Sizin hiç geleceğiniz çalındı mı?

15 Şubat 2010 Pazartesi
Sizin hiç geleceğiniz çalındı mı?

Sizin hiç geleceğiniz çalındı mı?

Tüm dünyada eğitim modelleri daha esnek hale geliyor, disiplinler arası etkileşim ve geçiş oranı yükseltiliyor.

Mesleğini kendisinin belirlemesi için öğrencinin tercih şansları artırılıyor. Fakat Danıştay, öğrencileri, ekonomik geliri kısıtlı ebeveynlerince verilmiş bir karara mahkûm ediyor. Olan geleceklerine ipotek konulan çocuklara oluyor.

Vahap Coşkun

Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniv. Hukuk Fak. Öğrt. Ü.

Danıştay’ın katsayıya ilişkin olarak aldığı karar, hem anayasaya hem de idare hukukunun temel esaslarına aykırılık taşımaktadır. Bir kere, anayasanın 125. maddesi, idarenin bütün eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olacağını belirlerken, bu denetimin sınırlarını da çizer. Anayasaya göre, yargı makamları, idarenin eylem ve işlemleri hakkında ancak “hukuka uygunluk” denetimi yapabilir, “yerindelik” denetimi yapamazlar.

YÖK farklılığı kaldırmıştı

Açıklayalım: Gerek anayasa ve gerek başta 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu olmak üzere yüksek öğretim mevzuatı uyarınca, üniversite öğretimini ve üniversite giriş sınavını hizmetin gereklerine göre düzenleme yetkisi YÖK’tedir. YÖK bu yasal yetkisine dayanarak, 1998’de düz liseler ile meslek liseleri arasında fark getiren 0.3-0.8 kuralını getirdi. Aynı yetkilerden hareket eden aynı YÖK, 1998’de getirdiği kuralı 2009’da değiştirdi; öğrenciler arasındaki farklılığı önce kaldırdı. Danıştay bunu kabul etmeyince, bu sefer de farklılığı azaltma yoluna gitti, ama Danıştay buna da vize vermedi.

Burada Danıştay’ın bir hukukilik denetimi değil de bir yerindelik denetimi yaptığı açıktır. Danıştay, kendini idarenin yerine koyuyor, önce düz lise ile meslek lisesi öğrencileri arasında bir eşitliğin olmaması gerektiğine karar veriyor, daha sonra bu eşitsizliğin hangi oranda uygulanması gerektiğini de kendisi belirliyor. “0.13-0.15 aralığı yerinde değil, uygun olan 0.8-03 aralığıdır” deyip idareden rol çalıyor, bir idari işlem yapar gibi yürütmenin yetkilerine müdahale ediyor.

Bir katsayı farkının varlığını zaruri gören Danıştay, aynı zamanda bu farkın “aşılabilir bir niteliğinin bulunmaması” gerektiğini belirtiyor kararında. Eğitimin en önemli özelliklerinden biri, bir toplumdaki farklı toplumsal gruplar ve sınıflar arasındaki geçişkenliği sağlamasıdır.

Dikey geçişler ve demokrasi

Bu itibarla demokratik toplumlar, eğitim sistemlerini mümkün mertebe akışkanlığı sağlayacak ilkeler ve kurumlar üzerine inşa etmeye özen gösterirler. Zira toplum içinde dikey geçişlere olanak sağlayan bir eğitim sistemi, aynı zamanda demokrasinin teminatı olarak işlev görür.

Oysa Danıştay, verdiği kararlar, kararda kullandığı ifadeler ile, eğitimi bir kast sistemi mantığı içinde düşündüğünü belli ediyor. Danıştay’a göre iki grup var: Birinci grup, düz liseler ile fen liseleri ve anadolu liselerinde okuyan ve yüksek katsayıya sahip öğrencilerinden oluyor ve Danıştay bunları “üst bir hukuki statü”de görüyor. İkinci grup ise, meslek liselerinde okuyan ve düşük katsayıya sahip öğrencilerden meydana geliyor ve Danıştay’ın indinde bunlar “alt bir hukuki statü”ye tekabül ediyor. Danıştay, bu iki grup arasında herhangi bir geçişin mümkün olmamasını arzuluyor. Bu yüzden, gruplar arasındaki farkın, alttakilerin hiçbir şekilde üsttekilerle aynı okulda okumalarına imkân vermeyecek kadar yüksek tutulması gerektiğine hükmediyor.

Danıştay’ın “aşılamaz” katsayı farkı oluşturulmasını mecburi görmesinin hukuki bir sebebi yoktur. Mustafa Şentop’un belirttiği gibi öğrencilerin “aşamayacağı” nitelikte bir katsayının belirlenmesini zorunlu kılan herhangi bir hukuk kuralı tasavvur edilemez. 0.15-0.13’ü hukuka aykırı kılan ama 0.8-03’ü hukuki yapan bir hukuk kuralı da mevcut değildir.

Danıştay’ın ayrımcı katsayı konusundaki çelikleşmiş iradesinin altında yatan gerçek sebep, 28 Şubat ile doruğa çıkan İHL karşıtlığıdır. 28 Şubat zihniyeti, sanki Cumhuriyet’in kurduğu okullar değilmiş gibi, bu okulları Cumhuriyet için bir tehdit merkezi olarak gördü ve buralardan mezun çocukların başka bir alanda okumalarını engellemek istedi.

28 Şubat zihniyeti

Dönemin YÖK’ü 28 Şubatçıların isteğini emir telakki etti, öğrenciler arasında aşılamaz bir katsayı koyarak İHL’lilerin ilahiyat dışında, başka bir alanda okumalarını imkânsız hale getirdi. Ne var ki, hukuki açıdan sadece İHL’lilere bariyer koymak imkansız olduğundan diğer meslek liseleri de bu katsayıdan kaynaklı ayrımcılığın kurbanı oldular. Böylece, tüm ortaöğretim içinde yüzde 4’lük bir oran oluşturan İHL’lileri engellemek için, tüm meslek liselerinin dibine dinamit konuldu.

Danıştay kararı bir de şu yönüyle değerlendirmek mümkün: Tüm dünyada eğitim modelleri daha bir esnek hale geliyor ve disiplinler arası etkileşim ve geçiş oranı yükseltilmeye çalışılıyor. Mesleğini kendisinin belirlemesi için öğrencinin tercih şansları artırılıyor.  Hayata hangi mesleği yaparak tutunacağına karar verirken öğrencinin gerekli bilgileri edinmesine ve ondan sonra kararını somutlaştırmasına özen gösteriliyor. Üniversitede bile öğrencilere bir seçim olanağı tanınıyor ve öğrenci tanıyıp bildikten sonra bir meslek seçiminde bulunabiliyor.

Ebeveynlerin seçimi

Fakat Danıştay, öğrencileri, 13-14 yaşlarında ebeveynlerince verilmiş bir karara mahkûm ediyor. Meslek liselerinde okuyanların tamamı dar gelirli ailelerin çocuklarıdır. Geçim sıkıntısı çeken ailelerinin onları meslek liselerine göndermelerindeki temel saik, bu çocukların bir an önce hayata atılmalarıdır. Kararda çocuğun en küçük dahli ve söz hakkı bulunmuyor. Oysa bu çocuklar zamanla farklı yeteneklere, farklı ilgilere sahip olduklarını fark ediyor ve gönderildikleri meslek okulunun dışında bir alanda eğitim almak istiyorlar. Bu durumda yapılması gereken, adil ve eşit şartlar belirleyip, bu şartları yerine getirenlerin istedikleri fakültelerde okumalarını sağlamak iken, Danıştay tam aksi bir biçimde davranıp önlerini kesiyor. Hukuku toplum içindeki eşitsizlikleri ve ayrımcılıkları giderecek bir vasıta olarak kullanması gerekirken, hukuk eliyle ayrımcılığı tahkim ediyor.

YÖK, Danıştay kararından sonra yaptığı açıklama ile yetkilerine sahip çıkacağını ve üzerinde herhangi bir vesayeti kabul etmeyeceğini belirtti. Muhtemel ki YÖK, katsayılar arasındaki farkın giderilmesi veya asgariye indirilmesi için çalışacak ve meslek liselilerinin önlerine örülen seti aşmalarına yardım edecek formüller üretecektir. Ancak şunu söylemek müneccimlik olmasa gerektir: Kast sisteminden asla taviz vermeyeceği anlaşılan Danıştay, YÖK’ün yapacağı bu tür değişiklikleri reddedecektir. Bunu yaparken YÖK Kanunu’nun 45. maddesine dayanıyor. Bu itibarla, 45. maddeyi eşit katsayıya olanak verecek şekilde sarih bir şekilde düzenleyip Danıştay’ın gerekçesini elinden almak bugün siyasetin öncelikli görevi olmalıdır.

vahapcoskun@gmail.com

 

Facebook Twitter



Tarih:15 Şubat 2010 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER