



DTP’nin yerine gelecek partinin PKK’nın uydusu olmaktan çıkıp, kendi şahsiyetine kavuşması, mümkün olduğunca geniş yelpazede bir katılımla oluşması, söylem ve eylemlerini gözden geçirmesi şarttır.
YALÇIN AKDOĞAN
Doç. Dr. Siyaset Bilimci
Demokratik açılım süreci DTP’nin kapatılmasıyla kritik bir aşamaya ulaştı. DTP’nin kapatılacağını herkes öngörüyor ama kimse temenni etmiyordu. Herkes öngörüyordu çünkü uzun zamandır DTP’lilerin radikal söylemleri sadece toplumu tahrik etmekle kalmıyor, hukuk sistemi açısından da ciddi bir aşınma meydana getiriyordu. PKK’yı öven, sürecin muhatabı haline getirmeye çalışan, kendisini PKK’nın oyun planının parçası gibi gören bir anlayışın sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da bile hukuki meşruiyetini koruyabilmesi mümkün değildi.
DTP’nin kapatılacağını tahmin eden DTP’lilerin tahminleri kendilerine yönelik olumsuz bakış açısından dolayı değil, kendi eylem ve söylemlerinin kabul edilemezliğini kendilerinin de fark etmelerindendi. DTP’nin kapatılmasını demokratik yönetime inanmış herhangi bir kişinin tasvip etmesi mümkün olmayacağından özellikle içinden geçilen sürecin hassasiyeti sebebiyle böyle bir olayın doğuracağı sarsıntı herkesi ürkütüyordu. Açılım sürecinin doğası DTP’nin kapatılmamasını, hukukun doğası ise kapatılmasını ortaya koyuyordu. Neticede DTP kapatıldı.
Öcalan’ı meşrulaştırma
Başbakan Erdoğan “parti kapatmaya karşı olduklarını”, “milletin getirdiğini ancak milletin götürebileceğini”, “tüzel yapıların değil gerçek kişilerin cezalandırılması gerektiğini” söyleyerek üzüntüsünü ifade etti. Bu üzüntüyü sadece kişisel bir hissiyat olarak algılamamak gerekir. Kapatma sıkıntısını yaşayan AK Parti’nin genel başkanının DTP’nin kapatılmasına sıcak bakmaması sadece bir parti kapatmayı tasvip etmemekle değil, aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin en önemli süreçlerinden birinin türbülansa girmesinin doğuracağı sıkıntıyla ilişkiliydi.
DTP’nin kapatma öncesindeki negatif tutumu, kapatma sonrasında da devam etti. Çocukları sokaklara dökerek şehir merkezlerini savaş alanına çeviren, söylemlerini giderek sertleştiren, açılım sürecini PKK ve Öcalan’ı meşrulaştırma fırsatına dönüştürmeye çalışan DTP yönetimi, kapatma sonrasında da önce Meclis çalışmalarından çekildiklerini, sonra istifa edeceklerini açıklayarak bu olumsuz tutumu sürdürdü. DTP’nin bu tavrı, sadece kendi siyasal mevcudiyetini sıkıntıya sokmuyor, aynı zamanda siyaseti ve demokrasiyi de etkisizleştiriyordu. Bununla birlikte son olarak istifa düşüncesinden geri adım atmış olmaları önemli bir gelişmedir.
Sorumlu ve olgun tavır
DTP açılım sürecine verdiği önemi tavır ve davranışlarıyla göstermek, elinden gelen katkıyı vermek durumundaydı. Özellikle MHP ve CHP’nin suçlayan, tahrik eden söylemlerine karşı DTP söylemlerini daha kuşatıcı, daha birleştirici bir şekilde yapmalıydı. Eğer açılıma önem veriliyorduysa olması gereken daha sağduyulu bir siyasetti. Ancak DTP kapanmayı arzu eder şekilde ajitasyonlara devam edince, sadece kendi zeminini değil, açılımın zeminini de yok etmeye başladı. Şimdi DTP’lilerden beklenen, kapatma öncesinde sergileyemediği olgun ve sorumlu tavrı, yeni dönemde sergilemektir. İstifadan vazgeçmek bu yönde olumlu bir sinyaldir.
DTP ve PKK’nın süreci sabote etme anlamına gelen girişimleri, Kürt kökenli insanlarımız tarafından da iyi değerlendirilmelidir. Toplumun belli bir kesiminin iradesini yok saymak, temsilini imkansız hale getirmek ne kadar yanlışsa, bu iradeyi ve temsili kötü kullanmak ve heba etmek de o kadar yanlıştır. DTP, bu durumu mağduriyet edebiyatı yaparak geçiştiremez. Hükümet, büyük bir siyasi risk üstlenmiş, politik kutuplaşmayı göze alarak açılımda ısrar etmiştir. Bu soruna yönelik olarak Cumhuriyet tarihinde sergilenen en büyük irade, AK Parti iktidarının bugünkü duruşudur. Kürt meselesi ilk kez bu düzeyde siyasetin konusu yapılmış, daha önce konuşulması bile mümkün olmayan adımlar atılmaya başlamıştır.
Süreci sabote etmeyin
Böyle önemli bir kırılma noktasında sorumsuz davranmanın, süreci sabote etmenin bir karşılığı olmalıdır. Herhangi bir partiye yapılan haksızlık, o partinin sorumsuz davranmasını, bu haksızlıklara zemin hazırlamasını, hak ve hukuk zeminini ortadan kaldıracak eylemlere girmesini mazur gösteremez. Açılım sürecinin en kritik aşamasında Öcalan’ın 17 cm bir alan için ortalığı ayağa kaldırması, birçok şehri savaş alanına çevirecek eylemler için çağrı yapması, DTP’nin tüm meseleyi Öcalan’ın kişisel konforuna indirgemesi nasıl bir demokrasi mücadelesi olabilir?
PKK’nın Reşadiye katliamı hangi mantıkla, hangi vicdanla savunulabilir? PKK, bu meselenin üzerine karabasan gibi çökmüştür, DTP’nin siyasal yaklaşımı bu meselenin önünde duvar gibi dikilmektedir. Kürt kökenli kardeşlerimizin bu durumu görmezden gelmesi, kendi menfaatlerine de, ülkenin menfaatine de değildir. Partizanlıkla veya etnik asabiyetle bu durumu değerlendirmek ancak kişisel tatmin sağlar.
Eğer ortada duran sorun çözülsün, insanlar hak ettikleri hak ve özgürlüklere kavuşsun, bölge rahata, huzur ve refaha kavuşsun isteniyorsa, artık ezberlerin bozulması gerekiyor.
DTP çizgisinde kurulan partiler, kapanmakla ve mağduriyetle siyasi yaşamlarını sürdürmeyi, baskı altında kalacakları bir ortam oluşturarak kalabalık toplamayı bir yöntem olarak seçmiş görünüyorlar. Birçok parti kuruldu, kapandı. Hep mi hukuk hatalı, hep mi karşı taraf suçlu? Milletin enerjisini heba edenlerin, bu yılgınlık ve bitkinliği kullanarak taban kazanmaya çalışanların hiç mi günahı yok?
‘Siyasetten kopma’ çağrısı
Geldiğimiz noktada DTP’nin yerine ikame edilecek partinin PKK’nın uydusu olmaktan çıkıp, kendi şahsiyetine kavuşması, mümkün olduğunca geniş yelpazede bir katılımla oluşması, söylem ve eylemlerini, tutum ve davranışlarını gözden geçirmesi şarttır. DTP’li milletvekilleri yeni geçtikleri partiyle kendilerini Meclis ve demokrasi içinde tutmayı başarabilmelidir.
DTP’nin kapatılmasını bir sorun olarak algılamayan PKK, bu durumu da hazmedemeyecektir. Nitekim en ufak bir eleştiri bile müthiş bir sertlik ve vahşilikle karşılanmaktadır. Kürt meselesinde hassasiyeti bilinen gazeteleri bile şiddetle eleştiren, DTP’ye siyasetten kopmayın çağrısı yapan STK’ların söylemlerini tehlikeli bulan, Kürt vatandaşların sivil inisiyatif arayışlarının önünü kesmeye çalışan PKK’ya yönelik algının değişmesi, Kürt meselesinin çözümü için önemli bir gerekliliktir.
DTP’nin kapatılmasını son derece yanlış bulan aydınların bile, kapatma sonrası DTP’yi savunacak bir söylem ortaya koymamaları, DTP’nin yanlışlarının derecesini göstermektedir. PKK giderek daha fazla tepki görmekte, DTP’liler daha fazla eleştirilmektedir. Sorunun çözülmesini isteyen Kürt kardeşlerimiz bu kesimlerin yanlışlarının sadece topluma fatura ödettirmekle kalmadığını, aynı zamanda bunların yöntem ve politikalarının statükonun amacına hizmet etmekte olduğunu daha iyi görmekte ve anlamaktadır.
yalcinakdogan@mynet.com
Pozitivizme imanın esasları
İki milliyetçilik iki mitoloji Şamanizm ve Zerd...
Devlet ve piyasa arasındaki sırat köprüsü
Kürt sorunu en çok Müslümanların derdi oldu
BDP neden önemlidir?
Taşı gediğine koymanın zamanı
PKK’nın yeni anayasa korkusu
Afrika’daki merhamet ve vicdan kıtlığı
Terörle mücadelede yeni konsept
Gerçek Türkiye hangisi?
Apolitik ricat
‘Terörle mücadele’ başka ‘teröristle mücadele’ ...
İnsan cennetten nasıl düşer?
Hollanda’da kurban ibadeti artık yasak
Türkiye’de Ermenistanlı bir yabancı olmak