Renkli seçimden ‘renkli devrim’ çıkar mı?

22 Haziran 2009 Pazartesi
Renkli seçimden ‘renkli devrim’ çıkar mı?

Renkli seçimden ‘renkli devrim’ çıkar mı?

Etnik grupları ayaklandırmak, demokrasi söylemleriyle siyasal yapıyı kaynatmak, ekonomik baskılarla diz çöktürmek, İran’a uymayan senaryolar. Hasan Köni soruyor: O halde İran’da olan ne?

HASAN KÖNİ
Prof. Dr. Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi

Batı basını belki, Lübnan seçimlerinde etkili olan Sünni-Hıristiyan oylarının seçimi kazandıran gücünün tesiri altında kalarak veya Obama’nın Müslüman dünyasına açılış sağlayan Kahire konuşmasından etkilenerek yahut seçim sonuçları önceden tahmin edildiği halde ileride İran üzerine girişilecek oyunlara hazırlık olarak dünya kamuoyunu yanına çekmek için, İran seçimlerinde Mir Hüseyin Musavi’nin başkanlık seçiminden kazançlı çıkabileceği fikrini yaydı. Seçim sonrasında ise Musavi taraftarlarının direniş haberlerine yer verdi. Ahmedinejad hükümetinin seçimlerde hile yapabileceğini ortaya attı ve İsrail gazetelerini okuyan köşe yazarı arkadaşlarımız İsrail’in, İran’daki seçimler karşısında kendini tehlikede görmekte haklı olacağını belirterek İsrail-Filistin barış süreci konusunda şüphelerini belirttiler.

İran’ın iç gelişmelerini bilen derin çevreler aslında İran seçimlerinin olaylı geçmesini üst yapıdaki dini liderler arasındaki görüş ayrılıklarına bağlıyorlar. Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin Başkanı Ali Hamaney ile Uzmanlar Meclisi Başkanı ve reformcular cephesinin gerçek lideri Rafsancani’nin arasındaki çekişmeler halk hareketlerini doğuruyor. Her iki tarafın milyonlarca kişiyi harekete geçirme gücü var.

Hizbullah’ın kurucusu

Seçimde hile konusu Rafsancani ve Musavi grubu tarafından ilk olarak ortaya atılıp Batı basınının yönlendirilmesi sağlanmış gözüküyor. 1981-88 döneminin sert yöneticisi olan ve bizzat Rafsancani tarafından iktidardan uzaklaştırılan, Lübnan’da Hizbullah’ın kurucusu olan Musavi’nin, Rafsancani’nin desteğini almış olması, acaba bu grubun İran’a yapılacak bir Batı müdahalesini sezmiş olmasından mı kaynaklanmaktadır. Muhalefet grubu neye güvenip seçimlerin başka bir sonuca gideceğine kendini inandırmıştır?

Amerika ile olası ilişkiler konusu bu kadar geniş bir muhalefet hareketi doğurabilir mi? Bu konuları tam olarak aydınlatan bir bilgi henüz yok. Oysa Türkiye’de bile kısa sürede yapılan siyasi anketlerle ‘mahalle baskıları’ ve ‘Türk halkının sosyal tutumları’ konusunda tartışmalar açılırken bu anket tekniklerini bize öğreten Amerika’nın İran seçimlerini araştırmaması, anketler yapmaması mümkün değildi. Nitekim15 Haziran tarihli Washington Post gazetesinde çıkan bir yazıda, Rockefeller Brothers Fund’a bağlı ve Yakındoğu bölgesinde Amerikan ABC ve İngiliz BBC televizyon ve haber kanallarına çalışan Amerikan Kamuoyu Araştırmalar Merkezi ve Amerikan Strateji Grubu adlı anket şirketlerinin yaptığı araştırmalarda İranlıların 2/1 oranında Ahmedinejad’a oy vereceklerini henüz Mayıs ayı içinde tespit ettikleri belirtiliyor.

Bu kamuoyu araştırma şirketinin başkanı Washington’da oturan Ken Bale ve strateji grubunun başkanı Patrick Doherty. Kamuoyu araştırmalarının üstüne Amerikan, İngiliz ve İsrail istihbaratlarının araştırmalarını koyarsak asıl hayret verici olan bu seçim sonuçlarına hayret etmek. Acaba Batı ne istiyor? İran seçimleri konusunda Anayasa uzmanlarını ve siyaset bilimcilerini şaşırtmayacak hususlar da var.

Önce İran Devrimi’nin kökleri Şah’ın toprak reformları ile kendisini destekleyen toprak ağalarını darıltmasına dayanıyor. Şah daha sonra İran halkıyla devlet arasında köprü gibi duran İran ayetullahlarını karşısına aldı. Şii din adamları Sünni din adamlarına göre ayrı bir kurumsal yapıya sahiptiler ve içtihat kapısı kapanmadığı için güncel olayları halk için yorumluyorlardı. Petrol fışkıran İran’da çok lüks yaşamın yanında köylerde aydınlanacak gaz yağı bulunmuyordu. Geri kalmış İran’da daha 1976 yılında bizim belki yeni gördüğümüz süper Amerikan Awacs uçakları vardı. Askeri harcamalar eğitim harcamalarının üstündeydi. Şah’ın polisi sağ ve sol öğrencileri eziyordu.

Devrim’i tahkim mi?

İlginç olarak Ayetullah Humeyni Fransa’dan gelip Şah’ı kovaladı. Otuz sene içinde zaman zaman liberalleşen ve gene muhafazakarlaşan bir rejim kuruldu. Ancak liberal ve muhafazakar denen rejimlerde dini ilkelerin dışında bir kurumsallaşma ve faaliyet görülmedi. Rejim kendi kurumlarını geliştirdi, kendi yönetici ve üst sınıfını yarattı, kendi siyasal kültürünü oturttu. Otuz senelik bu yapılanmanın Obama elini uzattı diye bir ayda, bir senede değişebileceği düşünülebilir mi?

Musavi taraftarları nükleer gelişmelerin durdurulmasını ve Amerika ile ticaret anlaşmalarının yapılmasını, yeni bir gelecek belinlenmesini, kadınların daha özgür olmasını isteyebilirler. Oy oranı yüzde 34. Daha muhafazakar olan grup eski sisteminin devamını istiyor. Batı dışı bir modernleşme boyutunu özlüyor. Zaten kadınlar yoğun olarak siyasetin içinde. Oy oranı yüzde 64.

İran seçimlerinde beklentileri etkiyen diğer bir husus olarak İran’ın siyasal yapılanması var. Anayasanın Koruyucuları Konseyi, 290 kişilik İran Meclisi’nin kararlarını sürekli denetliyor. Ayırt ediciler olarak tercüme edebileceğimizi bir başka konsey daha var: Uzmanlar Meclisi. Uzmanlar Meclisi cumhurbaşkanını denetliyor. İran ordusu ikili bir biçiminde örgütlenmiş: Ordu ve Devrim Muhafızları var. Yargı: sivil mahkemeler ve ihtilal mahkemeleri olarak örgütlenmiş. Reformcu bir başkan olarak seçilen Hatemi bu mekanizmalar nedeniyle liberal reformları yapamamış ve yerine 2005’te Ahmedinejad seçilmişti. Seçilseydi Musavi bu mekanizmaları nasıl aşabilecek ve Amerika ile yakınlaşabilecekti. Musevi, Azerilerin oyunu alabilmek için kendisinin Azeri olduğunu ileri sürmesine rağmen Azeriler 2/1 oranında oylarını Ahmedinejad’a verdi.

İran’ı dizi getirmek

Siyasal analiz yaparken gelişmekte olan ülkelerin dış konjonktür ve büyük güçlerin baskı ve politikalarından etkilendiklerini kabul etmek gerekir. Ancak, Batı’ya kapalı bir rejime sahip İran’da etnik grupları ayaklandırmak, demokrasi söylemleriyle siyasal yapıyı kaynatmak, ekonomik baskılarla IMF önünde diz çöktürmek pek olası değil. O halde dış dünya nasıl İran’a tesir edebilir?

Öncelikle bütün dünya ekonomik bunalım içindeyken ve bu bunalımın büyük bir kısmı 2000’li yılların başında olduğu gibi Amerikan finansal sisteminden ve aşırı askeri harcamalarından gelirken Amerikan ekonomik çözümleri İran dahil bir çok ülkede şüpheyle karşılanmaktadır. Dış gelişmeler konusunda ikinci önemli husus, Amerika’nın Irak’ta başarılı olması ve askeri müdahaleden sonra Irak’ı barış içinde ve müreffeh bir ülke olarak bırakması İran üzerinde etkili olabilirdi. Oysa insan hakları ihlallerini saklamaya çalışan ve bir an önce Irak’tan çıkmak isteyen bir Amerika ile karşılaşıldı. Araplar ve İranlılar İsrail Başbakanı Netanyahu’nun son konuşmasından sonra barış gelebileceğine güvenseler ve Amerika’nın lobi sistemine rağmen İsrail’i etkileyip Ortadoğu barışını sağlayacağına inansalar İran’da kim seçilirse seçilsin Batı’ya karşı daha anlayışlı olabilirdi.

Türkiye’ye etkisi

Bugün Irak’ta ve İran’ın diğer yanı olan Afganistan’da ABD çatışmalarına devam etmeseydi İran daha rahat rejim tartışmaları yapabilirdi. Bütün bu gelişmelere karşılık ne kadar iyi niyetli olursa olsun Obama’nın konuşması yeterli olabilir mi? İran, İsrail’in tehditlerini, İsrail İran politikalarını kabul edebilir mi?

Bir yazar seçim öncesinde başkan değişebilir ancak bölgesel ihtiras ve tehditler kalıcı demişti. İran acaba Şii unsurlara dayanarak Akdeniz’e kadar etkin olmak mı istiyor yoksa bu unsurları kullanarak anavatana karşı olan diğer güçlere karşı koruyucu bir kordon mu kurmak istiyor?

Türkiye’ye gelince İran rejimiyle bir sorunu yok. Musavi veya Ahmedinejad; ilişkiler değişmez. İran’ın nükleer silah yapıp bölgedeki dengeleri değiştirmesini dikkatle izler. Doğal olarak silahlar Türkiye’ye karşı değil. Ancak denge değişimleri Türkiye’nin yeni kapasiteler aramasına yol açabilir. Ahmedinejad zaferinden sonra Batı ülkeleriyle kendinden daha emin olarak görüşmelere başlayabilir. İran’dan Pakistan’a kadar dengelerin kurulması Türkiye ve İran’ın Orta Asya’nın önemli bir bölümünde dostça bir rekabet yapmasına ve kendi aralarında ekonomik ilişkileri daha rahat geliştirmelerine yarayabilir.

Ancak, inatlaşmalar ve İsrail’in korkuları nedeniyle ortaya çıkacak çatışmalar Batı’nın ve Türkiye’nin enerji yollarını tahrip eder Rusya ve Çin’i harekete geçirir. Pakistan’daki Şiiler aşırı Sünni gruplara ezdirilerek Pakistan-İran çatışması çıkartılabilir. Umarız bu ihtimaller yanlış öngörüler olarak kalır.

hasankoni@superonline.com
Facebook Twitter



Tarih:22 Haziran 2009 Pazartesi

İlgili Yazılar

İŞLEMLER

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

YAZARLAR

SICAK HABER