




Kahrolsun zulüm! Yaşasın sabun köpüğü devrimi! Ey azgın liberaller, ey sivil vesayetçiler, ey mahalle sivilceleri! “Türkiye Cumhuriyetini kuran orduya haksızlık yapmak” kolay; sıkıysa bu soruya cevap verin!
Muhsin KızılkayaYazar
Bu sabah kalktım, canım fena sıkkındı. Yürüyüş bandında birkaç adım atmıştım ki aklıma geldi. Kıyafetimi değiştirmeden, öyle salapati nehrin kenarına gidip oturdum. Nehir benim evimin çok yakınından geçer. Komşum sayılır yani. Ben hep böyle yaparım, aklım fikrim karışınca, balyoz malyoz inince, ıslak mıslak muhabbeti başlayınca yalnızlığımı yanıma alır nehrin kenarına giderim. Daha baştan söyleyeyim; Türkiye Türklerindir!
Nehir bugün istediğim berraklıkta akmıyordu. Bir yerlerde bir fabrika atık borusunu mu, yoksa belediyenin kolektörünü mü bir şey bağlamışlar, -Allah kahretsin, bize hiçbir yerde rahat yok-, burnumun direğini sızlatan kesif bir kokuyla karşılaştım. Aman boş ver dedim, kokudur geçer, hem akan su kirli değildir, sonra bir kez girdiğin nehirde ikinci kez yıkanamazsın... neyse işte.
Günün en kazık sorusu
Kokuya mokuya aldırmadan gözlerimi dikip nehrin sularına daldım. Siz isterseniz buna ya sabır çekmek, ya da tevekkül deyin. Tefekkür diyenler de var, ben düşünmeyi yeğlerim. Düşündüm, acaba bugün sorabileceğim en kazık soru, nasıl bir soru olmalı? Şu anda içinde bulunduğumuz ruh halimizi en iyi anlatacak, “Türkiye Cumhuriyetini kuran orduya yapılan haksızlıkları içimize sindirdiğimiz” bugünlerde halimizi en iyi anlatacak, herkesi yerine mıh gibi çakacak, cevabını bulamayıp da apışıp kalacakları soru ne olabilir?
Bilirsiniz, canım her sıkıldığında, zulüm arttığında, haksızlıklar alıp başını yürüdüğünde nehrin kenarına gelir otururum.
Gelir oturur da bir türkü tuttururum sanmayın; gelir oturur düşünür, azgın liberallere sorulacak en kazık soruyu arar bulurum. Yine bilirsiniz, dünyanın en zor işi sorulan soruya cevap bulmak değil, ondan daha zor olanı asıl soruyu bulmaktır. Yoksa herkes her soruya cevap verebilir. Ama herkes her soruyu bulamaz.
Aradığım soruyu bulduğumda da böyle erken bir sabah vakti sıkışan gaz seni uykunun en derin yerinden uyandırır da, sen de yanındaki partnerine çaktırmadan, böyle sessizce bırakırsın ya o gazı, ondan sonra da bir gevşer, bir gevşer, sabah uykuna kaldığın yerden devam edersin de dünyanın en güzel şarabını içmiş gibi mayışırsın ya, işte o soruyu bulduğumda bana böyle bir şey olur, o zaman oturur, fişek gibi bir yazı attırırım.
İçimden, be liberal despotlar, be sivil vesayetçiler, be sivilceler (ne güzel deyim, bundan sonra sık sık kullanmalıyım bunu) öyle bir soru buldum ki, hepiniz köşelerinizi bırakır simitçi olursunuz bundan sonra, çünkü bu sorunun cevabını sitin sene bulamazsınız derim ama bu duygumu yüksek sesle ifade etmem.
Ah keşkem, ah keşkem
Biz onlar gibi terbiyesiz, onlar gibi ilk aklımıza geleni söyleyen, sözünü tartıp biçmeyen adamlardan değiliz, lafımızın nereye gideceğini hesaplar öyle konuşuruz; bilen bilir, övünmeye gerek yok, ayrıca tezahürata hiç gerek yok, Türkiye Türklerindir, ben de
Bab-ı Ali’nin Özalı’yım!!
Beynim soruyla meşgulken, bir yandan da düşünüyorum. Ben aynı anda iki farklı şeyi düşünmeyi becerebiliyorum çünkü. Bir yandan içim kan ağlıyor. Keşke o manşeti atmasaydım, keşke Ahmet Kaya’ya “şerefsiz” demeseydim diyordum ki, en iyisi bunu Ayşe’ye anlatayım, onun ağzında bakla ıslanmaz herkese yayar, ben de o yükten kurtulurum dedim kendi kendime ve asıl işime döndüm.
Ne günlerdi o günler
Ayşe ve ıslanan bakladan bahsedince aklıma “ıslak” imza geldi, meğerse imza sahiden ıslakmış. Üstelik “balyoz” da gerçek balyoz muş ha... Yine de, “Türkiye Cumhuriyetini kuran orduya yapılan haksızlıkları içimize sindire sindire normalleşmeyeceğiz” arkadaş.
“Zulüm ilelebet hükümran olmayacak!” “Hukuksuzluk ilelebet payidar olmayacak!” “Kibir kibirlenmeyecek!” Irıplar bırtlamayacak! Başbakan Leman’ı ziyaret edecek! Penguen’in gönlü kalmasın diye oraya da gidecek! İnekler buzağılayacak, güvercinler istediği yere pisleyecek! Bütün bunlar olacak. “Şimdi sabır zamanı!” “Şimdi Gandi gibi olmanın zamanı!” “Zulüm bir noktayı aştı mı, meydan umuda kalır!”
Vay be, verdim kendime coşkuyu, ılgıt ılgıt özgürlük rüzgarlarının estiği 68 baharı geldi aklıma işte, ne günlerdi be!
Sahi “Gandi gibi olalım” diye yazdım da, ne yapmıştı o Allah’ın Hintlisi!
Dur dur aklıma geldi, tuz üretmişti.
Peki biz ne üretebiliriz? Tuz olmaz, onun vakti geçti, devlet tekelinden
kurtuldu. En iyisi biz sabun köpüğü üretelim. İyi fikir mi? Yok lan daha yaratıcı bir şey bulmalıyım!
Kafam iyice karıştı. Nehirden yükselen pis kokudan olsa gerek. Bilerek buraya kolektör bağladılar. Memleket meselelerini hal etmek için buraya düşünmeye geldiğimi anladılar ya, mahsustan burayı kirletiyorlar. Sözüm ona kokudan beni düşünemez hale getirecekler; vız gelir tırıs gider, çatlasanız da
Türkiye Türklerindir!
Sabun köpüğü üretirken Verdim kendime coşkuyu, verdim kendime coşkuyu o azgın liberallere soracağım soruyu unuttum yahu!
Benim asıl işim bu! Yoksa sabah sabah neden geleyim ki bu dışkı kokan nehrin kenarına? Geçen sefer bulduğum soru çok kazıktı. Hepsi dona kaldı. Ama bu sefer bulacağım soru hepsinden daha kazık olacak.
Yahu demin aklıma gelen sabun köpüğü üretmek fikri hiç de fena bir fikir değilmiş. Düşünsenize, hepimiz birer Gandi olmuşuz, tavşan kardeş kostümümü çıkarmış, umrede giydiğim kıyafetimi çekmişim, arkamda ellerinde balyozlar, pardon deterjan kutuları köpük dolu kovalarla milyonlardan oluşan sessiz bir yığın... o azgın liberalleri üreteceğimiz sabun köpüğü içinde bırakıp memleketi tertemiz hale getirmenin tam zamanı...
Kahrolsun zulüm!
Yaşasın sabun köpüğü devrimi!
Yahu soru... Ha buldum işte.
Şimdi soruyorum size ey azgın liberaller, ey sivil vesayetçiler, ey mahalle sivilceleri!
Söyleyin bakalım şimdi bana: Siyah tavuğun yumurtası neden beyazdır?
“Türkiye Cumhuriyetini kuran orduya haksızlık yapmak” kolay; sıkıysa bu soruya cevap verin!
Ya, işte adamı böyle sabun köpüğüne oturturlar!
Not: Bu yazıda kullanılan tırnak içindeki cümleler, Ertuğrul Özkök’ün 25 Şubat 2010 tarihli “Sabır ve tevekkül” başlıklı yazısından alındı.
muhsink63@gmail.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak