ANASAYFA - STARGAZETE.COM

Pop-muhabirin dişleri ve düşleri arasında Türkiye imajı - AÇIK GÖRÜŞ

Pop-muhabirin dişleri ve düşleri arasında Türkiye imajı  

17 Kasım 2008 Pazartesi, 01:06 AÇIK GÖRÜŞ

Pop-muhabirin dişleri ve düşleri arasında Türkiye imajı

Batı’nın aynasına yansıyan görüntümüzden hep rahatsız olduk. Fergie’nin yaptığı vulgar gazetecilik saçmalığında da bizi asıl ‘Avrupa’ya rezil olmak’ rahatsız etti. Barış gelini Pippa Bacca’nın öldürüşünü ele alışımızda da aynı ‘kol kırılır yen içinde kalır’ anlayışı hakimdi.

POP-ART’IN İngiltere’deki ilk simalarından, bir pop-star gibi hareket etmesiyle tanınan meşhur ressam-fotoğrafçı David Hockney, fotoğraf sanatını gerçeği yansıttığını iddia etmemizin artık mümkün olmadığını söyler. Kimyasal dönem bitmiş, karanlık oda tarih olmuştur. Devir, manipülasyon devridir. Görüntüleri yönlendirme ve şekillendirme konusunda çok daha geniş imkanlar sağlayan dijital makinalardan sonra, fotoğrafın gerçeklikle hiç bir alakası kalmamıştır sanatçıya göre. En ‘gerçek’ olduğunu zannettiğimiz savaş fotoğrafları bile ‘olan’ı değil, kameranın arkasındakinin görmek istediklerini yansıtmaktadır. Dijital kamera ve bilgisayar işbirliği, kameranın arkasındaki göze büyük bir iktidar ve yaratma alanı bahşetmektedir. Bu gelişmenin kendi sanatı açısından olumlu bir yan etkisi vardır, Hockney’e göre. Böylece fotoğraf da resme yaklaşan bir sanat dalı haline gelmiştir. Sanatçının yaratımına alan açılmıştır.

Görüntü avcıları

Fakat bilindiği gibi imal edilen, üretilen ya da yaratılan fotoğraf ve görüntüler, sadece sanat alanıyla sınırlı kalmıyor. Eline cep telefonu ya da bir handy-cam alan herkes, bir muhabir ya da şantajcı olabilecek donanıma sahip günümüzde. Biteviye görüntü kaydeden ve bunları çeşitli şekillerde ‘kullanan’ görüntü-avcılarıyla dolu etrafımız. Bu sebeple medyatik skandallarda, siyasal hesaplaşmalarda, imaj savaşlarında, ulusal düzeyde de uluslararası düzeyde de hep kamera görüntüleri kullanılıyor.

York düşesi Sarah Ferguson’un çocuk yuvalarıyla ilgili gizli kamera çekimleri, görüntü avcılığının en son örneklerinden. Eline kamera alan ya muhabircilik ya şantajcılık yapmaya ‘muktedir’ oluyor. Bu sefer ilginç olan Kraliyet ailesinden bir prensin eski eşi ve 6. ve 7. sıra veliaht olan iki prensesin annesi, kendisi de düşes olan seçkin sınıftan bir kadının böyle bir şeye tevessül etmesi. Bir fenomen haline gelen eltisi Leydi Di’nin tahtına göz diktiğinden midir bu hayırseverlik gösterileri, yoksa borçlarını ödemekte zorlandığından mıdır acar gazetecilik girişimleri bilmiyoruz. Nitekim York düşesinin gazetecilik oynaması, İngiliz basınında hafif bir istihza ile karşılandı. The Daily Telegraph’tan Andrew Pierce ‘Neden Fergie gizli görevlerini kendisine saklamıyor?’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıda onun borçlarını ödemek için kilo kaybettiricilerin reklamını yapmasından borçları altında ezilmesine kadar magazinel pek çok bilgi eşliğinde bu çabasını lüzumsuz ve sadece para kazanaya yönelik bir eylem olduğunu alaylı bir dille ele alıyordu. The Guardian’dan Victoria Cohen de onun mali kriz yaşanan şu günlerde gazeteciler işsiz kalma korkusuyla yaşarken, uyanık bir ‘gazeteci’ olarak işlerine rakip çıktığını söylerken, yaptığı işi tanımlayan tek kelimenin ‘adi/vulgar’ olduğunun da altını çiziyordu.

İmaj sorunumuz

Fakat bizim için bu görüntüler, Fergie’nin yaptığı vulgar gazetecilik saçmalığından ibaret kalamıyor. Hem Batı’da çizdiğimiz imaj bizim için önemli olduğundan hem de AB önünde beklediğimiz için bu tür olaylar doğrudan diplomatik ilişkilerimize yansıdığından, onların işin ironisine vurabildikleri bir olay bizde hiç de öyle gülecek hal bırakmıyor.

Tabii ki imaj çağında, varolan şehir hikayelerine bir yenisinin eklenmesi Batılılar için çok da hayatiyet arzetmeyebilir. Zaten uzaklarda, ‘o ülkelerde’ insan haklarına saygı hiç söz konusu olmadı ki, onlara göre. Doğu şehvetin yanı sıra şiddetin de mekanı olageldi Batılının gözünde. ‘Başkasının acısı’ydı ekrandan gördükleri, gelişmemiş, ilerlemeyi başaramamış, insan hakları karnesi oldum olası zayıf, pek geçer not alacağa da benzemez ‘o ülkeler’den biriydi işte. ‘Dünyanın geri kalanı’nın bilindik bir manzarasıydı, şaşılacak bir şey yoktu. Umduklarıydı, buldukları. ‘Avrupa’yı utandıran görüntüler’ başlığına rağman.

Dijital diplomasi

Halbuki bizim için öyle miydi? Batı’nın aynasında yansıyan görüntümüz bizi hep rahatsız etti. Orada kendimizi geri kalmış gördük. ‘Dünyanın geri kalanı’ ile beraber bir kader yansıdı yüzümüze. Halbuki biz aynayı tutanla bir olmak istiyorduk. O yüzden yuvalarda gerçekten olmakta olan ne, sorusundan ziyade Avupa’ya rezil olma teması çerçevesinde oturdu haber gündemimize. Barış gelini Pippa Bacca’nın öldürüşü meselesini ele alışımızda da aynı kol kırılır yen içinde anlayışı hakimdi. Bizden birileri aynı şekilde ölüyordu ama yorgan kalındı, kokusu dışarı vurmuyordu. Pazarda çürük domates satanın ticari ahlak kıstasıyla değil ‘böyle giderse bizi Avrupa Birliği’ne almazlar’ diye uyarılması da bu yaklaşımın bir başka boyutu.

Ne zaman oradan bir ayna tutulursa yüzümüze, ancak o zaman rahatsız oluyoruz görüntümüzden. Aslında bu metafor üzerinden gidecek olursak, ta Mevlana’daki kendini bilmeye katkısı olan aynaya kadar uzanabiliriz. Elbette insan insanın aynası olmalıdır. Ama aynaya yüzünü tutan kadar ayna olan kişi de önemlidir. Parlak bir aynaya düşen görüntü parlak olurken ve gerçeği yansıtırken, sırı bozulmuş ya da özellikle çarpık görüntü versin diye luna parklardaki gibi sırlarıyla oynanmış aynalara düşen görüntülerse elbette çarpık olacaktır. Bu açıdan bakıldığında, bizim Batı’daki görüntümüzün hep Doğu-Batı ilişkilerinin hiyerarşik yapısı ve bundan beslenen oryantalist söylem tarafından şekillendirilegeldiğini görüyoruz. Yani aynanın sırından emin olmamakta, oradaki görüntünün sıhhatini tartışmakta haklıyız. Bir de bu aynanın artık dijital görüntü teknikleriyle çok daha kolay manipüle edilebildiği bilgisi eklendi repertuarımıza.

Fakat sürekli karşımızdakinin bizi yanlış imajlarla temsil etmesinden şikayetçi olmamızın da sonu yok. Dönüp kendimize bakarsak görüntüden gerçeğe intikal ederiz. Ebedi mağduru ‘oynamak’tan vazgeçersek de kameralara mahkum olmayız. O zaman düşesin Türkiye’siz bir Avrupa düşü de ‘Türkiye’ye gitmeyin’ uyarısıyla gösterdiği dişleri de bizi korkutamaz.

*Sosyolog yazar

NAZİFE ŞİŞMAN*  

nazifesisman@gmail.com

Tarih: 17 Kasım 2008 Pazartesi, 01:06

İŞLEMLER  

Yorumla

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Yorumunuz

Gönder

Şikayet Formu

  • Bu yorumun hakaret, iftira veya herhangi bir başka suç içerdiğini düşünüyorsanız site yöneticisini uyarmak için şikayetinizi yazın.
  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Şikayetiniz

Gönder

Arkadaşına Gönder

  • Adınız ve Soyadınız
  • Eposta Adresiniz
  • Gönderilecek Eposta
  • Yorumunuz

Gönder

Yorumlar

ÖNE ÇIKANLAR

DİĞER AÇIK GÖRÜŞ HABERLERİ  

['http://www.stargazete.com/dosya/reklam/staregazetebanner.swf','305','150']
star RSS KAYNAKLARI

SON DAKİKA

HAVA DURUMU  

İl:

FOTOGALERI BÖLÜMÜNE GİTMEK İÇİN
star CUMARTESİ
star PAZAR
star SPOR
AÇIK GÖRÜŞ
star EGE
pek yakında
Star gazetesi haber ihbar hattı
star mobil

MENÜ

REKLAM

www.yirmidort.tv

SON DAKİKA

SİTEDE ARA