareket PKK’dan bağımsız olabilecek mi, Türkiye partisi olabilecek mi, demokrasiyi ve hukuku içine sindirip, sistem içi bir oyuncu haline gelebilecek mi; kendisini kapattırıp sistemi kilitlemeye mi, sistem içinde tutunup sistemi çalıştırmaya mı gayret edecek? Yeni partinin baş aktörleri kim? Meclis çalışmalarına katılmayacaklarını ve istifa edeceklerini açıklayan ama İmralı’dan gelen talimat üzerine istifadan vazgeçerek BDP’ye giren milletvekilleri... Aslında kapatılan DTP’nin milletvekillerinin başını çektiği bir siyasi hareketten bahsediyoruz. Toplumsal talep ve beklentiye göre kurulan, şekillenen, kendisine yön ve rota çizen bir hareket yok ortada. Kapatılma ihtimaline karşı kurulan ve kendisine biçilen misyon, parti mezarlığına gönderilen daha öncekilerden farklı olmayan bir parti...
Krizi fırsata çevirme
Kapatma davası sonrasında beklenti daha müstakil, daha özgür, daha kuşatıcı, daha Türkiyeli, daha katılımcı bir partinin kurulmasıydı. Bu tehlikeyi gören Öcalan, meydanı boş bırakmamak ve yeni inisiyatif arayışlarına kapı açmamak için hemen yeni adresi gösterdi. Milletvekillerinin istifası halinde doğabilecek siyasal temsil sorununun da önünü kesti. Eski DTP’li milletvekilleri hemen yeni adresteki yerlerini aldılar, ne yeni parti arayışı kaldı, ne yeni temsilci! İstifa kararının hayata geçmemesiyle DTP’nin bir süredir izlediği gerilim üretme, oyunu bozma, sistemi tıkama stratejisi, Öcalan tarafından farklı bir şekilde değerlendirildi. Öcalan üretilen krizi kendisi için fırsata dönüştürme gayretiyle kendisini hem sürecin devamını isteyen irade, hem makulden yana tavır takınan kişi gibi göstermeye çalıştı. DTP’nin kapatılma gerekçelerinden biri terör örgütüyle ilişkisiydi.
Öcalan tam da bu gerekçeyi teyid edercesine kendisini oyuna sokmaya, verdiği talimatlarla herkesi nasıl kontrol altında tuttuğunu göstermeye gayret etti. Kandil, Avrupa ve Ankara ayağında dizginlerin sadece kendi elinde olduğunu göstererek, buradan bir nevi muhataplık üretmeye çalıştı. Böylece yeni doğacak partinin de bir uydu olmaktan öteye geçemeyeceğini ortaya koyarak BDP’nin de ölü doğmasını sağladı. Zaten Öcalan’ın klasik taktiği kendisi dışında bir iradenin güçlenmesine izin vermemek, PKK’nın dibinde ot bitirmemektir. Kandil’deki terörist elebaşlarını veya Meclis’teki parti yöneticilerini sürekli aşağılayan, hafife alan tavrı bunun bir tezahürüdür. Öcalan hem güç gösterisi yaptı, hem de yeni dönemde muhatap olarak kendisini dayattı. Bu tavır, süreçte Öcalan’ı muhatap kabul etmeyecek olan siyasi iktidar açısından pek bir anlam taşımayacaktır. Hükümet, DTP’nin sorumsuz tavırları sonrasında süreci kendi mecrasında sürdürme konusunda daha kararlı görünmektedir. Özellikle İçişleri Bakanı Atalay’ın üçlü terör zirvesi için yaptığı Irak ziyareti ve Başbakan Erdoğan’ın ABD temasları sürecin gidişatı açısından çok önemli görülmelidir.
PKK’da görülen en büyük kaygı, hükümetin uluslararası ittifaklarla kendisini köşeye sıkıştırması ve ablukaya alarak üzerine gelmesidir. KCK’nın açıklaması bunu ortaya koyuyordu. KCK, “birçok uluslararası gücün, bir tasfiye konsepti çerçevesinde önder Apo’yu muhatap konumundan çıkarmaya çalıştığı bir dönemde Kürt halkı serhıldanları yükselterek cevabını alanlarda vermiştir” diyerek, uluslararası kıskacın artmasından duydukları kaygıyı açık etmiş, İçişleri Bakanı’nın Irak temaslarını “beyhude” çaba olarak göstererek tedirginliğini ortaya koymuştur. “Dönem Kürdün birbirine karşı kullanıldığı ve Kürtlerin düşmanlarına hizmet ettiği bir dönem değildir. Aksine Kürtlerin ulusal birliğini en güçlü bir biçimde geliştirmek için ortak stratejilerini oluşturmak üzere ulusal bir konferansı örgütleme çalışmaları gereken bir dönemdir. Hiçbir Kürt, Kürtlerin düşmanına bırakalım fiili olarak yardımda bulunmayı, umut ve cesaret veren bir söz ve davranışa bile mahal vermeyecek şekilde duyarlı yaklaşmalıdır” ifadeleri de “acaba satışa mı geldik” psikolojisini yansıtmaktadır.
PKK’nın çabası beyhude
Kimi analizcilere göre de Erdoğan’ın Obama’yla görüşeceği gün gerçekleşen Reşadiye saldırısı, “Sen ABD ile anlaşarak üzerime gelmeyi düşünürsen, şehirleri cehenneme çeviririm” mesajıydı. PKK, Türkiye’nin ABD veya AB ülkeleriyle terörle mücadelede işbirliği geliştirmesinden, Irak merkezi yönetimi, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ve bölge ülkeleriyle ittifak kurarak kendisini izole edecek, Kuzey Irak’taki mevcudiyetini sıkıntıya sokacak bir durumun ortaya çıkmasından ciddi rahatsızlık duyuyor. Öcalan kendisini muhatap haline getirerek meşrulaştırmaya çalışırken, PKK daha büyük bir oyunla devre dışı bırakılma korkusu içinde... Hükümetin derdi ise hem terörü bitirmek, hem demokratikleşmeyle Kürt meselesini gündemden düşürmek... Bu süreçte PKK’nın, dağdan inişi hızlandıracak, terörü ve silahı bırakacak bir formülü kabullenmesinden başka bir yol kalmayacaktır.
Türkiye, terör dayatmasıyla veya bir terör örgütünün amaçlarına hizmet edecek şekilde hareket etmeyecektir. Terör, artık bir yöntem olarak son bulmalı, silahlı güçler tamamen devre dışı kalarak siyasal güçler demokratik hukuk zemininde faaliyet göstermelidir. Açılım sürecinin istikameti demokratik imkanların gelişmesi, siyasi alanın genişlemesi ve terörün son bulması yönündedir. PKK’nın araya başka şeyler sıkıştırmaya çalışması beyhude olacaktır.
AK Parti devlet canibinden gelen tepkiler üzerine açılımda vites mi küçültmüştür? AK Parti iktidarı kanımca kendi dışındaki çok sayıda olumsuz faktöre rağmen süreci sürdürme kararlılığındadır ve bu bile başlı başına AK Parti’yi farklı bir konuma oturtmaktadır. Acaba devlet ve millet canibinde dayanılamaz bir tepki mi oluşmuştur? Devlet denilen sistemin içinde açılım sürecine tam anlamıyla destek vermeyen, süreçten rahatsızlık duyan kişiler elbette olabilir. Ancak böyle bir kurumsal tavır ve tepkiden bahsetmek mümkün değildir. Çünkü hükümetin uygulayacağı politikaları belirleyecek bir kurum olduğunu varsaymak, demokrasinin doğasına terstir.
Süreçten tedirginlik duyduğu varsayılan kişi veya kurumların varlığı, Açılım’ın yörüngesini değiştirecek, hızını kesecek mahiyette görünmemektedir. Millet canibine bakınca da farklı birkaç tavır olduğu görünüyor. Meseleyi demokrasi ve insani duyarlılık açısından değerlendirerek, tarihi önem atfeden kişilerin sayısı hiç de az değil. MHP ve CHP gibi sürece kökten karşı olan kesimlerin de farklı gerekçelerde olduğunu görüyoruz. Kimi AK Parti’ye puan kazandırmamak için, kimisi asabiyetten, kimisi statükoculuktan Kürt meselesinin çözülmesine direniyor. Bu partilerin estirdiği olumsuz rüzgarın tesirinde kalarak kafası karışan, samimi bir kaygı içinde olan kesimler aslında aynı zamanda terör sorununun ve Kürt meselesinin çözülmesini de arzu ediyorlar. Kürtlerden ve Kürt meselesinden hazzetmedikleri için açılım sürecinin başarısız olmasını isteyen açık veya örtülü milliyetçiler de yok değil. AK Parti’nin oylarında dramatik bir düşüş, muhalefetin oylarında dramatik bir artış olmaması, halk katmanında netleşmiş bir olumsuzluk olmadığını gösteriyor.
İstikbal vaad eden siyaset
O halde ne devlet, ne halk canibinde kemikleşmiş bir tepkiden bahsetmek doğrudur. Sıkça yapılan bir eleştiri de hükümetin neden birçok soruna birden el attığı, niçin tek tek çözme yoluna gitmediğidir. Ermenistan normalleşmesi, asker-sivil ilişkisi, Ergenekon ve çetelerle mücadele, Alevi, Kürt ve azınlık meselesini kapsayan Demokratik Açılım, Ortadoğu’da adaleti ve hakkaniyeti gözeten aktif diplomasi, Kıbrıs’ta inatla çözümü kovalama politikası vs... Normal zamanda her biri bir hükümeti derinden sarsacak sorunların hepsini birden masaya yatırmak, el yakıcı meselelere hep birden el atmak nasıl bir mantıktır?
Bu, ne yaptığını bilmemekle mi, eceline susamakla mı izah edilebilir? Kanımca hayır. Hükümetin bilinçli bir şekilde bu konulara el attığını düşünüyorum. Çünkü bu sorunlar ya doğrudan ya da dolaylı olarak birbiriyle ilişkili. Ya sorunun mahiyeti ve kapsamı, ya ilişkili olduğu çevreler ve bağlantılar, ya da sorunu üreten anlayışlar ve politik tutumlar açısından bir benzerlik söz konusu. İç içe geçmiş, grift meselelerden birine el attığınızda diğerlerini de çözmeniz gerekiyor. Çünkü hepsi aynı kördüğümün parçası. Bir ipi çözmek, diğer ipleri de çözmeyi, bir ipin ucunu bulmak, diğer iplerin de ucunu bulmayı gerektiriyor. Kürt meselesine el attığınız zaman çeteleri zaptetmeniz, aynı anda Alevilerin veya diğer toplum kesimlerinin sorunlarını da gündeme getirmeniz şart oluyor. Avrupa Birliği’ne üyelik dediğinizde ülkenizdeki demokratik açılımı ihmal edemiyorsunuz. Bölgesel bir güç olmak istediğiniz zaman Ermenistan’la ilişkileri normalleştirmek durumunda kalıyorsunuz. Asker sivil ilişkilerini normalleştirmeden demokratik standartları yükseltemiyor, kurumsal güveni tesis etmeden bir kısım meseleleri olması gereken zeminde ele alamıyorsunuz. Bu yüzden hükümetin aynı anda birçok alana el atması, bu sorunların tabiatı gereğidir.
Bir hükümet kronik sistemik sorunlara el atmaya, yüksek siyaset takip etmeye başladığında çok boyutlu ve kapsamlı hareket etmekten başka bir yolu olamaz. AK Parti’nin muktedir olması, uzun vadeli köklü bir siyasal harekete dönüşmesi yüksek siyaset izlemesiyle, yani sistemin kronik meselelerini çözebilmesiyle mümkündür. Aksi halde mevzi sorunlarla uğraşan iktidarlar mevzi parti olarak kalırlar. AK Parti’nin Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olabilmesi, Türkiye’nin istikbalini kurtaracak düzenlemelere gidebilmesinde, Türkiye’nin önünü açacak adımlar atabilmesinde, Türkiye’ye sıçrama yaptıracak çözümler üretebilmesindedir.
yalcinakdogan@mynet.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak